Sayı 38|KASIM 2008            Anasayfa  |  Kurumsal  |  Reklam  |  Blog  |  Arşiv  |  İndigo  |  Gündem  |  Röportajlar  |  Dünya  |  İnsan  |  Sağlık  |  Kültür Sanat  |  Çocuk  Eğitim  |  Çevre  |  Bilim

Share Facebook


Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Aşkı Var

Şair: Yasin Sarı


Sıla Mektubu

Şair: Ozan Deniz Sarıtop

 

 

 

 

 

Yazar: Adnan Çelik

Pasur!

Yitik bir coğrafyanın titreyen üşümesi...

Lal masallar diyarı…

Yüreğimizin bozkırlarını çoğaltan kırılgan umut..

Babamın gelmeyişine ağladığım yolun gittiği, çocukluğumun uzak ülkesi…

***

İçimin derinliklerinde yankıyan eski bir düş Pasur ismi. Küçükken yaylamızın yüksek tepelerinden askerde olan babamı beklediğim ağaç gölgelerinin uzayan boylarından dalıp baktığım Diyarbakır-Pasur yolu..

Çocukluğun üşüme nöbetleri…

Asık suratlı coğrafyada çocuk olmak, çocuk kalmayı özlemeyi kaç kişiye yaşatır acaba?

Çocukluğumda yer etmiş ender karelerden biri… Askerdeki babamın gelmesini beklemek…

3-4 yaşlarında hayal meyal hatırladığım ilginç bir görüntü. Yazları yaylaya çıktığımız dönemlerin bunaltan sıcak günlerinde annemin bütün kandırmaca oyunlarına rağmen her sabah kendimi yeniden içinde bulduğum babamı beklemece oyunu…

On yedisinde annemi kaçırmış, aşk sürgünü bir yürek babam. Çobanlık demlerinden arta kalan aşk hikâyelerinin hala anlatıldığı uzun kış gecelerinin gerçek kahramanı babam…

Babam askerdeydi.

 Her gece dedemle yaylanın engin tepesinde mehir çorbasını kaşıklayıp onun ninni sıcaklığında massallarını dinledikten sonra annemin yanı başında serdiği küçük yatağıma girerdim. YİBO’nun ilk mezunlarından, Kilis öğretmen Okulu’nun “Şirine”si ve ataerkilin acımasız dizgesinde okulundan alıkonulan;  gelenekselin kuşatıcı pratiklerinin konuşamaz hale getirdiği annem, o gün yaşadıklarının kendisinde kalan bütün etkilerini kulağıma fısıldayarak uyuturdu beni.

O her yeni bir şey anlatışında ben ısrarla babamı sorardım. Ve o da ısrarla “yarın sabah uyandığında baban gelecek” derdi. Sabah uyanır uyanmaz yaylanın biraz ötesinde bulunan toplu meşe çalılılarının arasına koşar, bir gölgeye çekilir ve hemen aşağımızda bulunan Diyarbakır-Kulp yolundan nadiren geçen arabalara kilitlenirdi gözlerim. Karşıdan çıkan her bir araba benim için babamı getiren bir mutluluk elçisine dönüşürdü. Yaylanın hemen hizasında bulunan kavak ağaçlarının bulunduğu yer bizim köyün durağıydı.

O durağı geçen her bir araç bütün küçüklük hayallerimin üstünden geçerdi.

Bir toz bulutu içerisinde Kulp’a doğru yol alıp yiten her araba bendeki babayı yitirirdi.

Küçükken en çok babamın askerdeyken gelmeyişine ağladım. Her sabah büyük umutlarla koyulduğum bekleyiş sendromları bende yola karşı müthiş bir antipati uyandırdı. Bu yüzden ne vakit biri yola çıksa ya da yoldan gelse içimde tuhaf bir burkulma olur. Bir acı kaplar ruhumu, nedenini şimdi anladığım… 

En çok babamı özledim ben.

Bir ayaz vakti dedem beni apar topar giydirip Kulp’a getirdiğinde yüzündeki korkunun ne olduğunu bilemeden yaşadığım o engin sevinç…

Annemin uzun kış gecelerinde içindeki monologları çoğalta çoğalta ördüğü o renkli kazak..

