|
Yazar:
Gülden Kaplan | Sayı
59 | Ağustos 2010
Yaşamak Bir Sanattır
Hayatınızdaki sahne yalnızca
size aittir. Tüm kusurlarıyla ya da tüm ihtişamıyla… Perde kapandıktan
sonra ne anlatabildiğini düşünmek değil, ne hissedebildiğini bilmektir
önemli olan.

Yaşam sanata dair ne varsa tümünün
sentezidir. Bilinçli ya da bilinçsiz son an’a kadar her yaşayan için bu
böyledir. Sahip olduğunuz coşku sizi kendi melodinizin assolisti
yapabilir. Tıpkı çekingen tavrınızın sizi kendi sahnenizde bir dekor
yapabileceği gibi… Bunu, hayata karşı duruşunuz belirler.
Herkesin arka planı, rolü, eseri, yaşamla olan ritmi, tutkuları, merakı,
gösterisi, tarzı farklıdır. Aynı olan, nefes aldığı sürece
içselleştirdikleri her eserle, büyük resimde yerini biran önce almaya
çalışmalarıdır.
Esas olan tutkunun peşinden
gitmektir. Renklerden, notalardan, kostümlerden, sözcüklerden kendi
yapıtlarınızı ortaya çıkabilmektir. Layık olduğunuz alkışları duyabilmek
için bunu gerçekten istemek gerekir. Tuvalin sizi yansıtabilmesi ise
zamanla olur. Sıcak soğuk geçişler için es’ler de durup nefes almalı,
üstlendiğiniz rol için denemeler yapıp özgünlüğü yakalamalı, sizi
anlatan satırların kelimelerini özenle seçmeli ve düşlerinizin temposuna
ayak uyduracak nağmeyi bestelemelisiniz.
İnsanoğlu genellikle alışılmışlığın
sessizliğine karşı daralan ruhunu, çevresinden gelecek her tınıya eşlik
edecek endişesi ile bastırır. Farklı ve denemesi ona göre risk teşkil
edecek düetler için kendini erteler. Hayatındaki birincillere hep
bir suret yüklemek ister fakat asıl olan ruh’ un diğer saflarda takılı
kaldığını fark edemez. Tüm içtenliği ve tutkusuyla dansına bir adımla
başlar ve bin bir tereddütle kendi şevkini sabote eder. Yani her
seferinde çağlayan bir umutla niyet eder, sahneye selamı apar topar
verip gider. Oysaki bilmez, özgür iradesiyle sergilediği eylemlerde;
yönetmen de, oyuncu da, seyirci de kendisidir.
Yaşam boyu bol bol tecrübe
provalarıyla alkış tutulası başarılar sahneleyebilirsiniz.
Kendi ritminize eşlik edecek dostları özenle seçersiniz. Kısacık bir
an’a bile yaratıcılığınızın tüm renklerini sıkıştırabilirsiniz. Sizi
anlatan bir şiirin ilk cümlesi bile en kıymet verdiğiniz şeye
rezervedir. Sevdiklerinizi mutlu etmek için yaptığınız her sürprizin
altında incelik kalıbı vardır. Bir forma bürünmesini istediğiniz her
şeye karşı estetik kaygısı duyarsınız. Yaşam zarafetten yoksun
olabilir mi? Beğenilmeme korkusu her bünyede mevcutken…
Elde ettiğiniz her düşün ödülünü,
asıl hak edenin kendiniz olduğunu bilseniz de hep başkaları adına
alırsınız. Paylaşım güzeldir fakat hayatınızdaki sahne yalnızca size
aittir. Tüm kusurlarıyla ya da tüm ihtişamıyla… Perde kapandıktan sonra
ne anlatabildiğini düşünmek değil, ne hissedebildiğini bilmektir önemli
olan.
Hiç kimsenin hayatı sorun ve
sıkıntıdan uzak değildir. İyimserlik ve karamsarlıklarınızın ölçüsünü
bilin. Telaş ve kaygı günlük hayatın olağan durumlarıdır. Ancak bu
karmaşaların arasında kaçırdığınız güzelliklerin de farkında olun.
Sorunların psikolojisini sürekli üzerinizde taşımak, bir fayda sağlamaz.
Bu yüzden hayatınıza daha fazla olumsuzluk çağırmayın.
Özetle; yaşam sanatının varlığı
mutlak, ifade edilebilirliği farklıdır. Eserin ortaya konuluşu,
mısralarının derinliği, görselliğinin büyüsü, şekillendirilenlerin ruhu
apayrıdır. Yaratıcılığınızı kullanarak iyi niyetlerle düşlediğiniz her
şey, evreni turlayarak dönecek ve yanında getirdikleriyle sizi
onurlandıracaktır. Hayatın tılsımını her alanda hissettiğiniz sürece
ışıklarınız hep yanacaktır.
AYIN İNCİSİ:
“Hayatın çeşitli güçlüklerine karşı
üç şey hediye edilmiştir: Ümit, uyku ve gülmek.” (Immanuel Kant) |