|
Yazar:
Kevser Yalçın & Burçin İvren
|
Haziran
2010
Bir Sohbet Eşliğinde: Çok Yönlü Kader
Doğum ve
ölüm, tüm dünya insanlarının değişmeyen ortak kaderi. Bunun dışında
arada kalan ve bizim ona hayat, yaşam dediğimiz mesafede yaşananlar ise
herkesin kendi kaderi, kendi hayatı, kendi yaşamı mı gerçekten? Tek
başımıza mı paylaşıyoruz kaderimizi, yoksa ortak kader alanları, kader
dönüm noktaları mevcut mu? Kader dönüm noktalarının yaptığı basınç
önceden farkedilebilir ve müdahale edilebilir mi?

Değişken
Kader ve Dönüm Noktaları
Kevser
Yalçın: Yaşam boyunca, her
insanın bir kaderinin mevcut olduğunu fakat bu kaderin önceden her
anının belirlenmiş değil de, bazı kader dönüm noktalarının olduğunu
düşünüyorum. Bunu nasıl anlayabiliriz ve nasıl farkedebiliriz: Kaderin
dönüm noktasına yaklaştıkça, olayların mizanseni değişmeye ve yeni
"insanlar" hayatımıza katılmaya ya da uzaklaşmaya başlıyor.
***
Hayatımızın tamamı bir kadere bağlı değil, bazı kaderi dönüm noktaları
mevcut ve o dönüm noktalarındaki mücadelemiz ve kararlılığımız dönüm
noktasını fazlasıyla etki ediyor.
Kaderin dönüm
noktasının yayın yapan enerjisi olayları değiştirme gücüne sahip bir
enerji. Burada yapılması gereken en önemli şey, sabırlı, sakin kalmak ve
endişeyi uzak tutmak. Değişimi hissetmek için olayların gidişatını
gözlemek ve kararlı olmak gerekiyor gibi geliyor bana.
O kaderi
durumun tek kişilik olmadığını düşünüyorum ben. Bir çok insanı
etkiliyor. Başta aile içindeki kişiler, hayata katılan kişiler ve yeni
oluşum içine dahil olan kişiler. Yani kapsamlı. O zaman tek bir kişinin
kaderi değil de, tekamül için gerekli grup kaderi gibi.
Yani kaderin
dönüm noktası, bir grupsal kader dönüm noktası gibi.
Ve tüm küçük
küçük grupsal kader dönüm noktaları birleşip dünyanın tekamül kaderini
oluşturuyor.
Burçin
İvren: Kevser sana
katılıyorum.
***
Ben de
kaderin sabit olmadığını değişken olduğunu düşünüyorum. Yani kader kendi
yaratım sistemine uygun olasılıkların kayıt olduğu bir hazne bana
kalırsa. Bazı olasılıklardan diğer olasılığa atlayış yapmak-ki kast
ettiğim daha parlak bir olasılıktır- dönüm noktalarındaki
performansımıza bağlı olabilir.

Grup kaderi
olduğunu da düşünüyorum. Önce istersen, kader de dönüm noktasına
varmanın belli belirtileri var mı? Bunu inceleyebiliriz. Ya da örneğin
kişi o dönüm noktalarına yaklaşır iken içinde bu yönde bir şeyler
hisseder mi, anlar mı? Bu his ile mi bazı davranışlar ve seçimler içine
girerek, kast ettiğin basıncı düğüm noktasında harekete geçirip
salıverir? Yada süreç zaten bu oluşumu içsel ve dışsal hazırlamaya
çoktan başlamış mıdır?
Kevser
Yalçın: Evet bence de en önemli
nokta bu işte. Sürekli farkında olmak ve kendini bilme çalışmalarında
bahsedildiği gibi “uyanık” kalmak imkansız.
***
Ancak o
uyanıklığı sağlayan bir takım belirtilerin olduğunu düşünüyorum ben.
Örneğin, iç sesi, vicdan sesi, olayların seyri, akışı, rüyalar ve belki
de görüntü olarak vizyonlar. Hatta bazen, hiç ummadığınız anda, bir
arkadaşınızın sohpet anında kurduğu cümle, bilmeyerek yapılır bu
genelde. Ama birden dersiniz ki, “söylediğin şey, zihnimde tam yerine
oturdu.”
Fakat bir de
gerçekten çok önemli anlar vardır ki, bir kelime bile hayatınızı
değiştirir. Bir seçim yapmak durumundasınızdır fakat seçiminizin nasıl
sonuçlanacağını bilemezsiniz. Birkaç seçeneği eleyip eleyip, iki
seçeneğe indirirsiniz ve vereceğiniz karar belki de sizin kaderinizi
hepten değiştirecek bir kelimeye bağlıdır. Hakimin karşısında boşanmak
üzere verilen bir “evet” ile, evlendirme memurunun cevabına verdiğiniz
“evet” kader dönüm noktasıdır. Çok iyi düşünmek, çok yönlü düşünmek,
kader dönüm noktalarında önemli yer tuttuğunu düşünüyorum ben. Çünkü
vereceğiniz karar ve seçeceğiniz seçenek yine tek başınıza sizi
ilgilendirmiyor. Ailenizi, varsa çocuklarınızı, arkadaşlarınızı da
etkileyeceği için, yine grupsal bir kaderi dönüm noktası ortaya çıkıyor.
Basınçtan
bahsettik bunu biraz açalım mı ne dersin?
Basınç
Etkisi
Geleceğin
kader dönüm noktalarının basıncı var. O basıncı boşaltmak gerekir.
