|
Yazar:
Sibel Ak | Sayı
59 | Ağustos 2010
Analar Diyarı: Anadolu
Anatolie (Güneşin doğduğu yer)
kelimesinden türediği söylenilse de yeniden şekillenen Türk tarihi ile
isminin ana kökünden türemiş olması daha büyük bir ihtimal...
Ulu önderimizin "Bu memleket,
dünyanın beklemediği, asla ümit etmediği bir müstesna mevcudiyetin
yüksek tecellisine, yüksek sahne oldu. Bu sahne 7 bin senelik, en aşağı,
bir Türk beşiğidir. Beşik tabiatın rüzgarları ile sallandı; Beşiğin
içindeki çocuk tabiatın yağmurları ile yıkandı. O çocuk tabiatın
şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela korkar gibi
oldu; sonra onlara alıştı; onları tabiatın babası tanıdı, onların oğlu
oldu; Bir gün o tabiat çocuğu tabiat oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu;
Türk oldu. Türk budur. Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan
güneştir. " ifadesi de buna işaret etmektedir.
Uygarlığın doğduğu, bağrında
kendine has binlerce bitki ve hayvanı barındıran; insanlık tarihinin en
önemli yeridir Anadolu. Bursa Belen Tepe'de ortaya çıkan son bulgularla
insanlık tarihi Anadolu'da M.Ö. 400000 yılına kadar uzanmaktadır.
Binlerce yıllık tarihinde
kadınların egemen olduğu bu coğrafya pek çok ünlü, güçlü kadına da ev
sahipliği yapmıştır. Anatanrıça inancının da doğduğu yer olmuştur. Ve
diğer kıtalarda yayılış göstermiştir. Elde edilen bulguların ışığında
Anadolu'da 16000 yıl öncesine dayanan bu inanç; adı gibi dinlerin anası
olabilir...
Analığı, üremeyi, dişiliği, hayatın
sürmesini ve dolayısıyla bereketi simgeleyen tanrıça, ayakta, oturmuş ya
da uzanmış olarak betimlenir; düzgün vücüdu her zaman tasvir konusudur.
Heykellerin bir bölümünde doğum yaparken görülür. Otururken ya da doğum
anındaki bazı heykellerde yanında iki leopar bulunur. Ana tanrıçanın
kutsal hayvanı olan leopar, hayvanların kraliçesi olduğunu ve doğa
üzerindeki sınırsız egemenliğini simgeler. Bazen kollarında, çeşitli
efsanelere göre tanrıçanın hem çocuğu, hem de sevgilisi olan Attis'i
taşır.
Anadolu'da kimi zamanlarda farklı
isimlerle anılmıştır. Ana tanrıça isimleri Artemis, Kibele, Kubaba,
Afrodit (Venüs) ve diğer tanrıçalar Nike, Hestia,Demeter, Persephone ve
niceleri...
Artemis
Tanrıça Artemis adına ilk türbe
M.Ö. 800'lü yıllarda Efes'teki nehrin yakınındaki bataklık kıyıya
yapılmıştı. Bazen Diana da denen Efes tanrıçası Artemis, Yunan
Artemis'iyle aynı değildi. Yunan Artemis'i av tanrıçasıydı. Anadolu’daki
Artemis ise belinden omuzlarına kadar birçok göğüsle resmedildiği gibi
verimlilik, bereket ve doğurganlık tanrıçasıydı.
Bu eski tapınakta muhtemelen
Jüpiterden düşen bir meteorit olduğu düşünülen kutsal bir taş vardı.
Artemisin kutsal taşı ile Kibelenin kutsal kara taşı arasında bir ilişki
olduğunu düşünmek çok ta yanlış olmayacaktır. Tapınak, sonraki
yüzyıllarda birkaç kez tahrip olmuş ve yeniden inşa edilmiştir.
Kibele
“Bir zamanlar gökler, denizler ve
kayalar birbirinden ayırt edilemeyecek halde imişler. Fakat birdenbire
ortaya bir musiki örmüş, gökler ve denizler yine bir kâinat teşkil
etmişler, birbirinden ayrılmışlar. O esrarengiz musiki, Ürinom’un (yani
Kybele’nin) doğduğunu ilan ediyormuş. Onun sembolü de ay imiş.”
(İnanç varlığı olarak dişilerin kutsallaştırılmasına yol açan doğum
olayının nedenini bilemeyen Eski Çağ insanının gözünde, bu eyleme
(doğurma işine) doğaüstü gizli güçlerin katıldığına inanmak doğaldır.
Doğadaki bu yaratıcı, doğurucu güçlerin, özellikle insanların üreme
organları üzerinde yoğunlaştığı, ya da yoğunlaşmasını sağlayan
inançların yeşerdiği çağlardır, bu zamanlar.)
Kibele figürünün kökeni son
yıllarda elde edilen veriler ışığında Anadolu'da 16000 yıl öncesine
dayanmaktadır. Ana tanrıça Kibele Konya Çatalhöyüklüdür. Frigya
mitolojisinde bir ana tanrıça olan Kibele'ye genellikle dağ zirvelerinde
tapınılırdı. Doğa ile özdeşleştirilmiş, özellikle bazı vahşi hayvanlarla
ilişkilendirilmiştir.

