|
Haber:
Burçin İvren
| Temmuz
2010
Elektromanyetik Kirlilik ve
İnsan Sağlığına Etkileri
Prof.
Dr. Selim Şeker

Master ve doktorasını
ABD’nin George Washington Üniversitesi'nde tamamlayan Prof. Dr. Selim
Şeker, 1982
yılından bu yana Boğaziçi Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yapıyor. Uzun
yıllar NASA’da çalışan Şeker, Savunma Bakanlığı ve TÜBİTAK’ta önemli
projelerde görev aldı. Yayınlanmış
dokuz kitabı bulunan Prof. Şeker, pek çok
ulusal ve uluslararası toplantılara katılarak; elekromanyetik dalgaların
insanlar üzerindeki biyolojik etkileri, elektromanyetik izleme sistemi
gibi çeşitli alanlardaki çalışmalarını insanlığa hizmet olarak sunuyor.
Röportaj:
Burçin İvren
Öncelikle
insana ait doğal manyetik alanı inceleyebilir miyiz?
Tüm maddeler, kalp, adale,
beyin gibi organlar manyetik özelliğe sahiptir. Her mekânda tüm
canlıların içindeki ve dışındaki tüm boşluklarda yüksek ya da düşük
birer manyetik alan mevcuttur. İnsan vücudunda her hücrenin kendine özgü
elektrik devresi mevcuttur. O nedenle insan bir elektronik makine
gibidir. Bu manyetik alan, biyoelektrik yüklerin hareketinden meydana
gelir. Ve insanı oluşturan maddelerin manyetik alan sinyalleri hem
birbiri ile hem de dünyanın manyetik alanı ile uyum halindedir.
Dünyanın
manyetik alanı ile insana ait manyetik alan nasıl bir uyuma sahip?
Örneğin, uzaya gönderilen
astronotlarda görülen ve haftalarca sürebilen yorgunluk, adele ağrısı,
baş ağrısı ve baş dönmesi gibi sebepler, dünyanın manyetik alanı
eksikliğinden kaynaklanıyor.
Geceleyin dünya manyetik
alanı hücresel oksijeni arttırır, uykuyu destekler, iltihaplanmayı
azaltır ve acıyı dindirir. Güneş doğduğunda beraberinde getirdiği
pozitif manyetik alan hücresel oksijeni azaltır, uyanıklığı destekler,
biyolojik iyileşmeye engel olur ve acıyı arttırır.
Kafamızın merkezde
bulunan hormonları, enzimleri ve bağışıklık fonksiyonlarını yöneten
pineal bezi manyetik kristallerden oluşan bir manyetik organdır.
Manyetik enerjiye çok duyarlı olup ona has
bir madde olan
melatonin hormonu, geceleyin ortaya çıkar.
Dünyanın manyetik alanı
tüm tabiatla uyum içindedir.

Dünyanın
manyetik alanı daha başka nelerle uyum içinedir?
Örneğin arılar, yerin
manyetik alanını ve günlük değişimlerini kullanarak, bulundukları konumu
tespit ediyorlar. Göçmen kuşlar, balıklar gibi canlılar da yön bulmada
dünyanın manyetik alanını kullanıyorlar. Fakat insanların ürettiği yapay
alanlar doğal olandan çok çok fazla (örneğin 1000 kat) olduğundan doğal
yaşam olumsuz etkileniyor.
Öyleyse
elektromanyetik kirlilik dediğimiz şey, bu doğal manyetik alanın
bozulmasından ileri geliyor. Elektromanyetik kirlilik için kitabınız
“cep telefonunun zararları” temalı olmuş. Niçin özellikle cep telefonunu
seçtiniz?
Türkiye’deki cep telefonu
abone sayısı 67 milyon, yani nüfusu kadar. Cep telefonu sayısı ise 114
milyon, yani nüfusun bir buçuk katı kadar. Baz istasyonları sayısı ise
şimdilik 36 bin.
Yani ciddi bir tehdit
altındayız.