Basıncı minimuna indirmenin en önemli yönü de sanırım bizim bir takım
düşüncelerimizin basınç yaratan etkilerini azaltmak.
Kevser
Yalçın: Çünkü düşüncelerimiz
adım adım o kader dönüm noktasına yaklaşıyor ve bir olay gerçekleşecek.
Bunu çevirebiliriz. İyi ya da kötü dönüştürebiliriz.
Bir basınç
etkisi var, grizu patlaması gibi. Biriken enerjinin yoğunluğunun
basıncı. O basıncı boşaltmanın bir kaç yolu var, eskilerin başımın
gözümün sadakası diye eski eşyalarını hibe ederlerdi. Yine bir takım
talihsiz olayları üst üste yaşadıklarında “bir uğursuzluk var, hayırlara
vesile olsun” diyerek sadaka verirler, zekat verirler. Bir
kaç çocuk sevindirirlerdi. Gelecek dönüm noktalarının basıncını
boşaltmanın bir yolu da insanlara iyilik yapmak bence.
***
Bu dönüm
noktalarının yarattığı basınç bize hisler, rüyalar, sezgiler ya da ufak
uyarılar tarzında geliyor. Her insan, inancına göre farklı algılamalar
yaşıyor. Onları iyi yakalamak ve peşinden gitmek, hatta yorumlarken
objektif kalabilmek lazım. Uyarılar dedik, Evrenin bizimle konuşma dili
Olaylardır. Yaşadığımız olayları takip etmek gerekiyor.
Basınca
Etki Edenler
Kevser
eğer yanlış hatırlamıyor ise, Hz Muhammed'in de bir sözü var: “İyilik
ömrü uzatır” diye. Aslında bu cümlede bir sır gizli. Bir çok şeye tek
bir cümle ile ulaşabiliriz.
Burçin
İvren: Demekki, seninde dediğin
gibi basıncı etkileyen bir takım davranışlarımız ki-bu davranışlar asıl
o kaderin dönüm noktası olmasa bile- etkliyor . O zaman bir bütünlük var
diyebiliriz. Bir örnek oluşturayım: Diyelim ki biri maddi anlamda zor
bir durumda.
***
Belki
öncesinde yaptığı başka bir iyi niyet- ya da aldığı bir dua- bir iyilik
onun sürecindeki negative tıkanıklığı açabilir hatta daha feraha
ulaştırabilir demek ki.
Senin
söylediğini doğru kabul edersek o zaman aslında din adı altında verilen
çoğu şey belki de bu negative tıkanıklığı -biz bilmiyor iken- açmak
amaçlı olabilir.

Bir gün
komşum bir masada yemek yiyip sohbet ederken şöyle demişti Kevser.
Konuya giriş yapadan once ön bilgi vereyim de. Bir maddi kayıba
uğruyorlar. Ev vs gibi malk mülk satılmak zorunda kalıyor ve bildiğin
sıfır noktasındalar. Kadın bir bebeğe bakıcılık yapıyor. İşin kötü yanı
şu ki, bebeğin anne ve babası da boşanıyor ve maddi sıkıntı da var.
Kadın komşum yani, içinden geldiği için, bir süreliğine bebeği bakıyor
ama bakıcılık parası almıyor. Üstüne üstlük bebeğin işte bezidir,
mamasıdır vb gibi ufak tefek şeyleri de kendi ceplerinden karşılıyorlar.
Bana dedi ki
“Biz o bebeğin duası sayesinde durumumuz iyileştirdik. Her işimiz
daha sonra açıldı feraha erdi” .
Düşün Kevser…
Bir masa başı sohbetinde kadından çıkan fikre bak. Eminim biz kadar
kitap okumamıştır yada ruhsal konulara eğilimli değildir. Ama görmüş…
Yani anlamış ve bunu ona bağlamış. Tabi kesin gerçek bu mudur değil
midir bilemeyiz ama diyebiliriz ki “bir etki kesin var”
Alakasız gibi
gözüken şeylerin hayatımızı enerjisel düzeyde etkilemesi haricinde senin
de dediğin gibi bazı dönüm noktaları direk belli oluyor. Evlilik, iş vb
gibi. Ancak bunlar zaten bilinen şeyler. Daha az bilinen şeyleri, daha
gizli hatta basit sayılacak şeylerin ardındaki etkiyi göstermek bence
daha faydalı olabilir.
Bu arada
bence bunun niyet ile de alakası var. Belki de Yaratıcıya seçimlerimizin
en yüksek hayrımıza hizmet etmesi için, ondan işaretler
istemeliyiz.
Yani
sonuçta tamam seçimlerimiz etkili ama gerçekte ne kadar olumlu yada
olumsuz etkiyeceğini bilmiyoruz. Demek ki topu biraz yaratıcıya atarak
J
ondan bize-bir cümle-bir
rüya-bir his vb gibi yollarla bize işaret göndermesine niyet etmeliyiz.
***
Zaten er
geç su akar yatağını bulur derler ya, niyetlerimiz ve seçimlerimiz daha
baskın olan olasılığa doğru bizi hazırlayacaktır.
Grup
Kaderi

Kevser
Yalçın: Harikasın Burçin, çok
güzel örnekler bence. Hayat en büyük öğretmen ben hep buna inanırım.
Hayat bizim öğretmenimiz, tatbikat, yani yaşayarak deneyimlemek. Bir de
derler ya, dünya, ermişlerin yüzü suyu hürmetine dönüyor diye.
Senin
bahsettiğin bebeğe bakan kadın, bebek, onun ailesi, bakıcının ailesi
yine birbirini etkileyen kaderler var.
