|
I.
ULUSLARARASI ALTERNATİF EĞİTİM SEMPOZYUMU
Birçok uluslararası ve yerel eğitim
kurumu ve eğitimcinin katılımı ile yapılan I. Uluslararası Eğitim
Sempozyumu 26-27 Kasım 2005 tarihlerinde İstanbul Darphane-i
Amire’de yapıldı.
Mevcut eğitimin çağın gereklerine
yanıt vermesi açısından “eğitim” konusu, değişik alternatif eğitim
modellerine değinilerek incelendi ve dinleyicilere sunuldu.
Sempozyuma 100 e yakın akademisyen, öğretmen, öğrenci ve veli
katıldı. Sempozyumda kurumsal ve bireysel olarak alternatif eğitim
alanında sunumlar yapıldı. Modellerin oluşum süreçleri hakkında
bilgilendirme yapıldı. Sorulara yer verildi. Ana uzlaşma alternatif
eğitim modellerinde tek bir en iyi modelin olmadığı ve öğrencinin
eğitimin öznesi olarak eğitim öğrenim sürecine demokratik
katılımının önemi vurgulandı. Modeller özetle, Özgür Okullar,
Demokratik Okullar, Açık Okullar, Montessori ve Waldorf Okulları,
ayrıca Ev ve Halk Eğitimi hareketleri olan uygulamalar da anlatıldı.
Türkiye’deki mevcut sistem sosyolog Kemal İnal tarafından incelendi.

Kısaca fikirlere yer verirsek;
zorunlu ve kitle eğitiminin Ulus Devlet ile ortaya çıkması ve
milliyetçiliğin dünya üzerinde yaygınlaşmasının bir sonucu olarak
çıkması ve buna ve Modernizm’e bir tepki olarak doğan alternatif
eğitim sistemlerindeki holistik (evrensel, bütünleyici) yaklaşım
anlatıldı. Kısaca bu akımları incelersek, Montessori Eğitim Sistemi,
ilk kadın tıp doktoru ve eğitimci Maria Montessori (1870-1952)
tarafından 1907’de kurulmuştur. Eğitim sistemini kurarken çocukluğun
kendine özgü niteliklerinden yola çıkan Montessori, yeni eğitimin
ilk amacının, çocuğun keşfedilmesi ve özgürleştirilmesi olduğunu
belirtmiştir. Waldorf Okulları kurucusu Rudolf Steiner ise, eğitimle
ilgili olarak önemli olanın çocuk eğitimi değil, insan eğitimi
olduğuna işaret edip aslında bir irade eğitimi gerektiğini, zekâ ve
ahlakın karakter gelişimiyle at başı gittiğini öne sürmüştür.
Türkiye’de ise İstanbul halkının
genel eğitim ihtiyacına cevap veren, meslekî, sosyal, kültürel ve
sanatsal bilgilerini geliştiren, onları sadece pasif ve tüketici
olmaktan çıkarıp aktif ve üretici haline getiren, iş gücü
piyasasının talep ettiği nitelikli elemanların yetiştirilmesi
yönünde örgün eğitimi tamamlayıcı ücretsiz bir yaygın eğitim
organizasyonu olan yaygın eğitimin, başka bir ifadeyle halk eğitim
modelinin alternatif örnek bir uygulaması olarak İSMEK incelendi. İş
ve istihdama önemli bir örnek olan, bir kültür ve aynı zamanda
rehabilitasyon merkezi olan İSMEK’in, semt ve mahalle odaklı bir
eğitim yaklaşımından dolayı da diğer “yaygın eğitim” programlarından
farklı olduğu belirtildi.
