|
Arbil Çelen
Ben
Dilekler Üssüymüşüm...
Bir kitapla yollar neden kesişir?
Kitap mı sizi, siz mi kitabı bulursunuz? Hani tesadüf yok ya, o
zaman
"abrakadabra"
diyen kim? Ben bu oyunu defalarca oynadım, kendi kendimi eğlemeye
başladığım, hayali arkadaşlarımın yerini kitapların aldığı,
resimlerine bakıp okumayı bilmeden kendi hikayelerime
çözüldüğüm o küçük kızdan çok mu farklıyım şimdi?
Bütün bu sorular, okumayı,
yaşamın anlamlı bir paylaşımı olarak gören herkes için geçerli
fikrimce. Her kitaptan kapağını açmadan bir hikaye çıkmıyor ama
''Bir Dilek Tut'', derdini daha adını bile duymadığım günlerde
anlatmaya başlayanlardan, içimde öyle bir kıpırtı vardı ki aslında
bekliyordum böylesi bir tecrübeyi...
Bundan beş ay önce Naz Fm'e radyo
programı yapmak için başvuduğumda, programıma isim koymam gerekti,
her şeye binbir anlam yükleyen fikirsel tutumluluktan payını almamış
zihnim başladı maymunca daldan dala atlamaya. En son, Arbil'in Kayıp
Lunaparkı'nda atlıkarıncalarla dönmedolap arasında uçuşuyordu
kelimelerim... Uzun zamandır insanların dualarında sadece
kendilerini ya da en yakınlarını düşünüp, ben-cileyin özneler
kullandıklarına takılıp kalmıştım. Benim kendime yarattığım
sürekliliği olan yegane alemcikteyse her şey - herkes - her an umut,
hüzün, çözüm, çözümsüzlük birimi olabiliyordu. Haliyle komşu
alemciklerimde ben gibi "HAYRIMIZA" ile başlayan cümleler
kullanılıyordu sıklıkla... Hayrımıza/ben işleminde oran bire ne
kadar yakınsa bütünlük o kadar anlamlıydı çünkü... Programın adı
''Arbil'in Sihirli Lambası'' oldu, amaç insanlara dilekler diletip
programın sonunda bir tanesini seçip, o dileğe herkesin
ortak
niyetiyle sihri, yani sevgi dolu niyeti yüklemekti. Açıklaması bile
dakikalar süren ana-tema, meğer beni nerelere hazırlıyormuş...
Yayına başladıktan üç hafta sonra anlaşılmadığım kaygısıyla kendimi
dar attım Beyoğlu'ndaki kitapçılardan birine, yazmaya üşenmemiş ben
gibi biriyle randevum varmış, rafta kocaman harflerle niyetimi
tekrarlıyordu Gahl Sasson, BİR DİLEK TUT, akiste ters bile
dönmüyordu yansımam!
Kitabı tereddütsüz aldım,
ritüelleri severim oldum olası...
Bu arada kitabı klasik bir
tavırla tanımak isteyenler sadece bu alıntıyı okuyup benim şahsi
farkındalık yolculuğumu es geçebilirler, ama Bir DİLEK TUTmaktan
vazgeçmesinler;
Gahl Sasson'un Kabala'ya-Kadim
Musevi mistisizmi öğretilerine sürükleyici, yaratıcı ve yepyeni
yaklaşımı, maddi ve manevi tatmini arayanlar için tam bir doyum
oluşturur. Onun meditasyon, rüyalar ve gerçek yaşam olaylarını
efsaneler, ritüeller, ve felsefelerle bağdaştırdığı ve Dünya çapında
yaptığı meşhur Yaşam Ağacı eğitimlerine dayanan, Bir Dilek Tut
kitabı, yaşamdaki tüm zenginliklerin keşfedildiği ve kucaklandığı
evrensel bir yolculuğa çıkmanızı sağlar. Her inançtan ve dini
kesimden gelen okuyuculara Yaşam Ağacının - Evrenin Yaratılma
Şablonu - enerjilerinin ister maddi olsun (yeni bir araba, daha
yüksek bir maaş) ister kişisel gelişim ve keyfi (kilo kaybetmek,
daha iyi bir iş imkanı, eşinizle daha yakın bir ilişki) veya
hayatınızı değiştirecek derecede önemli bir Tanrı mesajı olsun, bu
dileğinizi gerçekleştirmek için nasıl kullanılacağını öğretir.
