|
Yazar:
Adnan Şerifoğlu
| Sayı
59 | Ağustos 2010
Kendi Doğrularında Yalnızlaşan
Güçlü Bir Kadın: Halide Edip
İpek
Çalışlar’ın ikinci biyografisi bu - 2006’da yayınlanan Latife Hanım’dan
sonra-.Yazar, Latife Hanım kitabıyla PEN Yazarlar
Derneği’nin Duygu Asena ödülünü almıştı.
Halide Edip: Biyografisine Sığmayan Kadın kitabı da Latife
Hanım biyografisi gibi dopdolu, derinlemesine yapılmış bir araştırma
ürünü. Her iki eser de geniş hacimli ve oldukça doyurucu, yanılmıyorsam,
her ikisi de konu edindikleri insanlar hakkında Türkçede yapılmış en iyi
çalışmalar.
Yazar,
kitabına “Başlarken”: “Halide Edip’in romanlarını gölgede bırakan
hayatını çok geç keşfettim. Fikirleriyle öne çıkmış, bir zamanlar
kitlelerin sevgilisi olmuş, uluslar arası üne sahip bu kadını ya
yanlış tanıyorduk ya da tanımıyorduk. 100 yıl önce toplumu etkileyen
romanlar yazmış, kadınların eşitlik mücadelesinin başına geçmişti.”diyor.
Doğrusu kitabı hatmettiğimde ben de aynı şeyi düşündüm: Halide Edip’i
çok az tanıyormuşuz ve yanlış tanıyormuşuz.
Kendi
zamanı içinde kadın kimliğiyle ortaya çıkmış entelektüel düzeyde
çalışmalar yapmış başkaları da vardı. Fatma Aliye, İhsan Raif, Şair
Nigar Hanım bunlardan bazılarıdır. Ama hiç biri kadın hareketi içinde ve
yeni devletimizin kuruluşu sırasında Latife Hanım ve Halide Edip kadar
ön planda olma gayretleri içinde olamamışlardır. Erkeklerin dünyasında
“biz de varız” cesaretini gösterip, bunun mücadelesini yapan bu iki
mümtaz kadın, böyle bir mücadelenin bedelini, belli bir dönemde
varlıkları “yok hükmüne” indirgenerek adam gibi ödemişlerdir.
Halide
Edip’in 1884 yılı Şubat’ında başlayan hayat yolculuğu, küçük yaşlarda
tanıştığı annesini kaybetmek gibi acılarla, mücadelelerle, sevinçlerle,
başarılarla, yenilgilerle, küskünlüklerle devam etmiş ve 10 Ocak 1964
Cuma günü sona ermiştir. Ama hayatın peşini hiçbir zaman bırakmamış ve
ayağı yere sağlam basan ve de hayattan ne beklediğinden emin olan bütün
sağlam karakterler gibi O da nereye gittiğini bilerek, hedefine
ilerlemiştir. Dünya ise O’nun bu kararlılığı karşısında O’na yol vermek
zorunda kalmıştır ister istemez. Yaptıklarını bugünden bakarak, o
zamanın şartları içinde değerlendirdiğimizde ne kadar şaşırtıcı ve başka
olduğunu görmek için çevremize, dünyamıza bir bakalım. Kaç kadın
görebiliriz böylesine entelektüel bir birikime sahip, etkileyici,
çalışkan, kararlı, kendine göre doğruları olan ve onlardan vazgeçmeyen.
Bütün bunlardan dolayı da kimseye yaranamayan ve farklılığı bir türlü
doğru algılanmayan...
İyi bir
eğitim görmüş, kitaplarla çok çabuk haşır neşir olmaya başlamış olan
Halide Edip, İngiliz – Amerikan tarzı bir disiplin anlayışı içerisinde
yetişmiş, çok iyi derecede Yunanca, İngilizce bilen bir insandır.
Babası, Abdülhamid’in sarayında görevlidir.
Bu
yüzden padişahın yazılı emri ile Üsküdar Amerikan Koleji’inden bir
müddet uzaklaşmak zorunda da kalacaktır. Padişah burada okumasını
sakıncalı bulmuştur. Buna rağmen O, okulla bağlantısını kesmemiş, gizli
de olsa gidip gelmiştir. Kolej kampüsündeki bütün eğlencelere katılan,
olağanüstü yetenekleri nedeniyle geleceğine umutla bakılan çok ciddi bir
öğrencidir.
Bu arada
Rıza Tevfik, Salih Zeki gibi kendi zamanının en iyi hocalarından dersler
alır. Hocaları da O’nu zekâsına ve öğrenme gücüne hayran kalırlar. Daha
sonra Matematik Hocası Salih Zeki ile evlenecek ve iki de çocukları
olacaktır.