Waldorf
Eğitimi’nin ise ruhun eğitimi olarak bireysel ve müşterek bilgeliğe
dokunduğu ve bunun, kişiliğin, kültürel olanın, ulusal olanın ve
dünyevi olanın ötesine geçen ruhani bir ben görüşü olduğu
bildirildi: “Waldorf okulunda müfredat, insanın gelişmesi için
bebeklikten yetişkinliğe kadar belirli safhalardan geçerek
gelişmesine destek olur. Tüm safhalardaki fiziksel, artistik ve
akademik tarafları bütünleştirerek tamama hitap eder. Bu yolla,
öğrenciler potansiyellerini azami şekilde geliştirmeleri için teşvik
edilirler ve bunu gerçekleştirirken de insani varlığının gerçeğini
yansıtacak şekilde toplumu dönüştürürler” denildi. Rudolf Steiner’a
göre Waldorf Eğitimi, gençliğin bilgelik, sevgi ve kuvvet içinde
gelişimini destekler, böylelikle de bu kişileri “insanlığı
yardımcıları, kutsal şeylerin kulları, kendi çıkarlarını düşünmeyen,
gerçek kişiler” haline getirecektir.
“Çocuk Üniversitesi” başlıklı
sunumda ise çocuğun gelişimde çevresel uyarıcıların da önemli bir
yeri olmasından dolayı çocuklara değişik çevrelerce yaparak-yaşarak
öğrenme olanakları sunulmalıdır denildi. Öğrencilere bilgiler
aktarmayı değil, öğrencilerin gereksinimleri doğrultusunda onlara;
bilgiyi keşfetme, anlama, uygulama olanağı vermeyi, bilgiler
arasında neden-sonuç ilişkileri kurabilmeyi, problem çözme
becerilerini geliştirmeyi, iyi bir gözlemci olabilmeyi, duygu ve
düşüncelerini çeşitli yollarla ifade edebilmeyi, grupla birlikte
çalışmayı, yaratıcı ve estetik bir bakış açısı kazandırması
gerekmektedir denildi. İşte bu nedenlerden dolayı, üniversiteler,
bilimsel araştırma merkezleri gibi çocuklara bilimsel düşünme
becerilerinin gelişmesini destekleyici kuruluşlar ile iş birliği
yapılarak çocukların bilgilere direkt ulaşmaları sağlanabilir. Bu
amaçla Antalya İli Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Zafer
Anaokulundaki 5–6 yaş çocukları ve TÜBİTAK Gözlem Evi işbirliğinde
yapılan “ Küçük Kâşifler” adlı proje çalışması anlatılmıştır.
Çok ilginç bir sunum ise
İsrail’den katılan Yaacov Hecht tarafından yapıldı. “Demokratik
Eğitim- “Kare”nin Dışında Yaşamak” isimli sunumunda alternatif özgür
humanistik eğitimin üçüncü dalgası anlatıldı. . 20. yüzyılda
alternatif eğitimde 3 farklı dalga oluşmuştur. Birinci dalga
1920-30larda oluşmuş ve adına “Yeni Eğitim” veya “Gelişimci Eğitim”
(New Education” or “Progressive Education”)denmiştir. İkinci dalga
1970lerde oluşmuş ve adına “Açık ve Özgür Eğitim” denmiştir.
Günümüzde de süregelen dalga ise 90’larda başlamış ve ona
“Demokratik Eğitim” ismi verilmiştir.
Hecht, bugün Demokratik Eğitim
hareketiyle ilgili ana zorluk, bu hareketin geçici bir dalga olarak
değil, eğitim sistemi içerisinde demokratik kültürün yeni bir
safhası olarak kabul edilmesini sağlamaktır dedi.
Hecht, “‘Kare’ bugün okullarda
öğretilmekte olan bilgiyi temsil etmektedir. Örneğin, bu kare fen
bilgisini içermektedir, ancak çoğu fenni bilgi ‘karenin’ sınırları
dışında bulunmaktadır. Edebiyat, sanat ve değer okul konuları için
de durum böyledir. Karenin içinde dünyalar eksiktir. Kareye
inananlar, onu sihirli bir varlık, bu dünyadaki herşey için
başlangıç noktası olarak görürler. Daha da tehlikelisi, karenin
insanın zamanını geçirmeye değer tek yer olarak tanımlamalarıdır.
