|
Yazar:
Adnan Çelik
Aldatmak Aldanmaktır
İnsan doğasına yedirilen
günümüz kapitalist ahlak kuramında gün geçtikçe her şey birbirine karışıyor,
bütün kavramların içi boşaltılıyor ve nihayetinde bütün anlamlar aynı
yargılama düzleminde birbirine eşitleniyor. İnsanın iyilik temeli üzerine
inşa edilmiş doğası saldırganlık, yıkıcılık, cinsellik, iktidar ve
acımasızlık gibi temellere dayandırılarak bir kötülük felsefesi üretiliyor
ve bunun üzerinden de insanın kötü olduğu gerçeği gibi klişe anlamlar
yaratılıyor. Oysaki yaşamın tarihsel süreçlerine baktığımız zaman evrensel
insan doğası üzerinde günümüzde oynandığı kadar hiçbir dönemde oynanmadı.
Hep evrensel olarak kalan bütün etik değerler günümüz kapitalist yaşam
pratiğinde kendi eşitliksizlik temellerine dayandırılarak meşrulaştırılmaya
çalışılıyor.
İnsanı var eden ve onu
gerçek anlamda kendi kılan birçok etik ilke vardır. Bu ilkeler çoğu zaman
bize baskıcı ve toplumsaldan çıkan öğeler olarak görünse de gerçekte bireyi
özne olma tavrına yaklaştıran temel değerlerdir. Birey yaşamı boyunca kendi
kişisel gelişim çizgisini geliştirirken sürekli bir yaşam felsefesi ve buna
bağlı bir etik değerler kümesi oluşturma uğraşını verir. Bu süreçte genelde
toplumun yaşama dair geleneksel kodları etkin olsa da yine de kendini
gerçekleştirmeyi isteyen ve yaşamının öznesi olma yolunda çaba harcayan
bireyler zamanla kendilerine ait bir etik yaşam ideali oluştururlar.
Oysaki
günümüzün tüketimlik sanal yaşam kültüründe artık bir özne tavrı geliştirmek
ve kendini bunun üzerinden anlamlandırmak yerine; her şeyin birbirine
karıştığı, iyilik ve kötülük arasındaki ilişkinin nötrlendiği, “her şey
uyar” mantığının hüküm sürdüğü bir kapsül hayatlar dizgesinin baskısı
altında parçalanmış duygularla yaşama oynayan şizofrence tutulmalar
yaşanıyor. Etiğin evrensel karakterine bulanmış popüler kültürün “her şey
mubah” şiarı bireyi gittikçe yoksul ve tükenmiş bir yaşam pratiğinin
aldatıcı doğasına hapsediyor. Kendini yaratamayan bireyler anın tüketimlik
hazlarına sarılmakta ve bunun üzerinden bir çelişkili duygular yumağına
kapılıp yitmekteler. Ne zaman, nerede, nasıl ve ne şekilde bir yaşantının
içerisine girmeleri gerektiğine karar veremeyen bu kişiler sürekli bir
erteleme döngüsüne kapılıp her anı bu ertelemenin şimdiki zaman kipi
üzerinden yaşamaya çalışarak şizofrence bir ilişkiler ağına bulanmaktalar.
Kendi içsel yoğunluklarına katlanamayan, bu açlığa karşı üretemeyerek
kendini acıtan ve bu alandan kaçmak isteyen bireyler dışarıya yönelmekte;
dışarıda da istediklerini düşündüklerini sandıkları tatminlikleri bir tek
bireyde, işte, eylemde, nesnede vb bulamayınca aldatmanın kaçış çizgisine
kapılarak etiğin sınırlarına dayanmaktalar.
Kendi içselinde
yoğunlaşamayan ve kendine katlanılabilir teorik gıdayı sağlayamayan hiçbir
birey aldatmanın yıkıcı doğasından kurtulamaz. Çünkü içselini askıya alıp
dışarıya yönelen ve kendi anlamını buralarda arayan hiçbir birey tek bir
kişiyle yetinemez. Sürekli ilgi ister, övgü ister, egosunun okşanmasını ve
yüceltilmesini ister, farklı karakterlerde bireylerle farklı yaşantılar
ister, gerektiğinde kendisinden daha mazoşist duygulara sahip bireyleri
dinleyerek günah çıkartmak ister ve her şeyden önemlisi ortalama insan
karakterine uymayan marjinal bireylerin farklıkları içinde kendini bularak
gerçeğinden kaçmak ister... Bütün bu süreç dışarıdan bakan birisi için
aldatma olarak yorumlanır, oysaki burada bir “aldatma” değil aksine büyük
bir aldanma söz konusudur ve esas acı da buradan kaynaklanmaktadır.
Birey
aldatırken sürekli bir aldanmayı da beraberinde yaşıyordur ve onu dışarıdan
bakan birisine oranla daha fazla suçluluk duygusuna iten, daha da acıtan
asıl gerçek bu çift taraflı kanamadır. Çünkü hem toplumsalın kodlarına göre
aldatarak büyük bir etik dışı eylemin merkezindedir; hem de kendi içsel
süreçlerine katılamadığından ve kaçtığından dolayı aldatarak yaşadığı büyük
aldanma duygusunun kanatıcı suçluluğunu yaşıyordur.
Aldatmak karşındakini
sıfırlamak, tüketmek ve onu ilişkinin geri dönüşüm kutusuna hapsetmektir.
Hiçbir birey bu eylemin nesnesi olmaya layık değildir. Ya ilişkinin bütün
olabilirlik potansiyelini kullanmak ve bunun sonucunda bir üst cümleye
ulaşarak ilişkinin doğasına müdahale etmek, ya da ilişkinin herhangi bir
zaman aralığında farklı bağlamlara kayan duygusal çizgilerin farkına vararak
soğukkanlıca bir karar vererek, dışarıdan bakıldığında “aldatma”, içeriden
bakıldığında ise “aldanma “ olarak görülen eylemin önüne geçilerek etiğin
evrensel yasasına öznece uymak gerekir.
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Adnan
Çelik,
1983,
Diyarbakır doğumlu. Dicle Üniversitesi Eğitim fakültesinden
2004 yılı mezunu. 2 yıldan beri Diyarbakır ili Kulp ilçesi
Merkez İlköğretim Okulu'nda öğretmenlik yapıyor. Selçuk
Üniversitesi Sosyoloji bolumunde yüksek lisansına devam
ediyor. Sivil toplum alanında da etkin olarak
çalışıyor. 2006-2007 döneminde Bilgi Üniversitesi Sivil
Toplum Kuruluşları Araştırma Birimi'nin "Sivil Toplum
Geliştirme Programı"nda yer aldı.
Detaylı bilgi
|