Ben hala bir
kişinin tek başına bir kaderi olmadığını, grup kaderleri olduğuna
inanıyorum çünkü dağ başında tek başımıza da yaşıyor olsak, bizim
kaderimiz mutlaka oradan geçen birinin kaderiyle kesişecektir.
Ya da
kader kesişmeleri de olabilir. İhtiyaçlar oranında kader kesişmeleri
yaşıyoruz. Ortak düşüncelerin ortak noktalarda birleşmesi ve ortak bir
kader yaratması gibi.
Çünkü bir
baba bir karar alıyorsa tüm aile etkilenir.
Bir patron
bir karar alıyorsa tüm çalışanları etkilenir.
O işyerinde
çalışan bir kişinin kaderi bile olsa ortak kaderler söz konusu
olacaktır. O kişinin ailesi de bu ortak kaderi paylaşacaklardır.
Benim kaderim
yok aslında bizim kaderimiz var gibi geliyor bana. Bu yüzden varlık
bildiğinden sorumludur denmiş ya.
***
Senin
kaderin bütünün kaderi. ürettiğimiz tüm düşüncelerin yoğunluğuna göre,
ortak bir noktada kesişiyorlar. Bu da doğal olarak basınç yaratıyor. Bir
gelecek dönüm noktası yaratıyorlar. Eğer sürekli menfi yönde üretmişsek,
menfi bir olay yaşayabiliriz çünkü ihtiyaçtır ve düşüncelerin bitmesi
yönünde belki de bir uyarıdır.
İyi olumlama
düşünceleri üretmişsek o da bir noktada kesişecek ve bir basınç
yaratacak. Belki de olan bir dönüm noktasını yok edip yeni bir dönüm
noktası yaratacak.
Hani bazen
diyor ya bazı akışlarda "dünyanın kaderi sürekli ertelendi"
Bazen ölüme
yakın deneyim yaşayanlar diyorlar ki "daha vaktin var git, yaşa”
Kaderin de
bir zamanlaması ve süresi var ve ihtiyaçlar oranında belirleniyor. Eğer
varlık ihtiyacı dünya ortamında henüz var olacaksa ertelemelere tabi
oluyor.
Ve dünyanın
kaderi de var, tüm insanların ortak ihtiyaçları bitmeden dünyanın kaderi
son bulmuyor. Biz buna fiziki kıyamet ya da din günleri ya da siklus
sonu, veyahut da tufanlar diyoruz.
Ortak
Kader Anları

Burçin İvren:
Evet grup kaderi. Bence bu yüksek bir zeka
ve planlamanın kesişmiş hali. Grup kaderi hakikaten farklı bir şey. Aynı
iş yeri, aynı aile zaten gözüken bir ortak kadere sahip belli bir
miktarda. Ama bazen anlık kesişmelerde de hiç tanımadığımız kişilerle
ortak bir kadere sahip oluyoruz. Ben bazen şey düşünmüşümdür.
Üniversitede Buca’nın sokaklarından geçerken, sırf o sokakta yaşayan
insanları görmek için geçerdim. Çünkü ben oradan geçer iken, o hiç
tanımadığım kişi pencerede iken, ya da halısını süpürürken, benzer yerde
olmamızın ve göz göze gelmemizin ortak bir kader anı var dı. O göz göze
gelmek bile, ortak bir kaderdi ruhlar adına. Aslında uçuk bir örnek
olmuş olabilir bu ama napayım öyle düşünüyordum o zamanlar.
J
Bu arada şuna
da değinebiliriz.
***
İnsanların
da belli duygu-düşünce yada enerji de diyebiliriz bir alanları var. Bu
alanın değişip dönüşüp kader programındaki seviyeye ulaşması için bir
takım şeyleri yaşaması gerekiyor. Tamamlanmak gibi düşünebilir. Ortak
kadere sahip bir diğer kişinin de aynı şekilde bir kader enerji alanı
var. İyi ya da kötü herkes, kendini ve kader programını birbirinde
tamamlıyor. Almak ve vermek bittiğinde ise ayrışmalar oluyor. Bitiş de
oluşum süreci kadar değerli aslında.
Kevser,
konuyu dağıtmak istemem ama hissel anlamda kaderimize dahil etmemiz
gerektiğini hissederiz bazı insanları. Bu his bazen -o kadar aslında
altyapısızdır ki- karşımızdaki kişiyi tanımasak bile onunla olmak
isteriz, tanıyormuş gibi. Yakın gibi, tutku gibi. Sence, bu ortak bir
kader programının insanın içinde oluşturduğu bir çeşit “çağrı” mıdır?
Kaderimize
Etki Edecek İnsanı Hissetmek
***
Belki de
doğmadan önce yaptığımız hayat planımızın gerçekleşmesi için, içimizden
aldığımız çağrıdır.
Kevser
Yalçın: Ya da ortak düşüncelerin
bir ortak kaderde birleşme planının çağrısı da olabilir. İhtiyaçların
belli bir zaman ve mekanda kesişme ortak kaderi de olabilir. Yani her
iki tarafın da yaşamda duyduğu ihtiyaçların ortak kader döngüsünün
zamanı gelmiştir ve alışverişten geliyoruzdur, köşeyi döneriz ve o kişi
tam karşımızdadır.
Şu göz göze
gelmeler beni çok düşündürür. Bir çok tanıdığımla yaptığım sohpetlerde
nasıl tanıştınız konuşulur. Hep şöyle denir. “Bir gördüm çok etkilendim
işte hayatımın insanı”. İlk bakış, ilk karşılaşmalar ne kadar etkilidir
ve önemlidir. O saniye karar verilir, o kişiyle bir ömür geçirilme
olayına. Nasıl karar verilir ilk saniyede bunu bir türlü anlayamadım.
