|
Yazar:
Gülay Kanarya
| Sayı
59 | 4 Ağustos 2010
Kadının Adı...
Yaradılıştan mı? Yoksa yaşananlardan mı? Bir kadın, kadın olmayı
özler.
Doğduğumuzda fiziki, sonrasında bastırılmanın getirdiği kişilik
ezikliğini düşünecek olursak, yaşananlar bize kadın olmayı
özlettiriyor sanırım…

Güçlü
kadın, ezik kadın, anne kadın, hizmetçi kadın, frijit kadın, fahişe
kadın, erkek kadın, seksi kadın, aptal kadın, zeki kadın, çirkin kadın,
güzel kadın, yalnız kadın… Amma da adı var kadının.
Ve yaşamın
getirdikleriyle, bu adlardan biri yakıştırılan türlü türlü kadın…
Feminist
değilim ve olmak da istemedim. Ne olanları, ne de sonradan olma
feministleri de hiç sevmedim. Erkek erkekliğini, kadın da kadınlığını
bilmeli diyenlerdenim. Ne yazık ki! Hayat şartları ve medeniyetin,
sorumlulukla beraber fedakarlığın getirdiği birliktelik iletişimini
nasıl alt üst ettiğini ben de sizler gibi yüreğim burkularak
izlemekteyim…
Erkekler
uçkur derdine düşüp, yatıp kalkıp seksteki performanslarının hesaplarını
yaparken, birlikte olduğu kadınların da bir şeyler isteyebileceğini fark
edecek kadar, beyin ve gönül performanslarına dikkat etseler, bizler de
kadınlığımızı bu kadar özlemeyiz sanırım!
Evlilik ya
da ilişkilerde bir problem yaşandığında erkek için sorun nedense eşiyle
yaşadığı cinsellikten, kadın içinse birliktelikteki eksikliklerdendir.
Başka aşklara yelken açıldığında ise -cicim aylarında- beraber olduğu
kadın, nedense en anlayışlısı ve en idealidir.
Sanırım
hiçbir kadın, erkeğin yapması gereken işleri durup dururken üstlenmez.
Sert ve tuttuğunu koparan, baskın karakterli bir kadın bile olsa,
yüreği, erkek gibi olmayı istemez. Her kadın bilir ki; erkekler güçlü
kadın isteseler de, güçlü kadını sevmezler.

Kadın
bilir ki; erkeğinden bir şey istemezse, erkek kendini kendi gibi
hissedemez!
Kadın
bilir ki; erkek, kendisinden çok şey isteyene, kendisine öğretmenliği
hissettirene sahip çıkar ve de onu ister.
Ama
bilmezler ki bazılarımız diğerlerini hemcinsimiz olarak aptal ve
yapmacık da bulsak, samimiyetlerine inanmasak bile -yalan değil!-
yaşayabildikleri kadınlıklarını imrenerek izler, hatta bu başarılarını
takdir ederiz.
Eğer
yaşam;
Kadına
güçlü olmasını gerektirecek bir yol çizip de mecbur etmişse! Güçlü
kadının suçu ne?
Sarıldıkları insanların, tutundukları adamların onları hak etmediklerini
düşünüp, aşka inançlarını kaybedip, kendilerine sığındılarsa! Yalnız
kadının suçu ne?
Eğer
yaşam;
Onca yükün
altında ezilesi bir yaşam sunmuşsa, eğer bir de bu kadının çocuğu varsa,
analığın en büyük vazifesi olduğunun da farkına varmışsa, yaptığı sadece
ağlamaksa! Peki, bu kadının adı ne?
Bir kadını
kadın yapan erkeğiyse, kadın da kadın gibi olmayı istemişse, -buna
rağmen!- kadınlığını özlemişse… Suçlu kim? Nerede? |