Bir öğrenci, karenin içindeki faaliyetlerle meşgul olduğunda
‘zamanını değerlendiriyordur’, ancak karenin dışında hareket
ettiğinde ‘zamanını harcıyordur’” şeklinde konuşmasına başlayıp bizi
kendi okullarının açılması ve sistemin tüm dünyada 35 ülkeye
yayılması sürecini anlattı. “insanlar kendilerini veya diğerlerini
göremezler. “Karenin” içinde, herkesi karenin ideal kavramına göre
ölçmeye çalışırız ve her kişi diğeri gibi olmak ister. Elde
ettiğimiz de bir çan eğrisidir. Çocuklar açık ölçütlere göre
ölçülenip, sınıflandırılırlar. Bir öğrenci kareye olan yakınlığına
göre mükemmel, vasat veya zayıf olarak nitelendirilirler. Problem
“kare”den mezun olanların bu etiketlerini gerçek sanmaya
başladıklarında başlar. Yakında çoğu kişinin gerçek anlamda vasat
olduğunu fark edeceksin, sadece çok azınlık gerçekten parlak zekâya
sahiptir ve bazıları da zayıftır. Bakış açımız insanların
geliştirmek istedikleri alanları seçmelerine izin verdiğimizde
değişmektedir. O zaman herkes kendi mükemmel alanını keşfedip
geliştirebilir.” 1987’de Hadera, İsrail’de Demokratik Okulu,
İsrail’de son yüzyıl boyunca faaliyet gösteren, özgür ve açık
okullar geleneği üzerine kuruldu. Demokratik Okul isminin seçimi de
kurucularının anlayışının bir yansıması- demokratik toplumun
temelindeki düşünce, görüş ve ifade özgürlüğü gibi fikirlerle okulun
değerlerini paralel hale getirme arzusu iki ana prensip etrafında
oluşturulmuş:
1. Okul çatısı altında insan
haklarına sıkı sıkıya bağlı olmak.
2. Okul hayatını demokratik
usullere göre işletmek.
1993’te IDEC’e- Uluslararası
Demokratik Eğitim Konferansı- öncülük etmişler. 1993’ten beri her
yıl, farklı ülkeler IDEC’e ev sahipliğini yapmaktalar: İsrail,
İngiltere, Avusturya, Ukrayna, Japonya, Yeni Zelanda, Hindistan,
A.B.D., Almanya. Gelecek yıl Avustralya ve 2007’de Brezilya. Bugün
IDEC’in 35 üye ülkesi, 1000’in üzerinde okul ve eğitim kurumlarının
temsilcileri bulunuyor.
Seyfi Kenan, Modern eğitimde
neden alternatifler arayalım isimli sunumunda holistik bakış
açısından öğrencilerin zihinsel, duygusal, psikolojik, ruhi,
fiziksel ve sosyal ihtiyaçlarına saygı göstermeyi amaçlayan modern
bir kafa yapısı tarafından eğitime yöneltilen probleme yönelecek
şekilde insan potansiyelinin doğasına ve farkındalığını araştıran
çalışma olduğunu belirtti.
Kanada Sosyal Ekoloji Enstitüsü
Öğretim Görevlisi Matt Hern ise, “Okullar hem sosyal tekrar ve
yaratım alanlarıdır: kısaca kendimizi nasıl örgütlediğimizi ve
algıladığımız yansıtır ve tanımlarlar. Eğer çocuklar hayatlarının
önemli bir kısmını gerçek tercihler yapmak, öğrenmelerini
yönlendirmek, değer verdikleri şeyleri yapmak veya özgür kararlar
almak konularında çok az imkânlar tanınan antidemokratik kurumlarda
geçiriyorlarsa, onlardan uslu ve uysal vatandaşlar olmaları dışında
bir şey nasıl bekleyebiliriz ki?” dedi. “Herkesin kendisi için cevap
üretmesi noktasına geri çekilemeyiz: sosyal cevaplar ve sosyal
kurumlar geliştirmeliyiz. Daha iyi cevaplar, çocuklar için daha iyi
yerler ve çocukluk için daha iyi kavramlar yaratmalıyız. Ama bunlar
sistemik cevaplar da olmamalı. Colin Ward’un söylediği gibi “bir
cevap kütlesine ihtiyacımız var, kütle cevaplarına değil”dedi.
