Türkiye   ▪   Dünya   ▪   Bilim   ▪   Sağlık     Kültür Sanat     Çevre   ▪   Eğitim   ▪   Çocuk      Röportaj      Yaşam   ▪   Astroloji   ▪   Foto   ▪   Video

Anasayfa

Künye

Abonelik

Arşiv

Reklam

Kariyer

İçerik Politikası

Telif Hakkı

İletişim

İndigo'da Ara


Yazar: Can Tığlı  | Sayı 59 | Ağustos 2010

Kaderle Raks

Geçip giden saniyeler büyüdü, dakika oldu. Daha da olgunlaştı, saatlere dönüştü. Kişiliği oturdu “yıl” oldu. Zamanı doğurdu, ebeveynini de kader olarak zimmetledi. Kim bu kader yahu?

“Hayat sarhoşu bir ayyaş!” Varlığı ile yokluğu kanıtlanmamış, mistik bir inanç. Enerjisi bazen olumlu, bazen olumsuz etkiliyor bizi. Kişinin ona inancı ile paralel bir etkileşim bu. Hayatımızı oluşturan temellere baktığımızda; ebeveyni olduğu olgu, oldukça etkili ve ömrümüzde payı yüksek. Zamanı böyle hırslı, dik kafalı, başına buyruk yetiştirebildiğine göre kendisinin de ne denli zeki olduğunu anlamak zor olmasa gerek.

İnsanoğlu “zaman” ne isterse ona uyuyor. Ebeveyni “kader” de ne öngörürse onu yaşıyor maalesef. Karşı koymak aklından bile geçmemiş bunca çağdır. “ Hayat sarhoşu bir ayyaş “ olarak onu tanımlamamım en büyük nedeni; istediği gibi bize bulaşabilmesi, hayatımızı alt üst edebilmesi ve elbette yaptıklarının sorumluluğunu sarhoşluğuna verebilmesi. Yani rahatlıkla işine gelen şeylerin altına imzasını atıyor. İşine gelmediklerinden ise kolayca sıyrılabiliyor.

İnsanoğlu da alışmış bir kere, boyun eğip geçiyor. Zaten bizi yönetme çabasında birçok sinsi var içimizde, bari buna karşı koyalım da kendi hayatımızı kendimiz yönetelim. İstediklerimizi yaşamamıza engel olup, altına da imzasını atsa pekâlâ cezasını çeker! Fakat o sadece yaşadığımız güzelliklerin altına imzasını atmakla yetiniyor. Biz ise gücünün farkında olduğumuzdan, hayatımızı etkileyen olumsuzluklardan da onu sorumlu tutuyoruz fakat o reddediyor! Böylece cezadan kurtulup, özgürce sağa sola sataşmaya devam edebiliyor. Evrensel ünü her yana yayıla dursun, biz bize yaşattıklarına “ah çekip” erteleyelim sorgusunu.

Birbirimize karşı yaptığımız kötülüklerin en büyük sebebi, iç dünyamızda bize kötülük yapan kavramların ekmeğine yağ sürmemiz aslında. Anlamını kavrayamadığımız ya da yanlış kavradığımız bu hayati kavramların birçoğu işe yaramaz, fakat var olmuş ve içimizde varlıklarını sürdürmeye devam ediyorlar. Biz çoğunu hayati kavramlar olarak görmüyor, onları iyiler ve kötüler olarak gruplandırmıyoruz. Bu yüzden de hangisinin suyuna gittiğimizi, hangisinin bize kötülük yaptığını anlayamıyoruz. 

Eğer içimizdeki bu terörist kavramları etkisiz hale getiremezsek, doğal olarak büyüyerek yollarına devam edeceklerdir. İçlerinde kurdukları özel bir iş bölümü sistemi var. Liderleri, askerleri ve hayatta kalmalarını sağlayacak destekçileri var. Savaşmak onlar için olağan. Fakat onlara karşı gelmek, ya da etkilerinde yaşamak, bizim için hayatta kalma mücadelesine dönüşüyor bir anda! “Gözümle görmeden, kulağımla duymadan inanmam” felsefemiz bizim birçok şeyden olumsuz etkilenmemize sebep oluyor.