Kuzenimin yeni çizmelerini giyip yollandığım o uzak ülke Pasur ya da zazaca aksanımızla Pasor…

Askerdeyken babama yollanan hazin bir mektup hikâyesi işte. Öldüğümü söylüyor gönderen kişi. İlk çocuğunu yitirmenin katlanılmaz bulantısı…

Babam hemen kendi resmini çekip dedeme yolluyor. “Eğer oğlum yaşıyorsa bu resmi kucağına alıp resmini çekin, ancak öyle inanırım ölmediğine, yoksa firar edip gelecem …”

Dedemin Pasur’un eski fotoğrafçısı Sebriyé korik’e çektirdiği o mahzun kare. Yüzüme yayılmış umutsuz bir harita ve babamın askerlik portresini kucaklayıp ona ölmediğimi haykırdığım umutsuz  çerçeve, yıllardır koynumda taşıdığım…

***

Bütün utangaçlığıyla babam… Küçükken dedemin yanında benle konuşamamasından faydalanarak yarattığım muzur yaramazlıklar. Başını eğip yüzüne yayılan bir gülümseme ve dudağını ısırdığı utangaç haller. Büyüme hayalleri kurup giydiğim elbiselerinden yayılan o müthiş ten-sigara karışımı koku. Baba kokusu…

Gelenekselin dizinde büyüyen çocukluğumuzun kapattığı koca kapıların ardında gizlenmiş sevgi sözcükleri.

Sert coğrafyanın yansıması bir dil dünyasında sevgi cümleleri kurmayı engelleyen geleneksel karabasan…

Ve bu yüzden içimize gömdüğümüz koca sevgi yumaklarının tüketici bir çocukluk acıtıcılığı…

Belki de bu yüzden en çok babamı özledim bu hayatta…

Bütün yaşanmamışlıklara inat…. 

“Bunu saymam baba

Kırlara koşmadık birlikte

Oynamadık

Bakmadık bile şaşarak

Oltada çırpınan balığa

Dalmadık kalabalığa

O güzel insan kokusuna

Bunu saymam baba

Su da saymaz

Toprak da…”


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Adnan Çelik, 1983, Diyarbakır doğumlu. Dicle Üniversitesi Eğitim fakültesinden 2004 yılı mezunu. 2 yıldan beri Diyarbakır ili Kulp ilçesi Merkez İlköğretim Okulu'nda öğretmenlik yapıyor. Selçuk Üniversitesi Sosyoloji bolumunde yüksek lisansına devam ediyor. Sivil toplum alanında da etkin olarak çalışıyor. 2006-2007 döneminde Bilgi Üniversitesi Sivil Toplum Kuruluşları Araştırma Birimi'nin "Sivil Toplum Geliştirme Programı"nda yer aldı. Detaylı bilgi


 


 


 

YAZILAR

Tanrının Zerrecikleri


Manyetik Kent Manisa


Mars’a Yaklaşan Meteor


1 YTL Ver 1 Film Çekeyim


Kuantum Sıçraması


“Şekilsel” Türbanın Yozlaşması


Client ile Yüzde Yüz Müşteri Memnuniyeti


Türk Dil Yurdu Projesi


Fransa’nın Kuzey Şehri "Lille"


İndigo Nörolojisi


Okul Öncesi Eğitim Kurumlarında Ahlâk


Futbolcu Robotların Büyük Gösterisi


Açmazlarda Özgür Seçimler 


Sylvia Plath


İndigoların Gizli Dünyası


Zamanı Böldük ‘Yeni Yıl’ dedik


Savaş


Bir Kente Ait Olmak-2


Nasıl Görmek İstiyorsanız O Şekilde Bırakınız


Bu Gerçek Sevgi Mi?


En Son Ne Zaman Doğdun?


Sevgiliye Mektuplar


Düşlerimdeki Yaşam - 6


Bir Gül’ün Yaprakları


Pasur!


Korku Tüneli


Acı Kahve, Kar ve Tarçın


Arka Sokaklar


Rhiannon


Bizim Kavgamız


Okyanus


Bahane


denemelerneyseo


Diğer Sen

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  14 KASIM 2008 TSİ 07:11