Birazdan
başlıklar halinde inceleyeceğiz ama genel olarak cep telefonun zararları
neler?
Olumsuz
etkileri genel olarak ikiye ayırabiliriz. Birincisi baş ağrısı,
yorgunluk uykusuzluk gibi kısa zamanda hissedilen etkilerdir diğeri ise
moleküler ve kimyasal bağlara, hücre yapısına, vücut koruma sistemine
yaptığı uzun sürede ortaya çıkabilen etkilerdir.
Cep telefonları devamlı
kullanıldığından, vücuda zararlarının telafisi için imkan vermiyoruz.
Diğer cihazların zararlı etkileri kullanımları kısa süreli olduğundan
vücut tarafından tolere edilebiliyor, kullanılmadıkları sürece vücut yan
etkileri bertaraf edebiliyor.
Kısa ve
uzun vadede belli başlı etkileri nelerdir?
Yapılan
araştırmalar sonucunda olumsuz etkilerin
bazılarını şu şekilde
sıralayabiliriz.
DNA Üzerinde Hasar
•
Elektomanyetik alanlara maruz kalmak belirli hücre tiplerinde gen, DNA
ve kromozomlar üzerinde hasara yol açabilir.
• Cep
telefonu kullanımında kulakta ve beynin, telefonun olduğu bölgesinde
yoğunlukta olmak üzere ısı artışına sebep olmaktadır.
Bu ısı artışı hücre yapısında etkileşime sebep
olur.
• Bağışıklık
sistemini zayıflatır.
• Kırmızı kan
hücrelerinde deformasyona yol açar.

Uykusuzluk ve Depresyon
•
Elektromanyetik alanlara aşırı hassasiyet sonucu fiziksel
rahatsızlıkların görülebilir. Yani baş ağrısı, halsizlik, stres, uyku
bozukluğu, ciltte yanma ve batma hissi, acı, alerji, göz yanması, kalp
ritim bozukluğu, denge kaybı, depresyon
eğiliminde artış, konsantrasyon
bozukluğu ve benzeri problemler oluşabilir.
• Gece
uykusuzlukları yapabilir. Çünkü melatonin salgılanmasını azaltarak uyku
ritmini bozabiliyor.
• İnsan
beyninin elektriksel devrelerine etki ettiğinden nörolojik ve
davranışsal rahatsızlıklara sebep olabilir.

Beyin Tümörü Ve Akustik Nöroma
• Beyin
tümörü ve akustik nöromaya (duyma sinirlerinde tümör) sebep olabilir.
Örneğin beyin tümörü riskinin 5 kat arttığı yine bir bilimsel
araştırmanın sonucudur.
• Beyin
hücrelerinin ölümüne yol açar ve kan ile beyin arasındaki koruyucu
duvara zarar verir. Dolayısıyla beyni dışarıdan gelen zararlı etkilere
açık hale getirir.
• Çocukta
kansere sebep olabilir. Çünkü çocuklar daha çok etkilenir. Bir yetişkine
göre, rahatsızlanma olasılıkları daha yüksektir.
• Alzheimer
hastalığına ve meme kanserine sebep olabilir.
• Sperm
sayısını azaltabilir.
Peki bunda
direk bir kesinlik var mı? Örneğin her cep telefonu kullanan kanser
olur gibi bir sonuca varamayız değil mi?
Cep telefonu
yaşamımıza yeni giren bir teknoloji. O nedenle kesin şunu yapar
diyemiyoruz. Ancak tüm bunlar çeşitli bilimsel araştırmalarla
desteklenmiş bulgulardır.
Olası
etkiler kişiden kişiye değişebilir mi?
Olası etkiler
çok şeye göre değişebilir. Bunları
kitabımda detaylı bir şekilde anlatmaya çalıştım, ama özetle bu etkiler;
elekromanyetik alanın frekansı,
şiddeti, uzaklığı, maruziyet süresi, vücudun elektiriksel özellikleri
gibi değişkenlere bağlıdır.
Aynı zamanda
bir yetişkine oranla bir çocuk çok daha fazla etkilenecektir.
Selim Bey,
bu arada saydıklarınızın içinden baş ağrısı, depresif hal, uyku
bozukluğu gibi rahatsızlıklarım oldu. Bunu ben radyasyona bağladım çünkü
özellikle cep telefonunu ve kablosuz interneti saatlerce kullanmamla
gelişti. Zaten size ilk ulaşmam, bu konu hakkında araştırma yaptığım
vakte denk gelir.
Evet, bu gibi
rahatsızlıklar radyasyonun kısa vadedeki etkileridir. Uzun vade
etkilerindeki artışı önümüzdeki yıllarda maalesef hep birlikte
göreceğiz.

