Sayı 38|KASIM 2008            Anasayfa  |  Kurumsal  |  Reklam  |  Blog  |  Arşiv  |  İndigo  |  Gündem  |  Röportajlar  |  Dünya  |  İnsan  |  Sağlık  |  Kültür Sanat  |  Çocuk  Eğitim  |  Çevre  |  Bilim

Share Facebook


Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Aşkı Var

Şair: Yasin Sarı


Sıla Mektubu

Şair: Ozan Deniz Sarıtop

 

 

 

 

 

Yazar: Adnan Çelik

Aldatmak Aldanmaktır

İnsan doğasına yedirilen günümüz kapitalist ahlak kuramında gün geçtikçe her şey birbirine karışıyor, bütün kavramların içi boşaltılıyor ve nihayetinde bütün anlamlar aynı yargılama düzleminde birbirine eşitleniyor. İnsanın iyilik temeli üzerine inşa edilmiş doğası saldırganlık, yıkıcılık, cinsellik, iktidar ve acımasızlık gibi temellere dayandırılarak bir kötülük felsefesi üretiliyor ve bunun üzerinden de insanın kötü olduğu gerçeği gibi klişe anlamlar yaratılıyor. Oysaki yaşamın tarihsel süreçlerine baktığımız zaman evrensel insan doğası üzerinde günümüzde oynandığı kadar hiçbir dönemde oynanmadı. Hep evrensel olarak kalan bütün etik değerler günümüz kapitalist yaşam pratiğinde kendi eşitliksizlik temellerine dayandırılarak meşrulaştırılmaya çalışılıyor.

İnsanı var eden ve onu gerçek anlamda kendi kılan birçok etik ilke vardır. Bu ilkeler çoğu zaman bize baskıcı ve toplumsaldan çıkan öğeler olarak görünse de gerçekte bireyi özne olma tavrına yaklaştıran temel değerlerdir. Birey yaşamı boyunca kendi kişisel gelişim çizgisini geliştirirken sürekli bir yaşam felsefesi ve buna bağlı bir etik değerler kümesi oluşturma uğraşını verir. Bu süreçte genelde toplumun yaşama dair geleneksel kodları etkin olsa da yine de kendini gerçekleştirmeyi isteyen ve yaşamının öznesi olma yolunda çaba harcayan bireyler zamanla kendilerine ait bir etik yaşam ideali oluştururlar.

Oysaki günümüzün tüketimlik sanal yaşam kültüründe artık bir özne tavrı geliştirmek ve kendini bunun üzerinden anlamlandırmak yerine; her şeyin birbirine karıştığı, iyilik ve kötülük arasındaki ilişkinin nötrlendiği, “her şey uyar” mantığının hüküm sürdüğü bir kapsül hayatlar dizgesinin baskısı altında parçalanmış duygularla yaşama oynayan şizofrence tutulmalar yaşanıyor. Etiğin evrensel karakterine bulanmış popüler kültürün “her şey mubah” şiarı bireyi gittikçe yoksul ve tükenmiş bir yaşam pratiğinin aldatıcı doğasına hapsediyor. Kendini yaratamayan bireyler anın tüketimlik hazlarına sarılmakta ve bunun üzerinden bir çelişkili duygular yumağına kapılıp yitmekteler. Ne zaman, nerede, nasıl ve ne şekilde bir yaşantının içerisine girmeleri gerektiğine karar veremeyen bu kişiler sürekli bir erteleme döngüsüne kapılıp her anı bu ertelemenin şimdiki zaman kipi üzerinden yaşamaya çalışarak şizofrence bir ilişkiler ağına bulanmaktalar. Kendi içsel yoğunluklarına katlanamayan, bu açlığa karşı üretemeyerek kendini acıtan ve bu alandan kaçmak isteyen bireyler dışarıya yönelmekte; dışarıda da istediklerini düşündüklerini sandıkları tatminlikleri bir tek bireyde, işte, eylemde, nesnede vb bulamayınca aldatmanın kaçış çizgisine kapılarak etiğin sınırlarına dayanmaktalar.