Sanki doğmadan önce iki kişi yukarıda sözleşiyorlar, dünyaya doğuyorlar,
zamanı gelince karşılaşıyorlar ve aşık oluyorlar. İki kişinin kaderi,
birden ortak kadere dönüşüyor ve onların aileleri, doğacak çocukları
dahil oluyor.
Şu günlerde
popüler olan bir dizi var Flashforward, orada bir söz çok dikkatimi
çekmişti. Çok uzun yıllardır üzerinde hep düşündüğüm konu tam karşımda
duruyordu.
“Geleceği
bir kere gördük mü, o gelecek gerçekleşmek ister. Ya da Gelecekle ilgili
bir yorum yapıldı mı, bir düşünce üretildi mi, artık o gerçekleşmek için
yer arar, yol arar. O gelecek, gerçekleşmek için hız kazanır, basınç
yaratır, o basınçtan kurtulmak için ağır önlemler almanız gerekebilir.”
Gelecek
görüldüğü, yorumlandığı, düşünce üretildiği için mi gerçekleşiyor yoksa
zaten bir gelecek var ve biz onu görüyoruz? Fal baktıran ile falcı
arasındaki ilişki, kahin ile sözleri arasındaki ilişki.
Kader ve
Kahinlik
Kahinler de
hep o dönüm noktalarını işaret etmiş zaten, sembolik anlatmışlar çoğu.
Çünkü biliyorlardı onlar, tam söylerlerse gerçekleşme ihtimali çok
yükselecek. Yoruma kalsın, belki değiştirir insanlık diye. Fakat o dönüm
noktalarının enerjilerini boşaltmak, salınmasına izin vermek gerekli
olabilecek birşeyler yapabiliriz ileride.

Diyelim ki
fal baktırıyorsun ve söylenenlerin bazıları zamanla çıkıyor. Falcı ile
arandaki rezonanstan dolayı o mu senden alıyor gelecek plan bilgilerini,
yoksa sen onun dediklerine konsantre olarak, gerçekleşme boyutuna
geçiriyorsun?
Falcı
konsantre durumunda iken, zaman mekan boyutunda sıçrama yaparak, gelecek
plan bilgilerini imajlar halinde alıyor olabilir. Ve zaten belki de
senin hayat planında olanları sana hatırlatıyor olabilir.
***
Falcı
senin zihninle rezonansa girerek, zihnindeki imajları görüntü imajı
olarak telepatik olarak çekip alıyor ve sana iletiyor olabilir.
Sen, falcının
söylediklerinden etkilenip, bilinçaltında, enerjisel sıçrama yaparak,
düşüncelerini yoğunlaştırıp, söylenenleri yerine getirecek hayat planını
oluşturmaya başlıyorsun. Ve belki de hayat planında değişiklik yaparak.
Sonra da aaa falcının dedikleri çıktı valla diyorsun.
Mimar sen
misin? Yoksa falcı gerçekten kahin mi? Ne dersin?
Burçin
İvren: Şimdi fal derken aslında
yanlış yönlendirmekten de korkuyorum insanları. Ancak şöyle diyebilirim
Kevser. Sorduğum sorunun cevabı bence her ikisi. Yani algılayan kişi,
belki hakikaten kayıt alanımıza giriyordur, belki de girmiyordur ancak
bizdeki yoğunlaşma bu tür şeylerin oluşumuna etki ediyordur.
Ama bana
kalırsa bir insanın kadersel kayıt alanına girmek, bence pek mümkün
değil. Doğru yaklaşım şudur bence: -konuyu falın dışına çıkarak
genel bir yaklaşım sunacağım-
***
Bir kişi
diğer kişiler ile kendiliğinden yada bir yoğunlaşma ile rezonans
oluşturabilir ve algılarını da kendi alt yapısındaki bilgiler
doğrultusunda ifade edebilir. Ancak bunu etkileyen bir çok parametre
var. O nedenle kesin bir şey demek uygun değil.
Düşünce
Kaderi mi Yaratır?
Bu
arada bir şey söyleyeceğim. Hani sürekli şey empoze ediliyor:
“kader yoktur, kişiler düşünceleri ile gerçeği yaratır” gibi. Ben
bunu
“The Secret Hatalarına Çok Yönlü Bakış”
adlı yazımda da değinmiştim. Bana kalırsa çok hatalı bir cümle bu.
Kendimce fikrimi söyleyeyim.
1) Kaderin sadece bizim düşüncelerimiz ile
şekillendiğini savunulması hatta o kadar ki tüm bir kaderi sanki biz
yaratıyormuşuz gibi empozelerin olması başlı başına bir hata.
2) Diğer en büyük hata ise düşüncelerin geleceği yaratma
noktasındaki “güç” vurgusunun abartılması. Yani etki olabileceğini zaten
kabul ediyorum ancak abartı var. Suistimal var. Yanlış empozeler
var.
İnsanoğluna
şu vurguyu yapmak istiyorum:
“İnsanoğlu, insanoğlu.bir sinek yaratmaktan acizsin!”
“Bir
kaderi yaratmak senin ne haddine! Yapabileceğin maksimum şey, kayıtlı
olasılıkların arasında sekmek olur”
Kevser çok
ağır konuşmuş olabilirim. Bu konu hakkında kızgınlığım var.
