Sayı 35|AĞUSTOS 2008    Anasayfa | Blog | Kurumsal | Forum | Gündem | Röportajlar | Dünya | İnsan |  Sağlık | Kültür Sanat | Çocuk | Eğitim | Çevre | Bilim

 

Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

DUYURU!

Gazeteciliğe

hevesli misiniz?

İndigo Dergisi, muhabir ve editörler aramaktadır. Detaylı Bilgi

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Yazar: Can Duman

Suskun ve Keskin

 

Yazar: Yasin Sarı

Sirius Burada

 

Yazar: Fehmi Özçelik  

Oyun

 

Yazar: Mehmet Yapıcı

Sen Yoktun

 

Yazar: Can Duman

Bilinmezin Sensizi

 

 

 

 

 

I. ULUSLARARASI ALTERNATİF EĞİTİM SEMPOZYUMU

Birçok uluslararası ve yerel eğitim kurumu ve eğitimcinin katılımı ile yapılan I. Uluslararası Eğitim Sempozyumu 26-27 Kasım 2005 tarihlerinde İstanbul Darphane-i Amire’de yapıldı.

Mevcut eğitimin çağın gereklerine yanıt vermesi açısından “eğitim” konusu, değişik alternatif eğitim modellerine değinilerek incelendi ve dinleyicilere sunuldu. Sempozyuma 100 e yakın akademisyen, öğretmen, öğrenci ve veli katıldı.  Sempozyumda kurumsal ve bireysel olarak alternatif eğitim alanında sunumlar yapıldı. Modellerin oluşum süreçleri hakkında bilgilendirme yapıldı. Sorulara yer verildi. Ana uzlaşma alternatif eğitim modellerinde tek bir en iyi modelin olmadığı ve öğrencinin eğitimin öznesi olarak eğitim öğrenim sürecine demokratik katılımının önemi vurgulandı. Modeller özetle, Özgür Okullar, Demokratik Okullar, Açık Okullar, Montessori ve Waldorf Okulları, ayrıca Ev ve Halk Eğitimi hareketleri olan uygulamalar da anlatıldı. Türkiye’deki mevcut sistem sosyolog Kemal İnal tarafından incelendi.

Kısaca fikirlere yer verirsek; zorunlu ve kitle eğitiminin Ulus Devlet ile ortaya çıkması ve milliyetçiliğin dünya üzerinde yaygınlaşmasının bir sonucu olarak çıkması ve buna ve Modernizm’e bir tepki olarak doğan alternatif eğitim sistemlerindeki holistik (evrensel, bütünleyici) yaklaşım anlatıldı. Kısaca bu akımları incelersek, Montessori Eğitim Sistemi, ilk kadın tıp doktoru ve eğitimci Maria Montessori (1870-1952) tarafından 1907’de kurulmuştur. Eğitim sistemini kurarken çocukluğun kendine özgü niteliklerinden yola çıkan Montessori, yeni eğitimin ilk amacının, çocuğun keşfedilmesi ve özgürleştirilmesi olduğunu belirtmiştir. Waldorf Okulları kurucusu Rudolf Steiner ise, eğitimle ilgili olarak önemli olanın çocuk eğitimi değil, insan eğitimi olduğuna işaret edip aslında bir irade eğitimi gerektiğini, zekâ ve ahlakın karakter gelişimiyle at başı gittiğini öne sürmüştür.

Türkiye’de ise İstanbul halkının genel eğitim ihtiyacına cevap veren, meslekî, sosyal, kültürel ve sanatsal bilgilerini geliştiren, onları sadece pasif ve tüketici olmaktan çıkarıp aktif ve üretici haline getiren, iş gücü piyasasının talep ettiği nitelikli elemanların yetiştirilmesi yönünde örgün eğitimi tamamlayıcı ücretsiz bir yaygın eğitim organizasyonu olan yaygın eğitimin, başka bir ifadeyle halk eğitim modelinin alternatif örnek bir uygulaması olarak İSMEK incelendi. İş ve istihdama önemli bir örnek olan, bir kültür ve aynı zamanda rehabilitasyon merkezi olan İSMEK’in, semt ve mahalle odaklı bir eğitim yaklaşımından dolayı da diğer “yaygın eğitim” programlarından farklı olduğu belirtildi. 

