|
Yazar:
Cem Özüak
| Sayı
59 | 18 Ağustos 2010 TSI 00:01
Özbenlikten Benliğe Öğütler

Hey sen!
Yani ben! Sana bugün yaşamla ilgili çoğu zaman göz ardı ettiğin bazı
gerçeklerden bahsedeceğim: Hayatın, evrendeki
dokuz boyuttan sadece üç tanesinde geçiyor (en,
boy ve yükseklik). Buna dördüncü boyut olan zaman da eklendiğinde bütün
hayatının bu dört boyutta geçtiğini söyleyebiliriz. Bugüne kadar sana
hep zamanın değeri anlatıldı. “Vakit nakittir” gibi sözlerle büyütülerek
bugünlere geldin. Bir yerlere yetişmek için deli gibi koştun durdun.
Neden koştuğunu sorgulamadan... Bazen de sorguladığın halde cevabını
bulamadın ve sormayı bırakıp diğerleriyle beraber koşmaya devam ettin.
Anlatmaya öncelikle sana evrenin kıyıda köşede kalmış ama bizim için çok
önemli olan bir gerçeğinden bahsederek başlayacağım: Hiçbir şey için geç
kalınmış değildir. Daha da önemlisi hiçbir şeyin aslında o kadar da
önemi yoktur. Böylece önemli olmadığı için geç kalınmış ta sayılmaz.
Çünkü gün gelecek her şey önemini yitirecek ve önem verdiğimiz şeylerin
yerine yeni şeyler hayatımıza girecek. Sadece şuna önem vermeni
istiyorum: Yaşadığın her an varoluşunun değerini hisset! Gerçekte tek
önemli şeyin koşulsuz sevgi olduğunu bil ve bu sana yetsin... Kendin
dâhil her şeyi koşulsuz sev. Böylece acıyla değil sevgiyle olgunlaşmayı
seçeceksin. Olgunlaştıkça farkındalığın artacak. Farkındalığın arttıkça
da daha çok var olacaksın...
Koşulsuz
sevgi:
Bugüne
kadar koşulsuz sevgi denildiğinde aklına hep koşullara rağmen sevgi
geldi.
— Bana hep
kötü davranmasına rağmen onu seviyorum.
—
Gerçekten sinirlerimi alt üst ediyor ama yine de onu seviyorum.
Gerçek
koşulsuz sevgi var olan koşulları görmeden sevebilmektir. Yani koşulsuz
sevgide koşul yoktur. Ama biz koşulsuz sevgiyi hep mevcut koşullara
rağmen sevmek olarak algıladık. Sevgiyi nitelendirdiğin anda koşullu
seviyorsun demektir. Koşulları görme. Sevgi, fıtratının bir parçası
olduğu için sev. Bir muhabbet kuşunu ne kadar seviyorsan bir kargayı da
o kadar sev. Başkalarının adı ne olursa olsun nefret içeren sözlerine
kulak asma. Kısa bir zaman için bu dünyadasın. Ve sen bu dünyaya sevmek
için gönderildin. Bir arabesk parçanın sözleri gibi değil senin hayatın.
Yaradılışına en uygun eylem sevmektir. Sevgi, kâinata en uygun eylemdir.
Sırf bunun için sev. İşte o zaman varoluşun coşkusunu yaşayacaksın. En
başta da dediğim gibi hiçbir şeyin önemi olmadığını anladığın anda
geriye sadece o coşku kalacak. O coşku gençlik hormonları üretmeni
sağlayacak. Ve sen de bu sayede hayatta kalacaksın.

Olgunluk:
Ruhunun
olgunlaşmasını mı istiyorsun? Öyleyse daha uyanık ol! Uyanmadan
olgunlaşamazsın. Etrafını gözetle. En basitinden yolda yürürken kimsenin
bakmadığına bak. Şehrin en işlek caddesine çık. Orada lüks arabalar,
güzel kızlar, yakışıklı delikanlılar, pembeler, sarılar, süt maviler
göreceksin. Herkesin gördüğü şeyleri sen de göreceksin... Şimdi kimsenin
görmediğini görmeye çalış. Gözlerin vasat olanı, uygunsuz olanı arasın.
İşte o zaman yankesicileri göreceksin. Kaldırıma düşmüş serçe yavrusunu,
köşedeki dilenciyi, yanından geçip giden ilkokul arkadaşını fark
edeceksin. Belki o arada kendine ait bir şeyleri de fark edersin...
Hatta her şeyden önce mümkünse bir ayna bul ve önce kendine bak. Fark
etmeye kendinden başla! Gözlerinin içine bak! Gözbebeklerinin içine...
Sahip olduğunu zannettiğin kendi gözlerine on saniyeden fazla
bakamadığını fark edeceksin. Çünkü insanın kendi gözlerine bakması
başkasının gözlerine bakmaya benzemiyor. Orada sen varsın. Her ne kadar
bu bir izdüşümü olsa da aynada kendi gözlerine baktığında kendinle ve
bütün egolarınla baş başa kalacaksın. Ve bu seni korkutacak. Bugüne
kadar kendine telkin ettiğin kimlikten korkacaksın. Sadece kendini
gerçekten tanımak istiyorsan bunu yap. Başkasını tanımaya gözlerden
başlıyorsun madem öyleyse kendini tanımaya da kendi gözlerinden başla.
Olduğunu zannettiğin kişiden başka birini görebilirsin orada.
Farkındayım öyleyse varım:
Farkındalık mı istiyorsun? Öyleyse hiçbir şey için acele etme. Acele
ettikçe etrafında ve kendinde olan bitenleri fark edemezsin. Hiçbir şey
için geç kalmaya değmeyeceği gibi acele etmeye de değmez. Sen bir yerden
bir yere gitmiyorsun ki acele edesin. Hayat zaten seni gitmen gereken
yere götürüyor. Herkes gibi sen de kendi hayatınla ilgili planlar
yapıyorsun. Fakat bu planları yaparken daha büyük bir planın parçası
olduğunu unutma. Ve bunu göz ardı etmeden yaşa. İçi boş hedeflerin
peşinden koşacağına dur ve etrafı dinle. Kuşların ötüşünü dinle.
Dalgaların sesine kulak ver. Doğanın ahengiyle dans et. İşte o zaman
koşman gerekmediğini anlayacaksın. Anlayacaksın ki asıl yapman gereken
şey önce durmak ve dinlemek. Sonra koşmak istiyorsan yine koş. Ne
istiyorsan onu yap. Sen zaten bir yolculuğun içindesin. Dünya
gemisindesin ve saniyede 467 metre hızla dönüyorsun. Asıl yolculuğun
ruhunun olgunlaşma yolculuğu olduğunu unutma! Bizler kâinat nehrinin
birer damlasıyız. Kendimizi suyun akışına bıraksak da bırakmasak da
nehir bizi götürmesi gereken yere götürecektir... Sana tek tavsiye
edebileceğim bu yolculuğun tadını çıkarman. Ne kadar farkına varırsan o
kadar bu coşkuyu yaşarsın. Bu coşku varoluşun coşkusudur. |