|
Haber: Nesrin
Dabağlar
|
16 Haziran
2010
Kaos Kuramı ve
Hem-Hem Mantığı
Kaos
Kuramı, son yılların en ilgi çekici kuramsal bilgi alanı haline geldi.
Bir bilim dalı olarak ayrışma aşamasına henüz gelmemiş olsa da, geleceği
hissedebilme ya da yaratabilme yolunda duyarlılığa sahip olanlar
tarafından parlayacak bir bilim olacağı kolayca öngörülebiliyor.

Her şey
çok kötü gidiyor sanki… Dünyanın enerji boyutundaki fotoğrafı karmaşık
bir sis perdesiyle kapkara görünüyor. Evrenden
galaksimize doğru inerken masmavi bir gülümseyişle bizi karşılayan Dünya
anamız, o uzaklıktan görünmeyen ama her birimizce hissedilen bu kara
sisin içinden, küçük ama güçlü ışık huzmeleriyle parlayan enerjileri de
o mavi bağrından evrene doğru yansıtıyor bir taraftan. Böylesine
tezatlıklar evrenin doğasında öyle çok ki, bazı güzellikler karanlık
sislere rağmen parlıyor.
Hem
karanlık, hem ışık…
Bu
güzellikler, her şeye rağmen bir taraftan ilerlemeye devam eden bilim ve
felsefe çalışmalarında parlayan insanların ışıklarında gizli…
Bazen
sessizce hayatımıza giriyor, bazen de gümbür gümbür değiştiriyor
hayatımızı bilimsel çalışmalar. Pozitif bilimde olduğu kadar, elle
tutulur gibi görünmeyen fizik ötesi konularda çağı tepetaklak edecek
teoremler, kuramlar son sürat yayılıyor. Bunlardan bir tanesi de Kaos
Kuramı…
Kaos
Kuramı, son yılların en ilgi çekici kuramsal bilgi alanı haline geldi.
Bir bilim dalı olarak ayrışma aşamasına henüz gelmemiş olsa da, geleceği
hissedebilme ya da yaratabilme yolunda duyarlılığa sahip olanlar
tarafından parlayacak bir bilim olacağı kolayca öngörülebiliyor.

Bunu
öngörenlerden birisi de Doç. Dr. Haluk Berkmen… Fizik Doçentliğini
kavramsal bilimlerle zenginleştiren Haluk Berkmen, zengin anlatımlarla,
bizler için bazen anlaşılması zor olan kuramsal bilimler konusunda bir
ışık gibi parlıyor. Kendisini önceleri yazılarıyla ve dil
araştırmalarıyla takip edip, makalelerimde bazen başvurduğum bilgi
kaynağı olarak tanırken, zamanın bir noktasında yolumuz kesişti ve yüz
yüze tanışma şansına da eriştim. Hiçbir şey tesadüf değil sanırım. Bir
yola düştüğünüzde, yola revan olmayı, en sonunda yol olmayı
başarabilmeniz için taşlar önünüze sıralanıveriyor. Haluk Hoca’nın
değerli bilgilerini kendi ağzından dinleyip, verdiği zihnimi
zenginleştirme şansım için evrene teşekkür ediyorum.
Haluk Hoca
zaman zaman seminerler verir değişik mekânlarda. Bu mekânlara TuVa
adında yeni bir sanat merkezi eklendi. TuVa’da her cumartesi ilginç ve
popüler bir konuyla seminerlerine devam edecek olan Haluk Hocamın
ağzından vereceği yeni seminerin konusu duyunca kendimi tutamayıp birkaç
soru sordum ve dinlediklerimi paylaşmak istedim. Daha önce kendisiyle
aynı kuramla ilgili teknik bilgileri içeren bir röportaj yapılmasına
rağmen ben farklı bir açıdan aktaracağım Kaos Kuramını…
Kaos
Kuramının içinde sözü edilen hem yeni bir mantık yapısını, hem Kaos
Kuramı ile ilgili gelecek öngörüsünü; Haluk Hocanın dilinden, benim
kalemimle aktarmaya çalışacağım.
Röportaj:
Nesrin
Dabağlar