31 Mart
ayaklanması sırasında “kara liste”ye alınır ve İskenderiye’ye kaçmak
zorunda kalır. Oradan Kahire’ye ve daha sonra Londra’ya gider orada
Bertrand Russell’ın evinde misafir olarak bulunur. Bunlar Halide Edip
için zor günlerdir. Boşanma, siyasete yönelme derken, 1 Ağustos 1908
tarihinde Tanin Gazetesinde çıkan ilk yazısıyla yazarlığa başlayan
Halide Edip, 1912’de yine aynı gazetede Handan romanını tefrika
ettirmeyi başarır. Ömrüne birçok roman, hatıra, tiyatro eseri sığdırır.
İttihatçılarla olan çalışmaları, kadın mitingleri, Cemal Paşa ile
Suriye’ye gitmesi ve oradaki hizmetleri, Adnan Adıvar’la evlenmesi,
ülkemizin işgali ile 22 – 23 Mayıs 1919 Kadıköy ve Sultanahmet
Mitinglerindeki meşhur hatiplikleri, Anadolu’ya geçerek Kuvayı Milliye
saflarında yer alması, Ankara Hükümeti için yaptığı çalışmalar, M.
Kemal Atatürk’le ilişkileri, muhalefeti, mandacılıkla suçlanması, gözden
düşmesi ve yurt dışında yaşamak zorunda kalması, 1939’da Türkiye’ye
döndükten sonra DP’den milletvekili seçilmesi - ki mecliste de kendi
doğrularından vazgeçmeyecek ve tavırlarıyla farklı bir vekil olduğunu
hep hissettirecektir – daha sonra küskünlük ve siyasete veda. Bu arada
1940’ta İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesine bağlı olarak İngiliz
Filolojisi kurarak bu bölümün ilk profesörlüğünü de yapmıştır.
Halide
Edip, böyle peş peşe sıraladığımız bir ömür geçidi içinde ayrıntılar
düzeyinde kalsa da burada sözünü etmeden geçemeyeceğimiz nice başarılara
imza atmıştır. Mesela Milli Mücadele sırasında bir ajansı kurulması
O’nun fikriydi ve ismi de o bulmuştu. Bunu da İstiklal Mücadelesi için
Anadolu’ya geçerken Geyve’de Yunus Nadi’ye Ankara’ya gidince ilk iş
olarak dahile ve harice söyleyecekleri için bir ajans kurmaları
gerektiğini söylemiş ve adını da hemen oracıkta koyuvermişti: Anadolu
Ajansı. Hint Müslümanlarının Milli Mücadele için topladıkları
100.000 dolarlık yardımın Ankara hükümetine intikal ettirilmesi
sırasındaki gayretleri.
Yurttan
uzakta bulunmak zorunda olduğu 1925 – 1939 yılları arasında boş durmamış
önüne çıkan her fırsatı değerlendirmiştir. 3 Temmuz 1928’de ilk kez bir
kadın Amerika’daki Williamstown Politika Enstitüsüne başkanlık etmiş,
söyledikleriyle basında geniş yankılar uyandırmıştır. Kendi zamanının
Arnold Toynbee, Bertrand Russell, Mahatma Gandhi, Nehru (Hint
Müslümanlarının daveti üzerine gittiği Hindistan’da) önemli sanat, fikir
ve siyaset adamlarıyla da tanışmış, dostluklar kurmuştur.
Yine
Hindistan’da bulunduğu sırada Nazım Hikmet’in şiirlerinden bazılarını
İngilizce’ye çevirmiş ve Bombay Chronicle gazetesinde yayınlamıştır.
İşte böyle dopdolu bir ömür bizim gibi nekrofil toplumlarda çok az kişi
tarafından değerlendirilse de dünyada kadrini bilenler olmuştur elbet
Halide Edip’in. 20.yüzyıl sona ererken, Venüs gezegeni üzerinde
çalışmalar yapan bir grup bilim insanı, Venüs üzerindeki bir kratere
Halide Edip’in anısını yaşatmak için
Adivar adını verdiler.
Yazımı,
biyografi fakiri olan edebiyatımıza böyle bir eser kazandıran İpek
Çalışlar’a teşekkür ederek, Mina Urgan’ın Halide Edip’in ince kadın ve
annelik duyarlılığını dile getirdiği anısıyla bitiriyorum:

Bana
şöyle demişti bir gün: Halide Edip şu adamla sevişti, bu adamla sevişti
diye birtakım laflar duyacaksın. Bunların hepsi yalan! Ben bir tek
erkeği sevdim ömrüm boyunca. O tek erkek de altı ay sonra benden bıktı
beni aldatmaya başladı. Her şeyi biliyordum. Her şeye razıydım. Yeter ki
onu görebileyim, ona dokunabileyim. (Bunu söylerken elini bana uzatmış,
bana dokunmuştu. Tutkusunun çıplaklığı karşısında fena sarsılmıştım.)
Ancak ikinci bir kadınla nikâh kıymaya kalkınca, boşanmaya karar verdim.
Bunu gururumdan yaptığımı sanma. Ama iki oğlum vardı. Analığım ağır
bastı. İki küçük erkek çocuğun bu kadar çirkin bir durumu, babalarının
aynı evde iki kadınla birden yaşadığını görmelerine katlanamadım;
boşandım… Öleceğimi sandım. Ama insan kolay kolay ölemiyor. |