Yazar:
Nursel Kargın | Sayı
59 | Ağustos 2010
Dua Eden Eller
Albrecht Dürer
(1471 –
1528)
Birçoğumuz sanatçının Dua Eden Eller
(Praying Hands)
isimli eserine
rastlamışızdır. Dünyanın en iyi müzelerinde, yüzlerce yağlıboyaları,
eskizleri, karakalemleri, suluboyaları, gravürleri ve bakır oyma
eserleri sergileniyor. En bilindik eserlerinden biri, Dua Eden
Eller’dir. Bu eserin doğuşuna neden olan hikâyesi ise çok daha
ilginçtir.

Albrecht Dürer Praying Hands, 1508, 29cm x 19.7cm
On beşinci
yüzyılın başlarında, Nuremberg yakınlarında küçük bir köyde on sekiz
çocuklu Dürer ailesi yaşamaktadır. Aile reisi babanın esas mesleği kuyum
ustalığıdır fakat kalabalık ailesini geçindirebilmek, hatta sadece
doyurabilmek için birçok ek işte de çalışmaktadır.
Bu ailenin
erkek çocuklarından ikisi sanata çok meraklıdır ve en büyük hayalleri de
Nuremberg’deki sanat akademisinde eğitimlerini tamamlamak, yeteneklerini
geliştirmektir. Fakat babalarının bu imkânı onlara sağlayamayacağının da
farkındadır iki kardeş.
Uzun
tartışmalardan sonra bir karara varırlar. Yazı tura atacak, kurada kim
kazanırsa akademiye gidecek, kaybedense yakınlardaki madenlerde
çalışarak kardeşini okutacaktır. Kazanan ve akademiye giden de okulu
bittikten sonra eserlerini satarak ya da kardeşi gibi madende çalışarak
diğerinin okumasına yardımcı olacaktır.
Kurayı
kazanan Albrecht Dürer olur ve Nuremberg’e gider.
Sonraki
dört yıl boyunca Albert söz verdiği gibi tehlikeli madenlerde çalışarak
kardeşinin okumasına yardımcı olur. Bu arada Albrecht ise akademideki
çalışmalarıyla büyük başarı gösterir. Yağlıboya çalışmaları ve
gravürleri, ustalarının yaptıklarından bile çok daha iyidir. Mezun
olduğu sırada komisyonla çalıştığı işlerden büyük paralar kazanmaya
başlamıştır.
Genç
sanatçı köyüne dönünce Dürer ailesi onun şerefine büyük bir ziyafet
düzenler. Coşku içinde geçen yemek sırasında masanın başında oturan
Albrecht kadehini kardeşi Albert’te kaldırarak dokunaklı bir konuşma
yapar ve sözlerini şöyle tamamlar ‘’sevgili kardeşim Albert şimdi sıra
sende, akademiye gideceksin ve ben sana her türlü desteği
sağlayacağım.’’

Kardeşinin
konuşmasını yaşlı gözlerle dinleyen Albert kafasını sallar ayağa kalkar
ve gözlerindeki yaşları silerek masada kendilerini dinleyen sevdiği
yüzlere bakarak şöyle der ‘’Hayır kardeşim benim için artık çok geç
Nuremberg’e gidemem. Madenlerde geçen son dört yıl ellerimi ne hale
getirdi bak, parmaklarımdan her biri defalarca ezildi ve kireçlenmeden
dolayı da öyle acı çekiyorum ki senin şerefine bile kadeh kaldırmaktan
acizim, bu ellerle kalem ve fırçayla nasıl yazıp çizeyim? Çok geç artık
benim için çok geç’’.
Kardeşinin
durumundan çok etkilenen Albrecht Dürer kardeşi Albert’in avuçları
bitişik, parmakları gökyüzüne bakan zarar görmüş ellerine dikkatlice
bakar. Ellerin ne kadar önemli olduğunun ve kutsal olduğunun farkına
varır.
Bu olaydan
sonra Albrecht Dürer için ellerin anlamı değişir. Artık sadece vücudun
bir parçası değildir eller. Bir yandan yaşam mücadelesinin en önemli
parçasıdır ki, onlar olmadan iş yapabilmek, yaşam için gerekli parayı
kazanabilmek, ne de sanat yapabilmek mümkün değildir. Diğer yandan eller
insanla Tanrı arasındaki iletişimde, yalvarma, şükretme gibi davranışta
en kutsal organdır. Böylece Albrecht Dürer elleri kutsallaştırır onları
somut gerçeklikten soyut gerçeğe uzanan değerler olarak göstermek ister.
Madde ile maneviyat arasındaki köprü olarak gösterir.
Albrecht
Dürer bu eserini 1508 de 37 yaşında iken yapar. Bu tarihe kadar pek çok
eser yapmıştır. Bu eserini yapmak için neden bu kadar beklediği bilinmez
ama sanatçının sanatının doruk noktasına ulaştığını söyleyebiliriz.
Eller adlı resme baktığımızda kardeşinin ellerinin olmadığını hemen
anlayabiliriz. Bir işçi eli değildir bunlar. Güzelliğin ve zarafetin
simgeleridir. Tanrıya yalvaran elleri güzelleştirme kaygısı taşır.
Gerçekliğin değil güzel olan şeyin peşine düşer. Aslında bu düşünce o
yüzyılın en önemli özelliğidir. İdealize etme, ülküselleştirme ve
yüceltme hakimdir. Gerçeği olduğu gibi değil, olması gerektiği gibi
göstermek önemlidir ki, bu düşünce, antik çağın sanat estetiğinin, 15.
ve 16. yüzyılda tekrar alınmasından başka bir şey de değildir. Sanatçı
eli büyük bir duyarlılıkla ve gözlemle ele almıştır. En ince ayrıntı
aşırıya kaçmamak kaydıyla gösterilmiştir. Çizginin biçim üzerindeki
hakimiyeti, ışık ve gölgenin formu göstermedeki başarısı Albrecht
Dürer’in ne kadar usta bir sanatçı olduğunun bir göstergesidir. Albrecht
Dürer bir çizgi ustasıdır. Boticelli’den aldığı bu mirası daha da
ileriye taşımasını da bilmiştir. Kuzeyli bir sanatçı olması da onu daha
fazla ayrıntıya ve işçiliğe sürüklemiştir. Kuzeyli sanatçıların en
belirgin özellikleri de zaten budur. Bir de kendisinin kuyumculuktan
gelen titizliği ile sanatını birleştirdiğinde ortaya böyle bir sonucun
çıkması kaçınılmaz olacaktır.
Evet işte
bütün dünyanın görmeye aşina olduğu Praying Hands isimli bu eser,
sanatçının kardeşinin ellerinden doğmuş olup, var olmaya karşı Tanrı’ya
şükretmenin ve Tanrı’ya yakarmaya karşı kutsallığın bir simgesidir. |