|
Yazar:
Dr. Levent Altaş -
Şubat 2008
“Kur'ân-ı
Kerim Astronomi Kitabı Değil”
Yazımın
başlığı bana değil Prof. Dr. Süleyman Ateş'e ait onun bir okuyucusunun
sorusu üzerine verdiği pek haklı cevabındaki başlık…
Gazete okuyucusu soruyor
Sayın Ateş'e "Kur'ân'ın mealini okuyorum ama bir türlü uzayla ilgili
kavramlara ulaşmadım. Mantığım sayısız yıldızın olma sebebini çözemiyor.
Neden bu sonsuzluk ve evren?"
Bu başlığı konu etmemim
nedeni çok sıradan gibi görülebilir ama olay hiç de sadece bir din adamı
vatandaş diyalogu değil bu küçük örnek buzdağının görünen yüzünden.
Sayın Ateş ilahiyatçı
kimliği ile fakat gökbilimsel yanlışlar içeren ve okuyucunun sorduğu sorunun
hiç de cevabı olmayan (ki bu çok normal yazıda ona değinmeyeceğim) bir kaç
cümlelik bir cevap veriyor ancak en doğru sözü ilk cümlesinde saklı "Kur'ân
astronomi kitabı değil" diyor fakat mutlaka bir cevap verme gereğini
hissediyor "bu benim konum değil bunu gökbilimcilere sorun" demiyor.
Zaten medyada boy
gösteren hiç bir din adamı dikkat ederseniz kendine dinle ilgisi olmayan
sorular sorulduğunda dahi "bu soru bilgim dışındadır" demiyor mutlaka bir
cevap vermek mecburiyetinde.

Peki neden böyle
yapılıyor? Özünde insanların her türlü bilgiye gitme yollarında giderek dini
referans almayı ihtiyaç hissetmeleri yatmakta; ilahiyatçılar bu durumun çok
farkındalar.
Tartışılan konuları bir
düşünün; köpek besleyen eve melek girer mi? Oruç cinsel ilişkiyle bozulur
mu? Sigara içmek dine aykırı mıdır? Helal ürünler nelerdir? Rüyasında
şeyhinden aldığı emirleri Başbakan'a yazan bir profesörün mektubu resmiyet
taşır mı?
Alo fetva hattı yetersiz
kalıyor demek ki her yerde sadece dine ve din yorumlarına dayalı bir sürü
konu, ülkenin başka meselesi yok...
Eğer siz yıllardan beri
insanların inanç duygularının meta haline getirilip sömürü aracı olarak
kullanılmasına seyirci kalırsanız, bunu kazanç kapısı yapanlara alkış tutar,
desteklerseniz, bu ürün meyvelerini daha da bol verecek demektir, doldurun
ceplerinizi...
Kısacası sürdürülen bu
sömürü ticareti artık ayıp olmaktan çıkmış yapana da yaptırana da itibar
kazandıran bir kampanya haline dönüşmüştür...
Aslında bu gizliden ya da
fazlaca göze batmayan bir şekilde içten içe sürdürülen bilim ve din
kutuplaşmasının kendini iyice hissettirmeye başlamasıyla ortaya çıkan
medyadaki yansımalarıdır.
Hayatın her alanında
bilimsel eğitim ve disiplin olmalı denildiğinde kimsenin itiraz etmediğini
hem fikir olduğunu görmemize karşın neden bu durumları yaşıyoruz?
ÖSS sınavında
sıfır çekenlerin sayısının her geçen yıl çığ gibi artması tesadüf mü?
Bilimsel ve çağdaş eğitim
dendiğinde bunu sürekli olarak imam hatip ve türban kavgaları ile karıştıran
Milli Eğitim Bakanı'nda mı suç, yoksa "Cumhuriyet' in temel değerlerinin
yerlerini İslâmi bir yapıya bırakması zamanının geldiğini" söyleyenlerde mi?
Yoksa hepimizde mi?
Peki; ilköğretim 1. sınıf
öğrencilerinin okuma-yazmayı sökme oranı yüzde 90'dan 1'e düşmesi, ÖSS
sınavında sıfır çekenlerin sayısının her geçen yıl çığ gibi artması tesadüf
mü? Bunlar Milli Eğitim Bakanlığı'nın sorunları arasında yer almıyor mu?
20. yüzyılın en büyük
filozoflarından Bertrand Russell neredeyse yarım yüzyıl önce yazdığı "bilim
ve din" adlı eserinde bakınız neler diyor.
"Aydınca düşünme
özgürlüğüne yönelmiş tehditler, bugün, 1660'dan bu yana görülen tehditlerin
kat kat üstündedir; ama bu tehdit bugün bize Hristiyan kiliselerinden
gelmemektedir. Çağdaş başıboşluk ve kaos tehlikesi dolayısıyla hükümetler,
bugün eskiden kilise makamlarının büründüğü kutsal dokunulmazlık kimliğine
bürünmüşlerdir ve aydınca düşünme özgürlüğüne yönelmiş tehditler
hükümetlerden gelmektedir. Bilim adamlarının ve bilimsel bilgiye değer veren
herkesin açıkça üstüne düşen ödev, eski biçim zorbalıkların yok olup
gittiğine bakarak, umursamazca, birbirlerini kutlamak değil, ama zorbalığın
yeni biçimlerine yiğitçe başkaldırmaktır."
Bu
tespitlerin üstüne daha ne eklenebilir ki?
Akademisyenler,
eğitmenler, bilim adamları, koca koca unvanlı beyler kimselerin anlamadığı
dilden konuşmayı bırakmalı, çıkmalı artık sırça köşklerinden de bilim ile
toplumu nasıl ‘buluşturabiliriz’ in yolunu tartışalım, arayalım...
Oysa çağımızda kişilerin
dindar mı laik mi, başı açık mı kapalı mı olmasından daha önemlisi bilimsel
düşünceye ve anlayışa nasıl sahip olabileceklerini öğrenmelerinin önünü
açmaktır. Çünkü Asıl din, güzel ahlaklı olmaktır.
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Dr. Levent Altaş,
1954 İstanbul doğumlu. 1979'da İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Astronomi-Fizik
Bölümü'nü bitirdi. Aynı bölümde 1981'de master, 1986'da
doktora çalışmalarını tamamladı. Türk Astronomi Derneği
üyesidir. Gitar ve kontrbas çalmak, şiir yazmak, Evren'de
yaşam ve UFO konuları çalışma ve ilgi alanı içindedir.
1979'dan 2005'e kadar Boğaziçi Üniversitesi Kandilli
Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü'nün Güneş Fiziği Laboratuvarı'nda fizikçi olarak görev yaptı. 2005'te
aynı kurumdan emekliye ayrıldı. O tarihten bu yana
yazarlık yapmaktadır.
Detaylı Bilgi
|