Waldorf Eğitimi’nin ise ruhun eğitimi olarak bireysel ve müşterek bilgeliğe dokunduğu ve bunun, kişiliğin, kültürel olanın, ulusal olanın ve dünyevi olanın ötesine geçen ruhani bir ben görüşü olduğu bildirildi: “Waldorf okulunda müfredat, insanın gelişmesi için bebeklikten yetişkinliğe kadar belirli safhalardan geçerek gelişmesine destek olur. Tüm safhalardaki fiziksel, artistik ve akademik tarafları bütünleştirerek tamama hitap eder. Bu yolla, öğrenciler potansiyellerini azami şekilde geliştirmeleri için teşvik edilirler ve bunu gerçekleştirirken de insani varlığının gerçeğini yansıtacak şekilde toplumu dönüştürürler” denildi. Rudolf Steiner’a göre Waldorf Eğitimi, gençliğin bilgelik, sevgi ve kuvvet içinde gelişimini destekler, böylelikle de bu kişileri “insanlığı yardımcıları, kutsal şeylerin kulları, kendi çıkarlarını düşünmeyen, gerçek kişiler” haline getirecektir. 

“Çocuk Üniversitesi” başlıklı sunumda ise çocuğun gelişimde çevresel uyarıcıların da önemli bir yeri olmasından dolayı çocuklara değişik çevrelerce yaparak-yaşarak öğrenme olanakları sunulmalıdır denildi. Öğrencilere bilgiler aktarmayı değil, öğrencilerin gereksinimleri doğrultusunda onlara; bilgiyi keşfetme, anlama, uygulama olanağı vermeyi, bilgiler arasında neden-sonuç ilişkileri kurabilmeyi, problem çözme becerilerini geliştirmeyi, iyi bir gözlemci olabilmeyi, duygu ve düşüncelerini çeşitli yollarla ifade edebilmeyi, grupla birlikte çalışmayı, yaratıcı ve estetik bir bakış açısı kazandırması gerekmektedir denildi. İşte bu nedenlerden dolayı, üniversiteler, bilimsel araştırma merkezleri gibi çocuklara bilimsel düşünme becerilerinin gelişmesini destekleyici kuruluşlar ile iş birliği yapılarak çocukların bilgilere direkt ulaşmaları sağlanabilir. Bu amaçla Antalya İli Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Zafer Anaokulundaki 5–6 yaş çocukları ve TÜBİTAK Gözlem Evi işbirliğinde yapılan “ Küçük Kâşifler” adlı proje çalışması anlatılmıştır. 

Çok ilginç bir sunum ise İsrail’den katılan Yaacov Hecht tarafından yapıldı. “Demokratik Eğitim- “Kare”nin Dışında Yaşamak” isimli sunumunda alternatif özgür humanistik eğitimin üçüncü dalgası anlatıldı. . 20. yüzyılda alternatif eğitimde 3 farklı dalga oluşmuştur. Birinci dalga 1920-30larda oluşmuş ve adına “Yeni Eğitim” veya “Gelişimci Eğitim” (New Education” or “Progressive Education”)denmiştir. İkinci dalga 1970lerde oluşmuş ve adına “Açık ve Özgür Eğitim” denmiştir. Günümüzde de süregelen dalga ise 90’larda başlamış ve ona “Demokratik Eğitim” ismi verilmiştir.

Hecht, bugün Demokratik Eğitim hareketiyle ilgili ana zorluk, bu hareketin geçici bir dalga olarak değil, eğitim sistemi içerisinde demokratik kültürün yeni bir safhası olarak kabul edilmesini sağlamaktır dedi.