Düzenli bir işi olan, okulda başarılı olan ya da mutlu bir evliliği olan, gerisini sorgulamayı bırakıyor. Çünkü uğraştıkları şeyler belli; iş, ders ve eş. Peki, bunlara sahip olamayanlar ya da olması için çabalayıp başaramayanlar?  Hepsi yenilgiye boyun eğmiş, üzerlerine “mutsuzluk” etiketi yapıştırılıp aramıza gönderilmiş kişiler mi? Tabi ki hayır! Onlar bu savaşlardan en fazla olumsuz etkilenenler. Kim bilir, belki de hayatlarını kendileri yönetemez hale gelenler.

Peki, mutlu bir evlilik, harika bir iş ya da mükemmel bir eğitimi olanlar şansla ve dokunulmazlık ile mi aramıza geldiler? Bunun da cevabı hayır! Bunları şuan yaşamayanlar, bir zamanlar bu yollardan geçmiş olabilir. Fakat şuan bu güzellikleri yaşayanlar da, bir gün gelip de bunları kaybedebilirler. Hem de buna neyin sebep olduğunu anlayamadan. Tedbirli bir düzen üzerine kurulmuş yaşamda elde edilenler, kolay kolay kaybedilmez. Fakat ansızın önümüze çıkanlara kapılıp tedbirsizce yön değiştirirsek, sonunda bizi neyin beklediğini bilemeyiz.

“Kader” sağ olsun bizi hayatın her aşamasında takip eder. Varlığına kimileri inanmaz, kimileri inanır ve boyun eğer. Ona inanıp da, karşı koymaya çalışana henüz denk gelmedim.  Hayatımızı yönlendirmek için, elebaşı olduğu çetenin elemanlarına birçok illegal iş yaptırır. Biz de önümüze çıkan bu yanlış yollara saparız. Bu yanlış yollara sapmamızın sebebi; yanlış tabelaları takip etmemizdir. Zihnimizde gördüğümüz bu tabelaları kendimiz var etmiyoruz. Bu çetenin üyeleri gelip onları oraya çakıyorlar! Yani bir başka deyişle; onlar bizi kendi istikametlerine çekiyorlar. Biz de “yaratan bir kere yol açmış önüme, neden denemeyeyim” diyip o yola giriyoruz.

Bu sefer de bizi bekleyen güzellik kapıları ardına kadar kapatılıyor. Çünkü onların istikamet belirleyici tabelaları yok. Onlar bizim çalışıp, uğraşıp varabileceğimiz en güzel noktanın giriş kapıları. Mucitleri de bu hayati kavramların “iyiler” grubu. Bizim aksi bir yöne gittiğimizi görünce, derhal kapılarını kapatıyorlar. Çünkü karşıtlarından herhangi birinin aralarına sızmasından korkuyorlar. Onların kapısı sadece bize açık, casuslara değil! Yaptığımız bu seçimin, bize sunduğu sonuçlara katlanmak mecburiyetinde kalıyoruz ve kötü geçen bu dönemin adını “kaderin çelmesi” diye nitelendiriyoruz. Eyvallah, bunun adı “kader” kabul ediyorum. Fakat onun yanına gidip gitmemek bizim elimizde ve seçeneklere sahip.

İşaretler, ipuçları her zaman doğruyu gösterecek diye bir şart yok öyle değil mi? Kendimiz ilerlediğimiz yolu analiz edemiyor olabiliriz fakat içimizdeki hayati kavramlar hep bizimleler ve bizim nerede ne yaptığımızdan sürekli haberdarlar. “İyilerin” bizi terk etmesini gerektirecek tek şey; bizim kaderin yoluna saptığımızı ve ona boyun eğdiğimizi görmeleridir. İşte o vakit geldiğinde, işler daha da ağırlaşır… Yüzme bilen boğulmaz fakat üzerinde kıyafetle denize atlamanın yükünü, herkes sanırım bilir. Aynı hesap işte; geri dönüş için mucizevî gözükse bile ihtimal var ancak yolu kendi kendimize zorlaştırdık. Soyunup denize atlamak yerine, suya kıyafetlerimizle girmiş bulunduk. Yüzüp kıyıya çıkmamız zaman alabilir, o yüzden kurtulmak için tüm zekâmızı kullanmalıyız!

Bu “ayyaş” asla boğun eğmez. Prensip edinmiş, karakter bellemiş, istemediğini kimse ona yaptırtamıyor. Yoluna saptıktan sonra, yanındayken ceketinizi ilikler başınızı öne eğerseniz, yaşamınızı kendiniz yönetebilmeniz için hala bir şansa sahip olabilirsiniz. Dik kafalık ile başlarsanız, kelleyi orada bırakmak zorunda kalırsınız. Dışarı çıkamazsınız o yoldan! Ha başarıp da çıkarsanız da kafasını kaybetmiş biri olarak, kendi hayatınızı yönetemeyecek hale gelirsiniz. Kendisi ara sıra yanınıza uğrar, sizi programlar ve hayatınızı ele geçirir. Başlangıç satırlarında bahsettiğim gibi; içimizdeki kavramları algılayamazsak ya da yanlış algılarsak, yaşam denen süreç bizim için sefa sürmekten, hayatta kalma mücadelesine dönüşür.

