|
Yazar:
Burcu Uydan
| Sayı
59 | Ağustos 2010
Aşk: İlham Perim
Bugün yazımı okuyan herkese evrenin
enerji akışından, anda kalarak evrenle bütünleşmekten, dervişlerin
aşklarından ve tefekkürlerinden bahsedebilirdim.
İsteklerimizi elde etmek için
kendimize ve evrene güvenmenin öneminden bahsedebilirdim. Ama
yapamayacağım.

Ben bugün bir tek, içimde büyüyüp
genişleyen ve bazı anlarda içimde genişleyerek tüm sınırlarımı ortadan
kaldıran ve çevremdeki her şeyin “tamamlanmış” olduğunu hissettirerek
sonsuz ve anlatılamaz bir mutlulukla kalbimi çarptıran şeyden bahsetmek
istiyorum.
Ben ilk kez aşkla tanıştığımda nefes
almaya başladım. Aşk benim dünyamda ne ergenlik çağının oynayan hormon
seviyelerine bağlı oldu, ne de başka insanların yarattığı gündelik hayal
kırıklıklarının karesine eşit olup da beni yukarılara çıkartmak için
zihnimin yarattığı bir oyundu.
Aşk benim ilham perim oldu. Elbette
ilk başlarda çok beğenilen bir müzisyen, bir aktör ya da tanışılmamış
bir yabancıya yönelirken, zamanla, içimde aldığı yol ile farklılaştı.
Evrenle bir bütün olduğumuzu ve her birimizin içinde evrenin küçültülmüş
ve sınırlanmış halinin bulunduğunu düşünmekten kendimi alamadım bir süre
sonra. Ve mademki zihnimiz ve bedenimizle sınırlandık, bu sınırları
kırıp dışına çıktığımı bana hissettiren tek duyguya sarılabilirdik.
Aşkın acı olduğunu yazanlar kuşkusuz kendi hislerini anlattılar. Aşkın
hasret olduğunu söyleyenler de yalan söylemediler asla.
Tek hatamız aşkı dünyanın kurallarıyla
yaşamaya çalışmaktır. Dünyadaki görsel yanılsamaya uydurmaya çalışırken
aşkın vahşi ve bakir doğasını hırpaladığımızı akıl edemiyoruz. Sonunda
aşkın odağındaki kişi kalbimizi kırarsa, araya yol girerse, aşkı ifade
edecek paramız kalmazsa mutsuz oluyoruz.
Aşk hayatı bir su gibi akıtan en güzel
duygudan, yüreğimizi ve düşüncelerimizi yakan cehennemden çıkma acıya
işte böyle dönüşür. Hiçbir vakit dünyevi olmadığı için, sadece Tanrı’dan
geldiği ve onun kurallarına uymak zorunda olduğu için dünya yüzeyindeki
hayata uydurulamaz.
Bugünlerde ve son bir buçuk senedir
öylesine bir aşka tutuldum ki, sevdiğim adamı dünyevi şartlardan ayrı ve
sadece kendi olarak sevmekle, değiştirmeye çalışmadan, beklentisiz ve
yargılamadan mutluluğu yakalamaya çalışıyorum(alelade bir insanın egosu
için çok zorlayıcı bir şey bu). Aramızda ne para, ne eşya pürüz
yaratabilir. Birlikte olabildiğimiz o nadir anlarda sadece ruhumuzu
dinlendiren şeyler yapıyor olmak ve hiçbir şeyin o halimize dokunmasına
izin vermemek önceliğim(iz).

Çünkü onu ne zaman yargılamaya
başlarsam o zaman kaybedeceğimi biliyorum. Çünkü insan aşkla bağlandığı
birini metanetle bekler, ona güvenir ve onunla paylaşır. Aşk ancak
bununla beslenir. Ayrıyken hasret ve acı duyarlar elbette. Ama
birlikteyken de dünyanın en güzel bütünlüğünü tadabilirler. Dünyanın
yanılsamalarından ne kadar sıyrılırlarsa o kadar mutlu olabilirler.

Bugün bazı anlarımda duruyorum ve
yaşadığım aşkın şiddetinden kahkahalarla gülmeye başlıyorum. Evren
sonsuz bir ışık oluyor ve çevremdeki her şey var olduğu şekilde “en
güzel” halini buluyor. Sonsuz ve önü alınamaz bir sevgi ve coşkuyla
gülüyorum, gözlerim de doluyor. Bu Tanrı ile buluşma halinin bir
benzeridir belki. Belki de yıllardır Sûfi dervişlerin, yogilerin,
guruların anlattığı “Evrenle/Tanrı’yla bütünleşme” durumudur bilemem.
Bugün kendi sınavımda, ilham perim,
içimin ateşi, gözlerimin ışığı olan aşktan geliyor sorular. Ve
hissediyorum ki bir ömür bununla sınanabilirim. Hep aynı metanetle
sarılabilecek miyim, göreceğiz. |