Hecht, “‘Kare’ bugün okullarda öğretilmekte olan bilgiyi temsil etmektedir. Örneğin, bu kare fen bilgisini içermektedir, ancak çoğu fenni bilgi ‘karenin’ sınırları dışında bulunmaktadır. Edebiyat, sanat ve değer okul konuları için de durum böyledir. Karenin içinde dünyalar eksiktir. Kareye inananlar, onu sihirli bir varlık, bu dünyadaki herşey için başlangıç noktası olarak görürler. Daha da tehlikelisi, karenin insanın zamanını geçirmeye değer tek yer olarak tanımlamalarıdır. Bir öğrenci, karenin içindeki faaliyetlerle meşgul olduğunda ‘zamanını değerlendiriyordur’, ancak karenin dışında hareket ettiğinde ‘zamanını harcıyordur’” şeklinde konuşmasına başlayıp bizi kendi okullarının açılması ve sistemin tüm dünyada 35 ülkeye yayılması sürecini anlattı. “insanlar kendilerini veya diğerlerini göremezler. “Karenin” içinde, herkesi karenin ideal kavramına göre ölçmeye çalışırız ve her kişi diğeri gibi olmak ister. Elde ettiğimiz de bir çan eğrisidir. Çocuklar açık ölçütlere göre ölçülenip, sınıflandırılırlar. Bir öğrenci kareye olan yakınlığına göre mükemmel, vasat veya zayıf olarak nitelendirilirler. Problem “kare”den mezun olanların bu etiketlerini gerçek sanmaya başladıklarında başlar. Yakında çoğu kişinin gerçek anlamda vasat olduğunu fark edeceksin, sadece çok azınlık gerçekten parlak zekâya sahiptir ve bazıları da zayıftır. Bakış açımız insanların geliştirmek istedikleri alanları seçmelerine izin verdiğimizde değişmektedir. O zaman herkes kendi mükemmel alanını keşfedip geliştirebilir.” 1987’de Hadera, İsrail’de Demokratik Okulu, İsrail’de son yüzyıl boyunca faaliyet gösteren, özgür ve açık okullar geleneği üzerine kuruldu. Demokratik Okul isminin seçimi de kurucularının anlayışının bir yansıması- demokratik toplumun temelindeki düşünce, görüş ve ifade özgürlüğü gibi fikirlerle okulun değerlerini paralel hale getirme arzusu iki ana prensip etrafında oluşturulmuş:

1. Okul çatısı altında insan haklarına sıkı sıkıya bağlı olmak.

2. Okul hayatını demokratik usullere göre işletmek.

1993’te IDEC’e- Uluslararası Demokratik Eğitim Konferansı- öncülük etmişler. 1993’ten beri her yıl, farklı ülkeler IDEC’e ev sahipliğini yapmaktalar: İsrail, İngiltere, Avusturya, Ukrayna, Japonya, Yeni Zelanda, Hindistan, A.B.D., Almanya. Gelecek yıl Avustralya ve 2007’de Brezilya. Bugün IDEC’in 35 üye ülkesi, 1000’in üzerinde okul ve eğitim kurumlarının temsilcileri bulunuyor.

Seyfi Kenan, Modern eğitimde neden alternatifler arayalım isimli sunumunda holistik bakış açısından öğrencilerin zihinsel, duygusal, psikolojik, ruhi, fiziksel ve sosyal ihtiyaçlarına saygı göstermeyi amaçlayan modern bir kafa yapısı tarafından eğitime yöneltilen probleme yönelecek şekilde insan potansiyelinin doğasına ve farkındalığını araştıran çalışma olduğunu belirtti. 

Kanada Sosyal Ekoloji Enstitüsü Öğretim Görevlisi Matt Hern ise, “Okullar hem sosyal tekrar ve yaratım alanlarıdır: kısaca kendimizi nasıl örgütlediğimizi ve algıladığımız yansıtır ve tanımlarlar. Eğer çocuklar hayatlarının önemli bir kısmını gerçek tercihler yapmak, öğrenmelerini yönlendirmek, değer verdikleri şeyleri yapmak veya özgür kararlar almak konularında çok az imkânlar tanınan antidemokratik kurumlarda geçiriyorlarsa, onlardan uslu ve uysal vatandaşlar olmaları dışında bir şey nasıl bekleyebiliriz ki?” dedi. “Herkesin kendisi için cevap üretmesi noktasına geri çekilemeyiz: sosyal cevaplar ve sosyal kurumlar geliştirmeliyiz. Daha iyi cevaplar, çocuklar için daha iyi yerler ve çocukluk için daha iyi kavramlar yaratmalıyız. Ama bunlar sistemik cevaplar da olmamalı. Colin Ward’un söylediği gibi “bir cevap kütlesine ihtiyacımız var, kütle cevaplarına değil”dedi.  