Elektromanyetik alanlara maruz kalmanın DNA ve kromozomlar üzerinde
hasara yol açabileceği yönünde deneyler yapılmış mı?
1995 yılında
Lai ve Singh’in fare beyin üzerinde yaptığı çalışma ile bunun
kanıtlanmasının ardından pek çok araştırmacı daha bu konu üzerinde
çalıştı. Avrupa Komisyonu tarafından finanse edilen “Reflex
Projesi” bu araştırmalardan en kapsamlısıdır.
Peki bu
Reflex Projesi nasıl gerçekleştirilmiştir, sonuçları neler olmuştur?
REFLEX
Projesi, insan hücrelerinin belirli sürelerde 0,3 ila 2,0 Watt/kg’lık
elektromanyetik dalga şiddetine maruz bırakılması ve daha sonra bu
hücrelerin genetik yapılarının aldığı zararın modern moleküle biyolojik
metotlarla araştırılması yoluyla gerçekleşmiştir. Bu yoğunluk ortalama
bir cep telefonunkiyle aynı şiddettedir.
DNA Zincirinde Kırılmalar
Reflex
Projesinin sonuçlarına göre cep telefonları çeşitli insan hücre tipi
hücrelerinde doğrudan kanser yapma potansiyeline sahip çiftli ya da
tekli DNA zinciri kırılma olayına yol açmakla kalmıyor. DNA molekülünü
taşıyan kromozomlarda bozulmalara ve kanser oluşumuna yol açtığı bilinen
bazı genlerin aktivitelerinde de değişikliğe yol açabiliyor. Ve kanser
oluşumunun başlangıcı sayılan kontrolsüz hücre bölünmelerini
hızlandırıyor.
3G ile Artacak Olan
Tehlike
Bu
araştırma özellikle cep telefonu ile yaşamımıza giren 3G teknolojisine
de değinilmiştir. Reflex araştırmasının proje başkanlığı yapmış olan
Prof. Franz Adlkofer Ekim 2007’de yaptığı basınç açıklamasında DNA
üzerinde UMTS’nin (yani 3G) ikinci nesil teknolojiye göre 10 kat daha
etkili olduğu ve kansere sebep olma ihtimalinin yüksek olduğunu
bildirmiştir.
Bakınız.

3G
teknolojisi ülkemize yeni girmiş bir teknoloji. Genelde basında
görüntülü konuşma ve mobil interneti daha hızlı hale getirme gibi
avantajları ön plana çıkarılıyor.
Maalesef
basınımıza göre her şey harika, her şey süper. Çevre ve insan sağlığı
pek düşünülmüyor. Bakınız; bu teknoloji ile beraber baz istasyonları
sayısı artacak. Örneğin İngiltere’de 50-70 bin civarında bas istasyonu
kuruldu. Türkiye de aşağı yukarı İngiltere büyüklüğünde bir ülke; buraya
da aynı sayıda yeni istasyonlar kurulması istenecektir.
Baz İstasyonlarındaki Beklenen Artış
Peki diğer
ülkelerde baz istasyonu sayısı artıyor iken, belli bir tepki yok mu?
Örneğin
İngiltere’de yayınlanan Elektor- Electronics dergisi, Haziran
2005 sayısını GSM,UMTS, 3G, WLAN, DECT’lerin radyasyon zararlarına
ayırdı. Yine Hollandalılar 2003 yılından beri 3G(UMTS) baz
istasyonlarıyla yaşamak zorundalar. Ülkede vatandaşlar 3G baz istasyonu
kurulmasına karşı sosyal girişimlerde
bulunmaktadırlar.