***
Bana sanki
“düşünce gücünün” çok abartıldığı haşa ama tek bir ilah noktasına
getirilmeye çalışıldığını seziyorum. Sınırları iyi bilmek lazım.
Sen ne
düşünüyorsun bu konu hakkında?
Kevser
Yalçın: Aslında ben de
düşüncelerine katılıyorum, belki burada yaptığımız kesin konuşmalar gibi
algılanıyor oysa, bizim yaptığımız sadece herkesin cevabının kendisinin
bulabileceği bir ortam yaratmak.
İnanışlar bu
yönde olduğu için ve çok merak edilen bir konu olduğu için falı örnek
verdim ve cevap elbette her insanın düşüncesinde farklı farklı
olacaktır. Bir cevap yok, çok cevap var, hatta kaç kişi okuyorsa o kadar
cevap olacaktır. Ve senin dediğin gibi kesin birşey yok, çünkü
bilmiyoruz. Bu boyutta ve bu bilinçte ancak muhakeme yöntemiyle
yorumluyoruz.
Şu empoze
edilen düşüncelerinle geleceğini yarat gibi durumlar beni de çok
endişelendiriyor. Çünkü hayat mimarı biz değiliz. Tüm kaderimizi biz
yaratmıyoruz. Yaratsaydık acaba düşünsene nasıl bir kaos yaşanırdı tüm
dünyada.
Çünkü empoze
edilen vurgulanan düşünce “para bana gelsin, para bana aksın, zengin
olayım, güç bende olsun, arabam olsun, evim olsun, bereketim bol olsun”
vs. Düşüncelerimizle geleceğimizi yaratmıyoruz, kaderimizi
oluşturmuyoruz. Ancak etki edebilir ya da yönlendirme yapabiliriz belki.
Her zaman diyorum, hep bana hep bana der olduk bu yeni çağda, eskiden
hayırlısı neyse o olsun derdik. Düşün anneannem bile piyango bileti
çekerken “hayırlıysa çıksın, yoksa çıkmasın ne yapayım ben o parayı”
derdi. Geri iterdi hayırlı değilse. Oysa şimdi papağan gibi sürekli “tüm
paralar bana aksın” diyoruz. Hiç hayırlı ise olsun demiyoruz.
Para akıyor bir yöne ama sanırım söyleyen yönünde değil de, söyleten
yönünde. Suistimal çok.
***
Ben
düşünceler ile kader yaratmanın, gelecek yaratmanın bir nevi puta
tapmakla eş olduğunu düşünenlerdenim.

Eskiden puta
tapılırdı şimdi ise, kendimize tapıyoruz bir farkı var mı? Putlar
tanrıydı şimdi kendimiz Tanrı’cık olduk. Bu en büyük ve en tehlikeli
duygulardan biri olan kibirdir. Eşkoşmadır. Düşüncelerimizle kaderimizi
değiştirmiyoruz ama egomuzu oldukça fazla kabartıyoruz.
Sözlerimin
başında endişeleniyorum diye bir kelime kullandım. Endişelendiriyor
çünkü hep bana rabbena dedikçe, bunalıma girmek ve gerçekleşme
beklentisi içinde olmak çok tehlikeli. Kimse bu konuda uyarılmıyor işte.
Sonra da olmuyo olmuyo diye güvensizlik doğuyor ve o kişinin beklentisi
depresyonu tetikliyor.
İnan, bu yola
inançla ve müthiş enerjiyle başlayıp da, inancını güvenini yitirmiş ne
kadar çok insan var. Ama yine de belirtmeden geçemeyeceğim, ahkam kesmek
ne haddime de, sadece düşüncelerimi paylaşmak demek istiyorum. Yine de
seçim kişiye ait. Herkesin aklı fikri var, nasıl isterse seçim kendisine
aittir.
2012
Seneryoları
Kevser
Yalçın: Bir de şu senaryolar
yaygınlaştı ve korku enerjileri çoğaldı. 2012 kehanetleri, devre sonu
endişeleri ve en kötüsü de, günümüz bilgilerini yorumlayıp çağımızı
Atlantisin batışına benzetme gibi durumlar söz konusu. Bunlar hep korku
enerjisi yaratma ve düşünce kirliliği söz konusu. Kişisel gelişim ve
şifa enerji uyumlama çalışmaları geliş kaynağı da dış kökenli. Ne
yapılmaya çalışılıyor acaba, gerçekten çok merak ediyorum?
Burçin
İvren: 2012 konusu pek ilgimi
çekmiyor. Bunlar sansasyonel haberler, tıklanılması pazarlanması uygun
haber içerikleri. Bir değişim olması muhtemel ama söylenilen seneryalor
eşliğinde değil. Bence derinlerini biraz daha araştırmak lazım. Medya
patronları bu konu hakkında film bile yapıyorlarsa, bu aslında gerçeğin
ötesinde bu bir propaganda olmuş olabilir.
***
Bir
değişiklik olması muhtemel ancak yine de işin içinde başka kokular
olabilir.
Dış
Kökenli Şifa Enerji Uyum Çalışmaları
Burçin
İvren: Ben şu batı kaynaklı şifa
eğitimleri hakkında konuşmak istiyorum. Ben ısıtılıp ısıtılıp önümüze
hep farklı bir isimle getirilip şık kadın ve erkeklerin nursuz yüzleri
ile sahte parıltılı gülümseyişleri ile farkındalık satan eğitimlerine
karşıyım. Üzerine bir sürü paralar verip, hatta bazılarının “ver para
al sertifika” üzerine kurulu kendine etiket satın alma durumuna
karşıyım. Ben aslında ilgi alanıma hitap etse de içerisinde bir çok
kirliliği barındıran bu ruhsal gelişim pazarına karşıyım!