Her an risk hissetmek, her an bir belaya bulaşmak, sürekli gerilim hattında yaşamak bunların en büyük işaretleridir. Onlar bizimle tanışmaya açıklar ve sadece yardımcı program niteliğindeler. Yani biz onları kontrol altında tutabilirsek, hayatımızı yönetmezler sadece yardım ederler. Kötüleri zaten etkisiz hale getirmişizdir… Ama kontrol altında tutamazsak, hayatımızı onlar yönetir. “Kötüler” iktidar olur! Kader hangi grupta ve etkisi ne denli diye bakacak olursak; o inanana çok yakın. İnanmayana oldukça uzak. Kötüye destek çıkar, iyilik peşinde koşana köstek olur ama yine de iyilere bile ara sıra kıyak geçer ki, hayatlarından onu atmasınlar. Çetenin elebaşıdır kader. Benim lügatimde “kötülerden”. Varlığını kabul ediyorum fakat kendimden olabildiğince uzakta tutuyorum. Tanışmışlığım oldu elbet. Zaten olmasa bu satırları çıkaramazdım. Elimden geldiğince size kendi tanıdığım kaderi anlattım.

Hayatınıza onu ne kadar sokarsınız, kendi lügatinizde onu hangi gruba koyarsınız o size kalmış. Ama unutmayın, elinizi verirseniz kolunuzu kaptırırsınız. Kolu kaptırınca, etrafınıza yayılması için ona şans tanırsınız. Bu şansı iyi kullanabilecek olduğu için, sonunda bir bakmışsınız hayatınızı bile ona kaptırmışsınız. O yüzden siz ona kapılıp sonrasında kurtulmak için bu senaryoları okuyacağınıza, bence istikametinizi doğru seçin. Zihninizdeki tabelalara aldanmadan yola devam edin. İçinizi bir gözden geçirin bakalım, algı yanılması ya da algı eksikliği yaşadığınız kavramlar var mı etrafta? İstikamet seçimi size ait! Sefa sürme ile hayatta kalma mücadelesi arasındaki seçim de size kalmış. Benden bu kadar. Nice kavramları çözdükçe, daha güzel hayatlara, şerefe…

 

 

©

Kopyalama Hakkı: İNDİGO DERGİSİ, her türlü yazı, görsel ve içeriğinin kopyalanmasına, yalnızca web adresinin http://www.indigodergisi.com şeklinde kaynak gösterilmesi suretiyle izin vermektedir. 2005-2010 © İndigo Dergisi |  Bkz.Telif ve Kopyalama Kuralları


| Başka  Paylaş


YAZAR HAKKINDA

Can Tığlı: 80'lerin sonunda 5 Ocak tarihinde, İstanbul Kadıköy'de doğdum. Doğduğum tarihin gerçekten ay olarak, yıl olarak da çok güzel olduğunu düşünmekteyim. Eğitimimi Turizm Lisesi bitirdikten sonra, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde bulunan Doğu Akdeniz Üniversitesi, Turizm İşletme fakültesinde sürdürmekteyim. Biyografi


E-posta: cantigli@hotmail.com


  Yazara Ait Son Yazılar

 

Güzellik Serüveni

Erozyondayız

Satırdan Adam

Sırılsıklam Sıkıntım

Sabır-ı Deneme

Şefin Spesiyali

Ego Ve Sen




| Daha Fazla


Subscribe  Abone Olun


 

 

    

Kategoriler:

Hakkında:

Servisler:

Türkiye  ▪  Dünya  ▪  Bilim  ▪  Sağlık    Kültür Sanat    Çevre    Eğitim  ▪  Çocuk    Röportaj    Yaşam  ▪  Astroloji  ▪  Foto  ▪  Video

Künye  ▪  İletişim  ▪  İçerik Politikası  ▪  Telif ve Kopyalama Hakkı  ▪  Bağlantılar

Reklam  ▪  Abonelik  ▪  Arama Motoru  ▪  Arşiv

2005-2011 © İndigo Dergisi