Gahl Sasson, kitabı açıp okumaya
başladığınız ilk sayfalarda, sizden ''bir''in parçası olduğunuzu
hatırlamanız ve köklerinizi daha kuvvetle sevgiye sarmanız için bir
ağaç dikmenizi istiyor... Ben uzun yıllardır yerküreye olan bu
anlamlı görevimi çok erteledim, artık zamanı gelmiş meğer... Kitapta
on hafta var, ancak paylaşım on haftada bitmiyor, mesela ben hala
farklı haftaların farkındalıklarıyla yolumda hangi yönde olduğumu,
daha aydınlanmış bir insan olmak için neyi kendimde
bağımsızlaştırmam gerektiğini anlıyorum. Neyse ben 1. haftama 1 ekim
2005'te başladım, o gün iş için istanbul dışına çıktım. BİNGO, her
haftanın renklerle de frekansınıza dokunan bir seçimi var, ilk hafta
‛Beyaz’.
Ben nereye gittim dersiniz, Bodrum'a! Evet her yer bembeyazdı,
bulutlar, evler, insanların giyisileri, bizi havaalanından almaya
gelen araç...
On haftadan ilki "Taç",
bilmelisiniz ki "Ben, olduğumum". Her haftanın mantraları ve
amaçları var. İlk hafta kendinizi kararsız hissettiğinizde sizi
rahatlatacak bir mantra vermiş; "EHEYEH".
Madem haftalara değindim devam
etmeli;
2.Bilgelik: YOD HEY VAV HEY;
Olan, olmuş, olacak... Sezgiyi uyandırmak için.
3.Anlayış: ELOHİM; Işık olsun;
Korkuyu yenmek, bir disipline devam etmek, bir projeye odaklanıp
hayata geçirmek istediğiniz herhangi bir zamanda.
4.Merhamet: e,EL,OM MANİ PADRE
HUM; Ona doğru, birini affetmek ve hayatın bereketini arttırmak
için.
5.Kudret: ELOHİM GİBOR; Kuvvet,
koruma ve engelleri aşmak için.
6.Güzellik: YOD HEY VAV HEY ELOHA
VADA'T; Hayatta barışı, güzelliği, dengeyi arttırmak için.
7.Sonsuzluk: YOD HEY VAV HEY
TZEVAOT; Sanat, sevgi ilşkileri, verimlilik veya tedirgin eden
herhangi bir sosyal durum olduğunda en pratik yardım için bu
mantrayı tekrar edebilirsiniz.
8.İhtişam: ELOHİM TZEVAOT; Lisan
ve iletişim yoluyla materyal şeylerin yaratılımını desteklemek için.
9.Temel: SHADDAİ EL HAİ; Şüphe ve
olumsuzlukların zehrine karşı, hep yaptığımız geriye sıkıntıyla
bakmamıza karşı bizi korur.
10.Krallık: ADONİA HA'ARETZ;
Kendimizi topraklamak için, ani bir endişe duyunca veya fiziksel
güvenceye ihtiyaç duyunca.
Aslında ilk hafta bence en büyülü
olan, dileğinizi bir dua ile yaratana anlatıp sonra da gökyüzüne
attığınız tohumu yeryüzüne de atarak, ağaç dikerek yola
çıkıyorsunuz. Sonra başlayan süreçte, aslında YALNIZ OLMADIĞINIZI
anlıyorsunuz.
Ben ağacımı canım kadim dostumu
bıraktığım selvilerin yanına diktim, Erdem GİGİN şimdi karabiber
salkımlarının gölgesinde, sözüm de vardı ona, ağacı alırken param
çok kısıtlıydı ama dedim ki kendime, "vermeyen alamaz", evren cevap
verdi ''3 YTL''. Gülümsemeye başladığım o andan itibaren kozamdan
çıkmaya hazırlandım...
Size her haftayı ayrıntısıyla
anlatabilirim ama bu benim açılımım, en yakın arkadaşlarımla
oynadığımız bilgelik oyunu, ama asıl siz hazırsanız, HAYDİ BİR DİLEK
TUTUN...
Duanızla ikna edin evreni,
şüphelerin sizi ele geçirmesine izin vermeyin, en önemlisi herkesin
her şeyin hayrına isteyin, duanızı "VE OLDU" diyerek minnetinizi
sunarak bitirin.
VE OLDU...
YAZAR HAKKINDA BİLGİ
Arbil Çelen:
“1971 Adana
doğumluyum, Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık Fakültesi'nde
Şehircilik eğitimi almak için İstanbul'a geldim ve bu şehirde daha
birçok şey olunabileceğini keşfettim. Önce 2 sene Levent Kırca &
Oya Başar Tiyatrosu, ardından farklı radyolarda programcılık,
sahne tasarımı, müzisyenlik, reiki ile öğretmenlik ve
şifacılık... Kısaca beni bulma hallerinde İstanbullu formumda
hayatın akışındayım...”
E-Posta:
arbilcelen@hotmail.com
|