Bizler ne
yapabiliriz ki?
Baz
istasyonlarının sağlımızı
tehdit edenlerini
kaldırtabiliriz! Önümüzdeki günler 3G baz istasyonlarının kurulması ve
yeni davaların açılmasına gebe görünüyor.
Cep Tehlikesi adlı bir
kitap yayınladık. Kitabımızın hukuk danışmanı avukat İnan Kaya sizler
için “Hukuki Yollarla Baz İstasyonlarını Nasıl Kaldırtabilirsiniz”
rehberi hazırladı. Ayrıca bu konu hakkında
www.baztehlikesi.com
sitesinden de bilgi ve destek alabilirsiniz.
Yaşadığımız yerlere yakın olması sorun teşkil ediyor. Haberlerde
görüyoruz örneğin bir okulun yanına konuşlanmış bir baz istasyonu
olabiliyor.
Okul, hastane
ve yerleşim yerleri yakınında baz istasyonları olmamalı. Örneğin
Hollanda’da baz istasyonları yakınında yaşayanlarda uyku bozuklukları,
baş dönmesi, bitkinlik, mide bulantısı, kalp çarpıntısı, kulak çınlaması
gibi bir çok rahatsızlıklar görülür.
Yani 3G’nin getirdiği
kolaylıklar çok cazip olarak pazarlanıyor. Ancak şu bir gerçek ki hem
ülkemizde hem de dünyada radyasyon oranı gittikçe artıyor.
İçim
karardı. Peki bağışıklık sistemimiz bu negatif etkiyi nötralize edemez
mi, dengeleyemez mi?
Vücudun
düzenleyici mekanizmaları bir noktaya kadar etkisiz hale getirebilir ama
günlük dozun aşılması ve uzun süreli kullanımda oluşacak hasar kalıcı
olacaktır.
Örneğin cep
telefonlarının genetik şifre üzerindeki etkileri son derece kalıcıdır.
Çünkü bu bozulma üreme hücrelerinde gerçekleşir ise (erkekte testis,
kadında yumurtalık) genetik bozulmalar (DNA’daki) sonraki nesillere de
geçebilecektir. Ancak zarar makul boyutta ise, genetik yapı kendi
kendini onaran bir mekanizma olduğu için tamir edilebilir.
Günde 1 Saat Risk
Peki bu
günlük doz, ne kadar süre cep telefonu ile konuşulur ise aşılmış olur ve
risk taşır?
Bazı bilim
adamlarına göre günde 1 saatlik bir konuşmanın uzun vadede ciddi bir
risk oluşturduğu görüşünde. Yine bazı bilim adamları ise günlük 2
saatlik cep telefonu konuşmasının dahi beyin hücrelerine zarar
verebileceğini vurguluyor.
Peki cep
telefonun zararlarını en aza indirmek için neler yapabiliriz?
Cep telefonu
görüşmeleri olabildiğince kısa tutulmalı. Ve cep telefonunu kablolu
kulaklık ile kullanmak daha sağlıklı olacaktır. Eğer kulaklık yoksa,
aradığınız kişi telefonu açıncaya kadar telefonu kendinizden uzak
tutabilirsiniz. Ve arama yerine SMS atabilirsiniz.
Cep telefonu
görüşmelerini çocuklarınızdan olabildiğince uzakta yapabilirsiniz.
Hamile olanlar çok acil durumlar haricinde cep telefonundan uzak
dursunlar.
Geceleri
yatarken mutlaka cep telefonunuzu kapatın. Çünkü biyolojik ritminizi alt
üst edebilir.
Cep
telefonunu kalp, beyin, cinsel organlar gibi son derece hassas
bölgelerden uzakta taşıyın.
Ayrıca
aldığınız cep telefonlarının SAR değerinin düşük olmasına dikkat
edin.
SAR değeri
dediğiniz şey nedir?
SAR
değeri vücudunuza bir cep telefonundan ne kadar radyasyon yayıldığını
belirleyen bir değer olup telefondan telefona değişir. Piyasadaki cep
telefonlarının SAR değerlerini internetten bulmanız çok kolaydır.
Bakınız.
Laptoplar, Kablosuz
İnternet Risk
Cep
telefonu haricinde radyasyon yayan diğer cihazlar hangileridir?
Televizyonlar, bilgisayar monitörleri, laptop (diz üstü bilgisayarlar),
oyun setleri, mikrodalga fırınlar, saç kurutma makineleri, elektirikli
battaniyeler, çamaşır –bulaşık makineleri gibi tüm bildiğimiz
elektirikli cihazlar hem elektirik hem de manyetik alan yayarlar.
Yine kablosuz
internet, kablosuz bebek alarmları büyük risk taşıyor.

Fişleri Çekin!
Peki
elektirikli cihazların radyasyonundan korunmak için neler yapabiliriz?
Örneğin,
televizyon ekranına en az 2 metre uzaktan izlenmeli, saç kurutma
makinası az kullanılmalı, elektirikli radyolu saatler, telesekreterler
ve benzeri aletler yatak odasında bulunmamalıdır. Ve çalışır halde cep
telefonu bulundurmayın.
Televizyon
veya bilgisayarların arkasına 1.5 metreden daha fazla yaklaşılmamalı ve
arkası kullanılmayan bir alana yönlendirilmelidir. Manyetik alan
duvarlardan geçebildiği için bina dışına doğru gelmesi sağlanabilir.
Bunun yanında
topraklı iletken filtreler aracılığı ile bilgisayar monitörlerinin
yaydıkları elektirik alanlar azaltılabilmektedir. Ve bu filtreler
monitör parlamasını önler.
Ayrıca
dizüstü bilgisayarlar kucağa almak yerine uygun bir mesafede masa üstüne
koymak daha sağlıklı olacaktır.
Ve mutlaka
eğer kullanmıyorsak elektirikli aletlerini kapalı tutun ya da fişten
çıkarın.
Ben
söyledikleriniz doğrultusunda yaşamımda küçük değişiklikler yapmaya
başladım bile. Özellikle cep telefonu için kulaklık kullanmaya başladım.
Evde kullanılmıyorsa elektirikli aletlerin ve koblosuz internet
modeminin fişini çekiyorum. Hatta bilgisayarda yazı hazırlarken bile
uzun süre kalmak yerine aralıklarla başına oturup işlerimi hallediyorum.
Selim Bey çok teşekkür ederiz bilgilendirmeleriniz ve olayın daha ciddi
boyutunu gösterdiğiniz için.
Ben de
teşekkür ederim Burçin Hanım. Kamuoyu bu gerçekleri bilmeli. İyi
çalışmalar diliyorum. |