Ben gönüllü
olarak yapılan yazılan gerçek ve iyi niyetli paylaşımları destekliyorum.
Ve bir gün
telefonda bir arkadaşımla konuşuyorduk. Şöyle bağladık sohbeti.
Farkındalık denilen şey bir odada mum ışığında bağdaş kurarak güzel
müzik açılarak ulaşılacak bir şey değildir. Peki bunları ben yaptım mı?
Evet yaptım. Hiç biri ruhtaki gerçek ızdırabı ertelese bile yok
etmeyecek.
Mutluluk
Nerede?
Burçin
İvren: Bak sana basit bir şey
diyeyim. Mutluluk şunda mesela: Annenle beraber sarma sarmakta, yolda
yürürken karıncanın tam üstüne basacakken bir hamleyle basmamakta,
sorumluluklarını yerine getirmede, sen ben o güzel bir sohbet ile bir
masada hep beraber yemek yemede, paylaşmada!
Bize bu
ruhsal gelişim pazarının en büyük zararı, bireyi yalnızlaştırıp kişinin
kendisinde birer Tanrıcık zannının oluşturmasıdır.
Konuyu
uzattım ancak demek istediğim şu ki:
***
Alt yapısı
başka genetiğe, başka bilinçaltına uygun başka kültür yapıların uygun
teknik ve yöntemleri alsak bile işe yaramayacaktır. Çünkü senin suyun
buradan. Senin toprağın buradan. Senin genetik kodun buradan. Senin
toplu bilinçaltın buradan. O nedenle kendi kültürümüze uygun
bilgelikleri hem mistik hem de rasyonel bir bakış açısı ile araştıralım
diyorum.
Bilge anne
babalar, bilge büyükanne ve babalar burada. Köyde! Toprakta! Kendimize
dönelim ve bir masada dostlar ile sohbet edip yemek yemek ne kadar basit
bir şeymiş gibi dursa da asıl yaşamın, asıl mutluluğun bunlar ve benzeri
şeyler olduğunu hatırlayalım diyorum Kevser.
Kevser
Yalçın: Hayatın ta kendisi zaten
farkındalık, sohpette, paylaşımda. Yoksa odalara çekilip yalnızlıkta
değil. Hayatın tüm akışına rağmen içine dalmakta, orada kendini bulmakta
gözlemlemekte. Her an tetikte olup, ne dedim, yanlış mı dedim, eyvah
hata yaptım diyerek paranoyak hale gelmeyelim. Her an rezonans halinde
olamayız dünyayla ve hayatla. Her an meditasyon halinde olamayız,
dağlarda yaşamıyoruz ki.
***
Hatta
diyorum ki, dağda ermek kolay, yalnız başınayken aydınlanmak kolay,
düşüncelerinle gelecek kurmak çok kolay. Oysa gir trafik stresine er
bakalım, eve git ödemeler, faturalar gelmiş, aydınlan bakalım.
Olabilir mi?
Sürekli ikilem içinde kalıp, acaba hangisi gerçek dünya diyoruz
çoğunlukla. Düşler kuruyoruz gerçekleşsin diye beklenti içine giriyoruz,
olmuyor, zamanla gerçekleşecek, ama bekleyemiyoruz, sonra gerçek hayatın
içinde kayboluyoruz. Düşlerle kaderimizi oluşturamıyoruz fakat çok güzel
depresif bir durumu yaratabiliyoruz.
Bu tip
çalışmalar ancak keyifle olmalı. Tüm hayat boyu yapılmalı. Hemen iki
günde iki olumlama yap, gelsin paralar, bolluk bereket olmaz ki? Biz
hayatı doya doya yaşayalım, hep tetikte olmayalım. Sürekli kendini
bilmek olmaz, bunun kitabını yazan da sürekli kendini bilerek mi yaşadı
acaba. O da yaşamın içinde olarak bunları kitaba dökebildi.
Kültür
Çatışması: Yalnızlık ve Paylaşım
Kevser
Yalçın: Burçin,
dediğin gibi
yalnızlık durumunu ben de düşünüyorum.
***
Bu
çalışmaların çıktığı ülkelerin kültürü buna çok müsait, insanları
yalnızlığı seviyor olabilir ama Türk insanı, yalnız kalmayı değil,
birlikte paylaşımı, alışverişi, konuşmayı sohpet etmeyi, çalışarak elde
etmeyi, pozitif düşünmeyi, güzel düşler kurmayı seven ve dile getiren
bir toplumdur ve böylelikle kendini tanır.
Kader ile
ilgili dönüm noktaları yaşayanların hayatını incelersek, hepsinin içinde
çalışmayı, çabayı, azmi, isteği ve pozitif hırsları görebiliriz.
***
Ben
diyorum ki, bir takım isteklerine kavuşup, kaderlerinde dönüm noktası
yaratmış kişiler, sürekli evlerinde oturup hayal kurmadılar. Hayal
kurdular fakat gerçekleştirmek için inanılmaz çaba harcadılar.
Tekrar kader
konusuna dönersek:
Kaotik
işleyen bir evrende kader ile ilgili hangi sorular ve cevaplar
geçerlidir diyemeyiz. Hepsi deriz. Dünyanın düz olduğuna inanmayı
bırakalı epey bir zaman oldu. Çünkü mantığımız ancak düz mantığı kabul
edebiliyordu fakat şimdi yuvarlak olduğunu biliyoruz.