Manisa’ya 7 km. uzaklıkta, Spil Dağı eteğinde bulunan, Gediz Ovası’na
dönük, oturmuş kadın şeklinde tasvir edilen rölyefinin Hitit döneminde
yapıldığı sanılmaktadır.
Anadolu'da çok sayıda Kibele anıtı
vardır. Afyon-Eskişehir (Pessinus) civarında yer alan açık hava
tapınaklarında niş içinde, iki yanında arka ayakları üzerinde duran
birer aslan duran bir ana tanrıça kabartması bulunur. Ana tanrıçaya
tapınmaya gelenlerin, bereket ve doğurganlıktan pay almak için
Kibele'nin ve aslanların üreme organlarına dokunarak aşındırdıkları
görülmektedir. Anadolu’da Kibele’yi baş ilahe olarak kabul eden bir
topluluğun vecde dayalı bir organizasyon biçimini Frigyalılar döneminde
kazandığı sanılmaktadır. Eski metinler Koribantlar denilen Frigyalı
Kibele rahiplerinin psişik yeteneklere sahip olduklarını, tılsımlı
taşlar kullandıklarını ve kendilerini hadım ettiklerini bildirmektedir.
Enerjik etkinliğe sahip olduklarına inanılan bu tılsımlı taşlardan en
ünlüsü vaktiyle Pessinus’ta bulunan, Kibele kara-taş’ı olarak bilinir.
Friglerde bereket ve çoğalmanın simgesi olmuştur. Bu inanç daha sonra
yunanlılara geçmiştir.
Kubaba
Sümerlerdeki ana tanrıça
sembolüdür. Hitit ve Hurrilerinde inandıkları Kubaba Kibele ile
özleştirilir. Sağ elinde nar ya da haşhaş sol elinde ayna taşıyan
Kubaba'nın Sümer dilindeki adı Kug-Baudur.

Afrodit
Aphrodite veya Afrodit Yunan
mitolojisinde aşk ve güzellik tanrıçası. Roma mitolojisindeki ismi
Venüs'tür.

Afrodit'in üzerine iki efsane
vardır. Hesiodos Theogonia’da bu tanrıçanın istiridye kabuğunda denizin
köpüklü dalgalarından Güney Kıbrıs'ta Paphos'da doğduğunu söylerken,
Homeros tanrıçanın Zeus ile Okenos kızı Dione'den doğduğunu söyler.

Güney Kıbrıs- Paphos
Aphrodite altın sıfatıyla çoğu
yerde karşımıza çıkar. Tanrıça için çoğunlukla kulanılan sıfatlar
işveli, cilveli ve gönül alıcıdır. Sevgiyi, sevişmeyi simgeleyen
tanrıça, çoğu yerde oğlu Eros ile görünmektedir. Ancak Eros Hesiodos’a
göre oğlu değildir ve Afrodit'in alayına daha sonra katılmıştır. Bunun
yanı sıra tanrıçanın alayında güzelliği, zerafeti ve bereketi simgeleyen
Kharitler, Horalar ve Hymenaios yer almaktadır.
Birçok efsanede yer alan
Aphrodite’nin kocası Hephaistos’tur ve tanrıça kocasını Ares ile
aldatır. Ayrıca Hermes ile sevişmesinden Hermaphroditos doğar. Bunun
yanı sıra Adonis ve Ankhises ile ilişkileri vardır. Ayrıca Kaz
Dağı'ndaki üç güzeller efsanesinde Paris tarafından seçilen tanrıçadır.
Roma Döneminde kullanılan adı ise Venüs'tür. 1 Nisan günü Venüs'e
adanmış; adına şenlikler düzenlenmiştir.
Nike
Nike zafer tanrıçasıdır, çok hızlı
koşma ve uçma yeteneğine sahiptir. İnsan görünümündedir. Pallas ve
Stiks'in kızı, Kratos, Bia ve Zelus'un kardeşidir. Nike ve çocuklarının
hepsi, Zeus'un eşleridir.