Kemal İnal ise “ ‘Türk milli
eğitim sistemi’, örgün öğretimde eşitsiz, verimsiz ve niteliksiz
sonuçlar üretmeye devam etmektedir. Bu sistemin milliyetçi,
merkeziyetçi ve bürokratik yapısı, eğitim alanındaki sorunları
ağırlaştırmıştır. Milliyetçi anlayış, eğitimde her türlü düşünce ve
pratiği bir örnek model içine sıkıştırmaya çalışmıştır. Eğitimin
aşırı merkeziyetçi ve bürokratik yapısı ise, eğitsel politika,
karar, eylem ve süreçlerin yukarıdan aşağıya dikey biçimde
aktarılmasına yol açmış; bu da eğitim öznelerinin etkin ve
demokratik katılımına meydan vermemiştir. Son on yılda ise,
küreselleşme süreciyle birlikte piyasa ve şirket dünyasının
özelleştirme politikasını devlet eliyle yürüterek eğitime
müdahalesiyle resmi öğretim ağında yeni bir felsefe ve politika
değişimi yaşanmaya başlamıştır. Böylece “Türk milli eğitim
sistemi”, kamusal (toplumsal) değil özel (bireysel) çıkarlara göre
yeniden tanımlanmıştır. Böylece eğitimin her boyutunda başroldeki
aktörler değişmiştir. Devletin modern bürokratik eğitsel aygıtından
şirket dünyasının modern sonrası esnek öğretim ağına geçiş, felsefi
ve sosyolojik düzlemlerde yeni nosyonlarla da (postmodernizm, TKY
vb.) desteklenmiştir” dedi.
“Mevcut sorunları, eğitimde
yüksek nitelik hala yakalanamamış, eğitsel eşitsizlik sorunu
çözülememiş, okullaşma oranları özellikle kız çocukları için düşük
kalmaya devam etmiş, bölgeler arası eğitsel dengesizlikler artmış,
her geçen yıl eğitime ayrılan kaynaklar azalmış, öğretmen
performansları düşmüş, mezun öğrencilerde işsizlik oranları artmış,
tüm sistem sınavlara göre düzenlenmeye başlanmıştır şeklinde
bildirdi. Türkiye’de eğitim gerek devlet gerekse özel sektör
tarafından parası ödenerek satın alınması gereken bir hizmet
kategorisine sokulmuş ve bu anlayış hemen herkes tarafından kabul
görmüştür. Eğitimin bir meta haline gelmesi, öncelikle üst ve orta
sınıfların işine gelmiş; bu kesimler yüksek paralar ödeyerek
çocuklarına nitelikli eğitim aldırarak onların geleceklerini güvence
altına almıştır. Artan sorunlar, Türkiye’nin alternatif bir eğitim
modeline ihtiyacı olduğunu göstermektedir. Verimli ve demokratik bir
alternatif modelin kurulması, mevcut eğitsel sorunların neden ve
görünümlerinin her bakımdan belirlenmesiyle mümkündür” şeklinde
konuşmasını sonlandırdı.

Doç. Dr. Serdar M. Değirmencioğlu
ise eğitimdeki karadelikler adı altında yaptığı konuşmasında eğitim,
öğrenme ve demokrasi birbirlerinden nasıl koptu anlattı ve çözüm
önerileri getirerek bir an önce harekete geçilmesini istedi.

Summerhill okullarından Jason
Preater, müfredat sorumlusu olarak en eski alternatif okul sistemine
sahip bir okul yöneticisi olarak alternatif eğitimin aslında
sanıldığı gibi öğrenci ve öğretmene çok kolaylıklar sağlamadığını
bunun daha çok bir kendini gerçekleştirme fırsatı (challenge)
yarattığını anlattı.