Kemal İnal ise “ ‘Türk milli eğitim sistemi’, örgün öğretimde eşitsiz, verimsiz ve niteliksiz sonuçlar üretmeye devam etmektedir. Bu sistemin milliyetçi, merkeziyetçi ve bürokratik yapısı, eğitim alanındaki sorunları ağırlaştırmıştır. Milliyetçi anlayış, eğitimde her türlü düşünce ve pratiği bir örnek model içine sıkıştırmaya çalışmıştır. Eğitimin aşırı merkeziyetçi ve bürokratik yapısı ise, eğitsel politika, karar, eylem ve süreçlerin yukarıdan aşağıya dikey biçimde aktarılmasına yol açmış; bu da eğitim öznelerinin etkin ve demokratik katılımına meydan vermemiştir. Son on yılda ise, küreselleşme süreciyle birlikte piyasa ve şirket dünyasının özelleştirme politikasını devlet eliyle yürüterek eğitime müdahalesiyle resmi öğretim ağında yeni bir felsefe ve politika değişimi yaşanmaya başlamıştır.  Böylece “Türk milli eğitim sistemi”, kamusal (toplumsal) değil özel (bireysel) çıkarlara göre yeniden tanımlanmıştır. Böylece eğitimin her boyutunda başroldeki aktörler değişmiştir. Devletin modern bürokratik eğitsel aygıtından şirket dünyasının modern sonrası esnek öğretim ağına geçiş, felsefi ve sosyolojik düzlemlerde yeni nosyonlarla da (postmodernizm, TKY vb.) desteklenmiştir” dedi. 

“Mevcut sorunları, eğitimde yüksek nitelik hala yakalanamamış, eğitsel eşitsizlik sorunu çözülememiş, okullaşma oranları özellikle kız çocukları için düşük kalmaya devam etmiş, bölgeler arası eğitsel dengesizlikler artmış, her geçen yıl eğitime ayrılan kaynaklar azalmış, öğretmen performansları düşmüş, mezun öğrencilerde işsizlik oranları artmış, tüm sistem sınavlara göre düzenlenmeye başlanmıştır şeklinde bildirdi. Türkiye’de eğitim gerek devlet gerekse özel sektör tarafından parası ödenerek satın alınması gereken bir hizmet kategorisine sokulmuş ve bu anlayış hemen herkes tarafından kabul görmüştür. Eğitimin bir meta haline gelmesi, öncelikle üst ve orta sınıfların işine gelmiş; bu kesimler yüksek paralar ödeyerek çocuklarına nitelikli eğitim aldırarak onların geleceklerini güvence altına almıştır. Artan sorunlar, Türkiye’nin alternatif bir eğitim modeline ihtiyacı olduğunu göstermektedir. Verimli ve demokratik bir alternatif modelin kurulması, mevcut eğitsel sorunların neden ve görünümlerinin her bakımdan belirlenmesiyle mümkündür” şeklinde konuşmasını sonlandırdı. 

Doç. Dr. Serdar M. Değirmencioğlu ise eğitimdeki karadelikler adı altında yaptığı konuşmasında eğitim, öğrenme ve demokrasi birbirlerinden nasıl koptu anlattı ve çözüm önerileri getirerek bir an önce harekete geçilmesini istedi. 

Summerhill okullarından Jason Preater, müfredat sorumlusu olarak en eski alternatif okul sistemine sahip bir okul yöneticisi olarak alternatif eğitimin aslında sanıldığı gibi öğrenci ve öğretmene çok kolaylıklar sağlamadığını bunun daha çok bir kendini gerçekleştirme fırsatı (challenge) yarattığını anlattı.  

Prof. Dr. Tayfun Özkaya ise Brezilya’lı eğitimci Paulo Freire’ye göre eğitim modellerini anlattı: “Eğitim a) Otoriter eğitim modeli ( Freire buna bankacı eğitim modeli demektedir) b)Özgürleştirici, diyalogcu eğitim modeli olarak ikiye ayrılmaktadır. Şili’de tarımsal yayım alanında da çalışmaları olan Freire’in yaklaşımı radikaldir. Eleştirel eğitim sadece okullara hapis olamaz. Freire Brezilya’da ve başka ülkelerde okuma-yazma eğitiminde büyük başarılar kazanmıştır. Alfabe olmaksızın okuma- yazma ve hesap öğrenen insanlar aynı zamanda yaşamlarını, kaderlerini değiştirmek için harekete geçmişlerdir.” 