Kaos kavramını ve son yıllarda revaçta olan Kaos Kuramını nasıl
tanımlarsınız?
Doğadaki canlı ve cansız varlıklarda beliren karmaşık görüntüleri klasik
fizik kavramlarıyla açıklamak, tüm gayretlere rağmen, bugüne kadar
mümkün olmamıştır. Bu bakımdan, Kaos kavramı klasik Newton fiziği ile
açıklanması mümkün olmayan doğal ve karmaşık oluşumlar ve hareketlerle
yakından ilgilidir. Bir diğer deyiş ile: Kaos, klasik fiziğin bittiği
yerde başlar.
Son
yıllarda Kaos ile ilgili pek çok kitap, makale yayınlanmış, konferans ve
sempozyum düzenlenmiştir. Kaos Kuramı, matematik ile görsel sanatı
birleştiren ve bilgisayarlar sayesinde gelişen ciddi bir kuramsal bilim
dalı olmak yolundadır.
Kaos
kuramı ilk defa nasıl ve kimin tarafından dile getirildi, bu kuramın
temel ilkesi nedir?
Kaos ile
ilgilenen ilk kişi Los Alamos’un kuramsal bölümünde çalışan Mitchell
Feigenbaum adlı matematikçidir. 1974 yılında, hızlı bilgisayarlar henüz
yokken, Feigenbaum bir el hesap makinesi ile kendi üzerine dönüşümlü
denklemlerle ilgilenmeye başlamıştır. Kendi üzerine dönüşüm olayına
“iterasyon” denir ve bir denklemin sonucu olarak elde edilen sayıyı aynı
denkleme yeniden başlangıç şartı olarak yerleştirme tekniğidir. Yani,
iterasyon “geri besleme” olayıdır.
Kaos
Kuramı ile doğa olayları arasındaki ilişkiyi açıklayabilir misiniz?
Doğadaki
canlı varlıklara baktığımız vakit onların gelişimlerini ve yaşamlarını
geri besleme metodu ile sürdürdüklerini görüyoruz. Örneğin her bitki bir
tohum üretir ve bu tohum toprağa düştüğünde önce bir fidan, daha sonra
da gelişmiş bir bitki ve nihayet yeni bir tohum üretir. Yani, başlangıç
ve sonuç tohumdur. Hayvanlar ve insanlar da bir embriyo hücresinden
yaşama başlarlar ve gelişmiş canlı varlıklar çiftleşerek yeni embriyolar
üretirler. Kaos kuramı bu geri besleme ve tekrardan oluşan benzeşme
mekanizmasının en genel matematik temelini oluşturmuştur. Artık
rahatlıkla diyebiliriz ki; sadece canlı varlıklar değil, evrende var
olan tüm canlı ve cansız sistemlerin temelinde iterasyon ve dolayısıyla
Kaos vardır. Zira cansızlar da dönüşerek değişirler.

Şu halde
Kaostan Kozmos türemekte veya karmaşa, düzeni oluşturmaktadır. Bu kuram
sayesinde Kaos korkulan ve kaçınılması gereken bir kavram olmaktan
çıkmış, doğadaki oluşumların ve hareketlerin temel nedenine
dönüşmüştür.
Kaos
kuramına göre hiçbir sistemin uzun süre düzenli kalması da mümkün
değildir. Nasıl ki karmaşa düzen oluşturursa, düzen de belli bir süre
sonra karmaşaya dönüşmek zorundadır. Yaşamı ve ölümü bu şekilde
açıklamak mümkündür.
Kaos
kuramını doğal yapılarla ve basit örneklerle açıklamak mümkün müdür?
Kaos
Kuramı doğadaki karmaşık yapıları bilgisayar teknolojisi sayesinde
görsel olarak bizlere sunmaktadır. Bir ağacın dallarını ve yaprakların
damarlarını incelediğimizde hiçbir ağacın veya yaprağın bir diğerine
yüzde yüz benzemediğini, her birinde küçük fakat belirgin farkların
bulunduğunu görürüz. Demek ki doğa determinist (belirgin) olmayıp
karmaşa (belirsizlik) içermektedir. Bu belirsizliği Kaos Kuramından bir
hayli önce Kuantum Kuramı ileri sürmüştür. Şu halde Kaos Kuramı ile
Kuantum Kuramı çelişmeyip, aksine birbirlerini destekleyen ve tamamlayan
kuramlardır.
Bedenimizdeki kan damarlarında, parmak izlerimizde, akciğerlerimizin
içyapısında, hatta sinir dokularımızda karmaşa bulunduğunu görmekteyiz.
Kaos kuramı sayesinde bu yapıların açıklanabildiğini ve görsel olarak
sunulabildiğini söyleyebiliriz. Doğadaki bulutlar ve kıyı şeritlerindeki
görüntüler ile gökadaları da aynı şekilde kaos içerirler.
Kaos kuramının temel taşları denilen, kelebek etkisi ile Fraktal
geometri tanımları için bize neler söyleyebilirsiniz?
Kelebek
etkisi başlangıç şartlarına duyarlı sistemler için geçerlidir. Kelebek
etkisini basit olarak tanımlamak istersek, “Avustralya’da bir kelebeğin
kanat çırpışı Avrupa’da fırtına oluşturur” diyebiliriz. Ancak bu durum
sönümlü olmayan ve kendi üzerine dönüşerek tekrarlanan sistemler için
geçerlidir. Özetle “küçük etkilerden büyük sonuçlar doğabilir” sözünün
metaforu kelebek etkisidir.
Kelebek
etkisini denklemlerle ilk ifade eden ve bilim dünyasına sunan kişi
Avustralya’lı meterolog (iklim bilimci) Edward Lorenz’dir. İklim
değişikliklerini, 1961 yılında, bir bilgisayar programı ile modellemeye
çalışan Lorenz, başlangıçtaki küçük farkların birçok iterasyon sonucunda
büyük farklara yol açtığını göstermiştir.
Ancak,
kendi üzerine dönüşerek gelişen ve değişen sistemlerin görüntülerine
Fraktal adını veren kişi Polonya doğumlu ve Amerika’da yaşayan Benoit
Mandelbrot’dur. Fraktal sözünü, kesirli anlamına gelen “fractional”
sözünden türemiştir. Zira Fraktal geometri bizlere kesirli boyutların
varlığını kanıtlamaktadır.
Kesirli boyutlara örnekler verebilir misiniz?
Yukarıda
verdiğim tüm örnekler kesirli boyut içerirler. Örneğin, bir deniz
kıyısının gökten çekilmiş görüntüsünü ele alalım. Uçaktan çekilen
fotoğraftaki görüntü ile çok yakından çekilmiş bir fotoğraftaki görüntü
arasında önemli bir fark yoktur. İki fotoğraf bire bir aynı olmasa da
aralarında temel bir benzeşimin bulunduğunu söylemek yanlış olmaz. Yani,
ölçek değişse de yapının aynı kalışı ve temelde bulunan özelliğin
kendini koruması durumuna kesirli boyut diyoruz. Zira tam sayılı – bir,
iki veya üç- boyutlu nesneler birbirlerinden yapısal farklılıklar
içerirler. Kesirli boyutlu nesnelerde bu farklılıklar ortadan kalkar.
Bir deniz
süngerini düşünün. Hiçbir deniz süngeri bir diğerine benzemese de
temelde ortak bir yapıları vardır. Bir deniz süngeri ne iki boyutlu ne
de üç boyutludur. İki ile üç arasında bir boyutu olduğunu
söyleyebiliriz. Çünkü deniz süngerindeki delikli yapı onu hem iki
boyutlu hem de üç boyutlu olmasını sağlamaktadır. Deniz kıyısı gibi
deniz süngerinin de Fraktal yapıya sahip olduğunu söyleyebiliriz.