Hestia
Rhea ile Kronos'un kızı olan
Hestia, Zeus'un en büyük kız kardeşidir. Tanrıça Hestia, Efes’in kent
tanrıçası idi. Prytaneion'un (belediye sarayı) sağ tarafında tanrıça
Hestia sunağı bulunurdu. Prytan’ın (belediye başkanı) en önemli görevi
ise; Kalın sütunları bulunan bu yapının içindeki, kentin ölümsüzlüğünü
simgeleyen ateşin sönmemesini sağlamaktı. Prytan; Kent tanrıçası Hestia
adına, bu görevi üstlenmişti. Öyle ki; Bu ateşin sönmesi, büyük
uğursuzluk sayılır, sönmemesi için saygın rahibeler yani Vestaller
tarafından gerekli tedbirler alınırdı.
Demeter ve Persephone
Demeter, Yunan mitolojisinde
mevsimlerin ve anne sevgisinin tanrıçası. Homesros'un destanlarında,
"güzel saçlı kraliçe" ya da "güzel örgülü Demeter" diye geçer. İnsanlara
toprağı ekip biçmesini öğreten bu tanrıçadır. Ekinleri, özellikle de
buğdayı simgeler.
Hesiodos’a göre Kronos’la Rheia’nın
kızı, ikinci tanrı kuşağındandır. Tanrılar tanrısı Zeus'un dördüncü
evliliğini onunla yaptığı söylenir. Bu evlilikten de yeryüzü ecesi
Persephone doğmuştur.
Demeter, heykellerinde baygın
bakışlı, sarı saçları omzuna dökülen, güzel bir kadın olarak
gösterilirdi. Sağ elinde bir buğday başağı, sol elinde de yanan bir
meşale tutardı. Roma mitolojisinde ona Ceres denilirdi.
Efsaneye göre, Demeter'in
bakireliyle övünmesine kızan Hera, Poseidon'nun aklına Demeter ile
birlikte olma fikrini sokar. Demeter yanına gelen tanrı görünce bir
kısrağa dönüşüp kaçmaya çalışır, ama Poseidonda bir aygıra dönüşüp onu
yakalar ve birlikte olurlar. Bu birleşmeden Persephone doğar. Bir gün
Persephone arkadaşları ile tarlada çiçek toplarken çayır birden ikiye
yarılır ve yeraltı tanrısı Hades, yeryüzüne çıkar. Aşık olduğu
Persephone'u yeraltına kaçırır ve ona orada nar yedirir. İnanışa göre
ölüler ülkesinde bir şey yiyen bir daha oradan çıkamaz. Demeter kızını
aramak için yollara düşer ancak onu hiçbir yerde bulamaz. Üzüntüsü öyle
büyük olur ki hayata küser. Sonunda her şeyi gören ve bilen güneş
tanrısı Helios ona kızının yer altına kaçırıldığını söyler. Bunun
üzerine Demeter Olympos’tan kaçar, yüreği sızlayarak ıssız bir yere
çekilir. Onun küsmesiyle toprağın bereketi kalmaz, insanlar kıtlık
tehlikesine uğrarlar. Zeus onu barıştırmaya çalışır, Hades’ten kızı geri
vermesine... Ancak Tanrı kadın yalvarmalara kulak vermez. Bütün
yalvarmalarının boşa gittiğini gören Zeus, en sonunda Persephone’nin
yılın üçte ikisini yani çiçek açma ve meyve zamanını, anası Demeter’in,
geri kalan üçte birini, yani kışı da kocası Hades’in yanında geçirmesini
kararlaştırır. Böylelikle toprağa yeniden bereket gelir. Persephone her
yeryüzüne çıktığında, Demeter, yeryüzüne baharı getirir...
Amazonlar
Yunan mitolojisinde tamamen kadın
savaşçılardan oluşan tarihi bir ulustur. Tarihçi Heredot'a göre
Amazonlar Sarmatya'nın Scythia ile sınır bölgesinde yasamışlardır.
Amazonların öne çıkan kraliçeleri arasında Truva Savaşında yer alan
Penthesilea ve kardeşi Hippolyta sayılabilir. Amazon savaşçılar
genellikle Yunan savaşçılarla savaşırken resmedilmiştir. Helenistik ve
Roma çağı tarihte Önasya'ya birçok Amazon saldırısından bahsedilir.
Antik Çağda Amazonlar birçok tarihi kavimle ilişkilendirilmiştir.