Fakat hala
anlayışlarımızı yuvarlayamadık yani kaotik hale getiremedik. Çok
yönlülük yerine tek yönlülüğü kabul etmek daha kolay yada daha çok
işimize geliyor olabilir. Evrenin kaotik bir düzeninin olduğunu
bilmemiz gerekiyor. Yine de belirtmek istiyorum, attığımız her adımda
da, ya şimdi ne olacak, adımı attım şimdi birşeyler olur mu gibi
beklentiler içine girmek de gereksiz çünkü gönlümüzü ferah tutmalıyız.
Herşeyin hayırlısı. Kaderi şekillendirmek için bize seçenekler
sunuluyor. Kararı bizim verdiğimiz noktalar var. Orada kendi kaderimizi
yönlendirebiliriz. Fakat bunu ciddi anlamda iyice ele alıp düşünerek
yapmakta fayda var. Çünkü bizim vereceğimiz bir karar grup kaderini çok
etkileyecektir. Enbaşta da en yakınlarımızı.
Bir
bilgisayarın içindeki kablolar gibi, biri eksik olsa bilgisayar
çalışmaz. Tüm kaderler birbiriyle ilintili. Grup kaderlerin de birbiri
aralarında ilintileri mevcut. Hepsi birbiriyle koordineli. İşte bu
yüzden kaderimiz kendi ellerimizde olsaydı, bu ilinti mevcut olamazdı.
Bu kadar ince, süptil, yüce bir gidişatı insan ellerine bırakılması
düşünülebilir mi? Herşey birbiriyle ilintili ise kişi kaderi yoktur,
birbiriyle iletişim ve koordineli kaderler vardır.
***
Güneş
özgür iradesini kullanarak, çekim gücünden vazgeçse, ortada dünya yaşamı
kalır mıydı? Dünya ben artık dönmekten vazgeçtim dese, yaşam olur muydu?
Ağaçlar artık karbondioksiti oksijene çevirmekten vazgeçtik diyerek
özgür iradesini kullanabilir mi? Bu yüzden kaderimizi kendimiz
yaratıyoruz, düşüncenin gücü, iste-olsun, hep bana aksın, gelsin gibi
çalışmaları biraz daha hayata yayarak ve çalışarak çaba göstererek,
gözlemleyerek, farkındalık yaratmamız daha mantıklı olacaktır.
Mevlana’nın
şu sözü çok önemli hayatımız için.
Mevlana: "Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir" diye endişe etme.
Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?
Hemen
başımıza elzem birşey geldiğinde panik oluyoruz ve endişeye kapılıyoruz
bir daha düz yola çıkamayacağımıza dair. Oysa bazen peş peşe gelen
olumsuz gibi görünen olaylar bizi feraha, bolluğa kavuşturacaktır. Sabır
etmek çok önemli bir erdemdir. Ve Türk insanı sabırlıdır. Bizim kültür
alt yapımızda sabır, güven, paylaşma, belki bir ömür boyu bekleme
vardır. Acele etmeden, tevekkülle.
Kaderlerimiz ve Sabır Etmek
Burçin
İvren: Süper! Sabır evet. Bak
yeni farkediyorum. Dış basım kaynaklı hiç bir kişisel gelişim kitabı
“sabret et” demez.
Bu
arada Mevlana süper demiş. Üzerine yorum yapılabilir mi ki? Yorum
yapacak yer kalmamış
J
Bunu düşünce boyutunda değil de gerçek yaşamın içinde birebir yaşayarak
tecrübe etmiş bir kişi, Mevlana’nın düşüncesini hakkıyla anlayacaktır. O
zaman konu şuna gider: “Her hayırda bir şer, her şerde bir hayır vardır”
cümlesinin virgülden sonraki kısmına denk gelir.
J
***
Aslında
olumsuz olayların kader dönüm noktalarını oluşturduğunu düşünüyorum.
Şöyleki o kadar acı birikirse, gerçek yolumuzu bulma ihtiyacımız o
derece artacaktır.
Bir şeyi
düşünce olarak bilmek yetmiyor. Hakikaten onu özümsemek lazım.
Kaderde
Üst Üste Gelen Olumsuz Deneyimler
Burçin İvren:
Hani olur ya bazen herşey üst üste gelir. Kader planımıza doğru
ilerlememiz gerekirken belki de çok oyalandık daha yanlış şeylerde.
Belki artık hızlanmamız lazım. Belki de çoğu şey insan adına ancak hepsi
üst üste gelince öğrenilebilirdi. Ben bunun bir arkadaşımla konuşurken
geyiğini çevirmiştim. Bu Tanrı’nın hızlandırılmış kursu olmalı.
J
Yoğun ve üst üste. Ama inan anca böyle anlıyor insan.
***
İnsan
olarak belli bir öngörüye sahip olmamız için, yaşam yolunda burnumuzun
sürtülmesi şart. Sınırları zorlayan kader, üzüntü-stres ve
olumsuzlukları zorlayan kader belki de ancak bu şekilde varılması
istenen noktaya bizi taşıyordur.
Çünkü
mutluluk içinde ne düşüneceğiz ki? Ne kadar büyüyeceğiz ki?
Yaşanılan her
şey için, içinde bize birşeyler öğretmek yada hayat adına öğrenilmesi
gereken eksik bir parçayı tamamlamak amaçlı olduğu üzerine bir öngörü
geliştirmek hem olayın neden nasıl niçin denklemini çözümlemeye, hem de
ilerki yaşamımız için kendimizce formüller üretmemizi sağlayacak hem de
dediğin gibi süreci dua-sabır ikilisi ile daha soğukkanlı atlatmamızı
sağlayabilecektir.