Kendi içselinde yoğunlaşamayan ve kendine katlanılabilir teorik gıdayı sağlayamayan hiçbir birey aldatmanın yıkıcı doğasından kurtulamaz. Çünkü içselini askıya alıp dışarıya yönelen ve kendi anlamını buralarda arayan hiçbir birey tek bir kişiyle yetinemez. Sürekli ilgi ister, övgü ister, egosunun okşanmasını ve yüceltilmesini ister, farklı karakterlerde bireylerle farklı yaşantılar ister, gerektiğinde kendisinden daha mazoşist duygulara sahip bireyleri dinleyerek günah çıkartmak ister ve her şeyden önemlisi ortalama insan karakterine uymayan marjinal bireylerin farklıkları içinde kendini bularak gerçeğinden kaçmak ister... Bütün bu süreç dışarıdan bakan birisi için aldatma olarak yorumlanır, oysaki burada bir “aldatma” değil aksine büyük bir aldanma söz konusudur ve esas acı da buradan kaynaklanmaktadır. 

Birey aldatırken sürekli bir aldanmayı da beraberinde yaşıyordur ve onu dışarıdan bakan birisine oranla daha fazla suçluluk duygusuna iten, daha da acıtan asıl gerçek bu çift taraflı kanamadır. Çünkü hem toplumsalın kodlarına göre aldatarak büyük bir etik dışı eylemin merkezindedir; hem de kendi içsel süreçlerine katılamadığından ve kaçtığından dolayı aldatarak yaşadığı büyük aldanma duygusunun kanatıcı suçluluğunu yaşıyordur.

Aldatmak karşındakini sıfırlamak, tüketmek ve onu ilişkinin geri dönüşüm kutusuna hapsetmektir. Hiçbir birey bu eylemin nesnesi olmaya layık değildir. Ya ilişkinin bütün olabilirlik potansiyelini kullanmak ve bunun sonucunda bir üst cümleye ulaşarak ilişkinin doğasına müdahale etmek, ya da ilişkinin herhangi bir zaman aralığında farklı bağlamlara kayan duygusal çizgilerin farkına vararak soğukkanlıca bir karar vererek, dışarıdan bakıldığında “aldatma”, içeriden bakıldığında ise “aldanma “ olarak görülen eylemin önüne geçilerek etiğin evrensel yasasına öznece uymak gerekir.


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Adnan Çelik, 1983, Diyarbakır doğumlu. Dicle Üniversitesi Eğitim fakültesinden 2004 yılı mezunu. 2 yıldan beri Diyarbakır ili Kulp ilçesi Merkez İlköğretim Okulu'nda öğretmenlik yapıyor. Selçuk Üniversitesi Sosyoloji bolumunde yüksek lisansına devam ediyor. Sivil toplum alanında da etkin olarak çalışıyor. 2006-2007 döneminde Bilgi Üniversitesi Sivil Toplum Kuruluşları Araştırma Birimi'nin "Sivil Toplum Geliştirme Programı"nda yer aldı. Detaylı bilgi


HABERLER

 

 

Çıkarlarını Düşünmeyenler Unutulacaktır!


Aydının Duruş Yeri Sorunu


İslam'ın Devlet Talebi Var Mıdır?


“Sosyal Kare” Basamaklarıyla Tam Demokrasi’ye Yönelmek


Belçika’da Kurulamayan Hükümete Sivil Tepki


Gerçek Vatan Sevgisi Aslında Hangisi?


Stonehenge’in Sırrı


Dünya Dışı Varlıklarla İletişim Kurmayı Öğrenme


Çocuklarla İlişkilerimizde Teşvik


Grip Aşısının Tam Zamanı


Vücudunuzun Suya İhtiyacı Var


Stres, Beyin ve Tedavi Yöntemleri


Hastalıkların Ruhsal Sebepleri


Kendine Zarar Verme Davranışı 


Çocukerkil Ailenin Reisi Olmak


Kozmik Bilim Açışından Oruç

 

denemeler

neyseo

 

KÖŞE YAZARLARI

Adnan Çelik

Aldatmak Aldanmaktır


Levent Altaş

Arı vız vız vız... 


Volkan Burnaz

Hoşçakal


Buse Doğan

Öz’ün Ruhla Dansı 


Hale Karaarslan

Kara Delikler ve Sevgi


Didem Çivici

Sonbahar’ı Karşılarken


Burçin İvren

Karanlık Sokaklarımdan


Can Duman 

Elbette Varlığım Elimde Yokken Yokluğum Kadar Varlık’ım… 


Didem Çivici

Rüzgâra Dokunmak... 


Didem Çivici

Kuyu


Rüya Yüksel

Olan Olmakta Dostum, Sen Telaş Etme!


Zuhal Keresteci

Bir Mendil Hediye Et Bu Bayram 


Eray Çetinkaya

Sönmüş Izgarada Laf Çevirmek


Tuğçe Karaarslan

Huzura Çıkan Yolum

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  14 KASIM 2008 TSİ 07:11