Amazonların Karadeniz bölgesinde
yaşadıkları söylenir. Burada kraliçeleri Hippolyta önderliğinde bağımsız
bir krallık kurarlar. Amazonların birçok kenti kurdukları iddia edilir,
bunlar arasında Efes (Ephesos), Sinop (Sinope), Kıbrıs Paphos ve İzmir
(Smyrna) sayılabilir. Ünlü tarihçi Herodot Amazonları erkekleri
öldürenler anlamına gelen androktones olarak tanımlamaktadır. İskit
dilinde de kendilerine oiorpata denmektedir. Bazı efsanelere göre
Amazonların erkeklerle cinsel ilişkiye girmesi kesinlikle yasaktı ve
Amazon bölgesinde erkekler yaşayamazdı. Ancak soylarının devamı için
Amazonlar komşu kabile Gargareanları yılda bir kez ziyaret ederler,
doğan çocuklardan erkek olanlar ya babalarına gönderilir ya da
öldürülürdü. Kız çocuklar annelerince büyütülür ve tarım, avcılık,
savaşçılık konularında yetiştirilirlerdi. Amazonlar eski çağlarda
Lycia'yi işgal etmişler ancak Bellerophon tarafından yenilmişlerdir.
İlyada'da yazıldığına göre Amazon kraliçesi Penthesilea, Asil tarafından
öldürülür. Amazonların Tuna Nehri üzerindeki Leuke adasına sefer
düzenlediği iddia edilir. Seferin amacı Asil'in küllerine sahip
olmaktır. Amazonlar adaya ayak bastıklarında Asil'in hayaleti belirmiş
ve savaşçıları adadan kovmuştur.
Herodot'a göre Sarmatyalılar,
Amazonlar ve İskitlerin atalarıdır. Sarmatyalılar’da kadınlar sık sık
erkeklerle beraber ava çıkar, savaşta yer alırlardı. Ona göre savaşta
bir adam öldürmeyen kadın evlenemezdi.
Hipokrat, Amazonları sağ göğüsleri
olmayanlar olarak anlatır. Ona göre kız çocuklarına yapılan ve sıcak
bronz bir metalle gerçekleştirilen operasyonla sağ göğüsün büyümesi
engellenerek sağ omuz ve kolun gelişmesi sağlanırdı.
Sezar, yaptığı bir konuşmada
Senatoya Semiramis ve Amazonlarının Önasya'da yaptığı fetihleri anlatır.
Ayrıca Pompeius Trogus, Amazonların vatanı olarak Kapadokya’yı
gösterecektir. Çeşitli Romalı tarihçiye göre Amazonların yaşadıkları
yerler arasında farklılıklar vardır; Philostratus'a göre Toros
Dağlarında, Ammianus'a göre Tanais'de, Procopius'a göre ise Kafkaslarda
yaşamışlardır.
Antik yazarlar Strabon ve
Pausinias, tarihçi Herodot, Efes’li şair Callinos gibi antik kaynaklar
Efes’in Amazonlar tarafından kurulduğuna işaret etmektedirler.

Tarihin tekerrürü ile Çete Emir
Ayşe, Halide onbaşı, Kara Fatma, Nene Hatun, Ayşe çavuş ve daha
binlercesinin de katkısıyla Anadolu küllerinden yeniden doğmuştur.
Barış Manço'nun da anlattığı gibi
''Toprak anam sevgi dolu, bereket dolu... Toprak anam sessiz ama toprak
anam dopdolu... Toprak anam... Toprak anam; Anadolu''
“Toprak anayla kaya babanın
çocuklarıyız biz...”
Ümit ediyoruz ki 2023'ün ılık bir
ekim sabahı da Anadolu bir çınar gibi uzanacak sonsuzluğa ve bağrında
doğan kayaların çocuğu insanlığa 'bir'liği anlatacak belki de...
Kaynak:
http://www.haberler.com
http://avaremu.blogcu.com
http://www.gumushacikoylu.net
http://www.intradynamics.co.uk/images/hestia2.jpg
http://www.artchive.com/viewer/z.html
http://www.ocaiw.com
http://www.manisa.bel.tr/manisa/sehir_rehberi/kybele.html
http://farm4.static.flickr.com
http://www.cypruspictures.net
http://img2.blogcu.com/images/m/u/s/mustafakemalim2/kra_fatma.jpg
http://www.gumushacikoylu.net |