Tabi bunlar
sadece bizim şuan düşündüklerimiz. Eminim ki plan dahilinde, bizim
haberdar olmadığımız daha büyük amaçları da vardır Yaratıcı’nın.
Tüm yaşanan
olumsuzluklar bitince, sular durulunca, gelen ve seni saran bela yavaş
yavaş artık geri çekilince, artık kalbin daha ferah atmaya başlayınca ve
gelen belaların ilerde olası daha büyük bir belayı engeller nitelikte
olduğunu sezdiğinde işte ancak o zaman anlayacaksın Mevlananın dediğini
: “Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?”
Ruhsal
İhtiyaca Uygun Kaderi Yaşantılar
Kevser
Yalçın: Eski spiritüalizm ve
metapsişik öğretilerde şu söz vardır: Her başa gelmez bela, erbab-ı
istidat arar.” Yani insan istidatlı ise, yani başına gelen her ne ise, o
onun ihtiyacıdır, varlıksal ihtiyacıdır. Ruhsal ihtiyaçtır.
Fakat bizim
atasözlerimizde de şu çok önemlidir “Allah dağına göre kar verir.”
Kutsal
ayetlerde de bu kaderi durum şöyle açıklanır “Kimseye
kaldıramayacağından fazla yük yüklenmez.”
***
Bundan ben
şunu anlıyorum, herkes kendi varlıksal ihtiyacına göre kaderi durumlar
yaşar. Ve her zorluğun yanında mutlaka kolaylığı vardır. Senin
konuşmanda bahsettiğin gibi, son noktaya dayanmadan kolaylık, iyilik
gerçekleşmiyor.
Niye? Çünkü
dünya düalite kavramı üzerine kurulmuş, olumlu ve olumsuz yan yana iç
içe, birbirinden ayırmak mümkün değildir. Biz hep istiyoruz güllük
gülistanlık olsun. Oysa bir takım hamleler yapmış kişiler, başarı
yakalamış, ya da aydınlanmış kişiler, çok büyük badireler atlatmış,
hayatlarını feda edecek derecede kaderi durumlar yaşamışlardır.
***
O dönüm
noktaları yaklaştıkça, onun enerjisinin boşalması için belki de bizim
olumsuz dediğimiz durumlar oluşmaya başlıyor. İşte burada en önemli
duruş sabırdır.
Sabırlı
olmak, sakin kalmayı başarabilmektir. Düşünce temizliğine önem vermiştir
tüm Peygamberler, aydınlanmış kişiler, ulular, yüceler. Neden? Düşünceni
temiz tut, düşüncen neyse sen de O’sundur. Olaylar erbab arıyor, istidat
arıyor. İstidatlıysan yaşarsın, ki yaşanıyor. Fakat şunu da unutmayalım
ki, her zorluğun yanında kolaylığı, her kolaylığın yanında mutlaka
zorluğu beraberdir. Yan yanadır, ayrılamaz bir bütündür. Tüm hayatın
pozitif iyiliklerle olması beklenmemelidir. Tüm hayatın olumsuzluklarla
da olmaz. İkisi bir bütündür, dengelidir ve ihtiyaca göre şekillenir,
yaşarız.
Soyağacı
Kaderi
Kevser
Yalçın: Bir de metapsişik
konularda kader konusu şu şekilde açıklanır. Kişi, kendi kaderi diğer
kaderlerle bağlantılıdır. Ailenin bir kaderi olduğu gibi, o soydan gelen
kişilerin de kaderleri vardır. Soyağacı kaderi durumları. Dünyaya
doğmadan, sen bu seçimi yaparsın. O aileyi, o sülaleyi, o kandan doğmayı
kendin seçersin. Çünkü birbirini peşpeşe izleyen bir kan bağının kaderi
durumu vardır. Buna çok ağır eprövler (sınavlar), ağır yaşam koşulları,
ağır sorumluluklar, çok zenginlik, hukuki miras durumları vs. her ne
olursa bir sürü örnek sıralanabilir.
Yani bir
soyağacının yaşadığı ailevi kader durumuna doğmayı sen seçersin. Belki
çok ağır bir takım yaşam olayları seni bekliyordur, belki de
ihtiyaçlarını gidermek için doğarsın, belki de durumu sonlandırmak için,
iyileştirmek için senin o aileye doğman gerekmektedir.
Kader ve
Dayanma Gücü
Burçin
İvren: Kevser hakikaten
bazılarının kader şartları çok ağır oluyor. Sanırım ruh bu ağır şarta
hazır donanımda doğuyor. Yoksa inanılmaz acılara rağmen yine herkes, hiç
bir şekilde intihar etmiyor. Hep ufak da olsa bir mutluluk yakalamaya
yetinmeye çalışıyorlar.
***
Bence
Yaradan öyle bir zorluğu kaldırabilme kapasiteni sunmuş olmalı. Hatta bu
öyle bir kapasite ki sadece ruhsal anlamda değil. Bence bedenindeki
hücrelerin DNA sı bile buna hazırlıklı olmuş olmalı. Başka türlü baş
edilemez yoksa.
SoN
Sevgili
okuyanlar, kader konusu bir sohbet eşliğinde inceledik. Cümleler
üzerinde kesme ya da değiştirme gibi düzeltmeler yapılmadı. Sonradan
eklenen renkler ve resimler harici, tamamen doğal bir çalışma oldu ki
sizde sohbetin akışından da bunu çıkarabilirsiniz.
Yaptığımız bu
çalışmanın sizlere faydalı olması dileğimizle.
Belki bir
dahaki sohbette tekrar görüşmek üzere… |