Araştırmacı yazar Metin Yeğin ise Freire’nin düşüncesini, eğitim biçimini pratiğinde yaşama geçiren ‘Movimento dos Trabalhadores Rurais Sem Terra-MST- Topraksız kır işçileri hareketi’ ya da herkesin söylediği adıyla ‘Topraksızlar’ı bize anlattı: “Topraksızlar, Brezilya da ki inanılmaz toprak eşitsizliğine karşı büyük toprak sahiplerinin topraklarını işgal eder, bütün kararlara herkesin katıldığı bir yaşam biçimi oluşturur, kolektif ve ekolojik tarım yapar ve bütün bunlar için de Freire’nin alternatif eğitim biçimini uygular. İşgal ettiği toprakların toplamı Belçika’dan ya da İrlanda’dan büyüktür ve bu topraklarda yani bu alternatif okulda yaşayanların sayısı üç milyona yaklaşmaktadır. Kırın ve kentin yoksulları arasında doğan bu başka dünyanın en önemli temel taşlarından biri, bu dünyanın en büyük alternatif okulunda ki ‘bilinç ve dünyanın eşzamanlı’ algılandığı Freire eğitim biçimidir.” Şeklinde sunumunu yaptı. 

Özetle Sempozyum, dünyada uygulanan çeşitli alternatif eğitim sistemlerini tanıtarak önümüzde ufuklar açan çok başarılı bir çalışma oldu. Bu çalışmayı gönüllü çabaları ile ortaya koyan tüm organizasyon komitesine ve bu fikri ortaya atan Sn. Eylem Korkmaz, Sn. Selma Çakmaklı ve Sn. Burçak Gülen Morhayim’e yürekten teşekkürler ediyorum. İşler asıl şimdi başlıyor. Gönüllü komiteler bu arkadaşların etrafında oluşturulacak. Sempozyumun hemen arkasından yapılan bir toplantı ile gerek kurumsal gerek kişisel çabaları ile katkıda bulunmak isteyen kişiler bir araya gelip olası katkılarını sundular. Bir yahoo eylem grubu oluşturuldu. Çalışmalar bu grup çerçevesinde gönüllü olarak çeviriler veya diğer katkılar şeklinde devam ettirilecek ve bir sonraki Alternatif Eğitim Sempozyumuna kadar bakalım neler neler yapılacak. Takip etmek isterseniz daha detaylı bilgi için: www.alternatifegitim.org sitesini sık sık ziyaret edebilirsiniz. 

Burçak Alkanlı


EDİTÖR HAKKINDA BİLGİ

Burçak Alkanlı 1972 İstanbul doğumlu. 2002’de kızının doğumu ile birlikte ruhsallığa adım attı. İndigo/Kristal Çocuk konuları, yoga eğitmenliği ve girişimcilik alanlarında çalışmaları var. Detaylı bilgi için tıklayın


HABERLER

 

 

Ne Yapmalı?

Eşcinsellik Dosyası

Anjelika Akbar İle Bir Söyleşi

Müzik Terapi ve Türk Müziğiyle Tedavi

Gen Haritası Tamamlandı

Dubai'nin Kuleleri

Çocuklarımızdan beklentilerimiz onları zorluyor

Yeni Çocukların Bilimi: İkinci Bölüm

Kristallerle Gelen Şifa

Kuşbakışı: Ruh ve Cinsellik

Yoga Sınıfı'nda Bu Ay

Alternatif Eğitim Sempozyumu

Editörün Seçtikleri

Aralık ayı Astroloji Yorumları

Babam ve Oğlum: Ağlatan Film

Dönüşümün 7 Simyası

Aşka Göçebedir Sonbahar!

 

KÖŞE YAZARLARI

Uzay Gökerman

Beklenti Fenomeni


Rüya Yüksel

Hayat Eğlenceli Bir Oyundur Aslında


Meltem Bingöl

Aşk Ölmez Biz Ölürüz


Haluk Tunç İlker

Kabul


Funda Umut Pakkal

Gün boyunca kaç gölgeniz var?


Gürhan Faik Yeğit

Hedeflerimize Ulaşmamız için İşleyen Çabasız Güç


Doruk Oğuz

Farkındalık Notları


Tuğba Kavas

Yargısız İnfaz


Deniz Onur 

O Bir Şey İçmez


Meriç Tuncer

Bizi Fütüristler Mi Kurtaracak? 


Burak Kaan Kızılkan   

Sağırlar, Kaçanlar ve Gerçek Rehber

Google
 
Web indigodergisi.com

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  18 Agustos 2008 TSİ 01:00