Prof. Dr. Tayfun Özkaya ise
Brezilya’lı eğitimci Paulo Freire’ye göre eğitim modellerini
anlattı: “Eğitim a) Otoriter eğitim modeli ( Freire buna bankacı
eğitim modeli demektedir) b)Özgürleştirici, diyalogcu eğitim modeli
olarak ikiye ayrılmaktadır. Şili’de tarımsal yayım alanında da
çalışmaları olan Freire’in yaklaşımı radikaldir. Eleştirel eğitim
sadece okullara hapis olamaz. Freire Brezilya’da ve başka ülkelerde
okuma-yazma eğitiminde büyük başarılar kazanmıştır. Alfabe
olmaksızın okuma- yazma ve hesap öğrenen insanlar aynı zamanda
yaşamlarını, kaderlerini değiştirmek için harekete geçmişlerdir.”
Araştırmacı yazar Metin Yeğin ise
Freire’nin düşüncesini, eğitim biçimini pratiğinde yaşama geçiren
‘Movimento dos Trabalhadores Rurais Sem Terra-MST- Topraksız kır
işçileri hareketi’ ya da herkesin söylediği adıyla ‘Topraksızlar’ı
bize anlattı: “Topraksızlar, Brezilya da ki inanılmaz toprak
eşitsizliğine karşı büyük toprak sahiplerinin topraklarını işgal
eder, bütün kararlara herkesin katıldığı bir yaşam biçimi oluşturur,
kolektif ve ekolojik tarım yapar ve bütün bunlar için de Freire’nin
alternatif eğitim biçimini uygular. İşgal ettiği toprakların toplamı
Belçika’dan ya da İrlanda’dan büyüktür ve bu topraklarda yani bu
alternatif okulda yaşayanların sayısı üç milyona yaklaşmaktadır.
Kırın ve kentin yoksulları arasında doğan bu başka dünyanın en
önemli temel taşlarından biri, bu dünyanın en büyük alternatif
okulunda ki ‘bilinç ve dünyanın eşzamanlı’ algılandığı Freire eğitim
biçimidir.” Şeklinde sunumunu yaptı.

Özetle Sempozyum, dünyada
uygulanan çeşitli alternatif eğitim sistemlerini tanıtarak önümüzde
ufuklar açan çok başarılı bir çalışma oldu. Bu çalışmayı gönüllü
çabaları ile ortaya koyan tüm organizasyon komitesine ve bu fikri
ortaya atan Sn. Eylem Korkmaz, Sn. Selma Çakmaklı ve Sn. Burçak
Gülen Morhayim’e yürekten teşekkürler ediyorum. İşler asıl şimdi
başlıyor. Gönüllü komiteler bu arkadaşların etrafında oluşturulacak.
Sempozyumun hemen arkasından yapılan bir toplantı ile gerek kurumsal
gerek kişisel çabaları ile katkıda bulunmak isteyen kişiler bir
araya gelip olası katkılarını sundular. Bir yahoo eylem grubu
oluşturuldu. Çalışmalar bu grup çerçevesinde gönüllü olarak
çeviriler veya diğer katkılar şeklinde devam ettirilecek ve bir
sonraki Alternatif Eğitim Sempozyumuna kadar bakalım neler neler
yapılacak. Takip etmek isterseniz daha detaylı bilgi için:
www.alternatifegitim.org sitesini sık sık ziyaret
edebilirsiniz.
Burçak Alkanlı
EDİTÖR HAKKINDA BİLGİ
Burçak Alkanlı 1972 İstanbul
doğumlu. 2002’de kızının doğumu ile birlikte ruhsallığa
adım attı. İndigo/Kristal Çocuk konuları, yoga eğitmenliği ve
girişimcilik alanlarında çalışmaları var. Detaylı bilgi için
tıklayın
|