Kesirli boyut kavramı ve karmaşa ile düzen arasındaki yakın ilişki,
ikili mantık düzeninden uzaklaşmamız gerektiğine ve vahdete, yani
tekliğe yaklaşmamız gerektiğine mi işaret ediyorlar?
Eğer
olaylara katı bilim açısından değil de, yaşam felsefesi ve insani
düşünce yapısı açısından bakarsak bu görüşe tamamen katılırım. Zira
insanın bir fizik, yani (bedensel) boyutu olduğu gibi bir de metafizik
(ruhsal) boyutu vardır. Gerek Kuantum Kuramı gerekse Karmaşa Kuramı bu
ikili yapımıza destek vermektedirler. Örneğin, Kuantum Kuramına göre bir
nesne, ister küçük ister büyük olsun, hem parça hem de dalga özelliği
taşımaktadır. Demek ki, ayırımla ve karşıtlıkla değil, birliktelikle ve
bütünsellikle düşünmenin zamanı gelmiştir.
Bunun için
de yeni bir mantık yapısına gereksinim vardır. Bu yeni mantığa ben
Hem-Hem mantığı diyorum. Bu mantığa göre karşıt kavramlar temelden
yoktur ve bu karşıtlıklar bizim beynimizin ürünüdürler. Karşıt kavramlar
birer zan iseler, kaçınılmaz olarak vahdet, yani teklik kavramını
kabullenmek durumunda kalacağız. İnsanlık henüz o noktaya ulaşmış olmasa
da oraya doğru yaklaşmakta olduğunu söyleyebiliriz.

Kaos Kuramının gelişimi için gelecek öngörünüz nedir, nereye varabilir,
bizi nereye taşıyabilir? Bu konuda ne kadar uzağı, yani geleceği tahmin
edebilirsiniz, düşüncelerinizi paylaşabilir misiniz?
Kaos
Kuramı önümüzdeki yıllarda temel bilim özelliğini kazanacak ve
üniversitelerde ders olarak okutulacaktır. Nedeni de bilgisayar
teknolojisinin çok hızlı bir şekilde gelişmekte oluşu ve gittikçe daha
büyük bellekli bilgisayarların kalem ile kâğıdın yerini alışıdır. Artık
fizikçiler ve matematikçiler doğrusal ve sürekli analitik denklemler
yerine kendi üzerlerine dönen ve süreksiz iterasyonlarla gelişen
denklemlerle uğraşacaklardır.
Bu yeni
yaklaşımın felsefi etkileri de kaçınılmaz olarak gerçekleşecektir. Zira
her bilimsel yenilik bir süre sonra felsefi düşünceye de yansımaktadır.
Bu durumun geçmişte birçok örneği olduğu gibi gelecekte de kaçınılmaz
olarak etkileri görülecektir. Sadece felsefi düşünceyi değil, mantık
denen düşüncenin iskeletini de temelden değiştirecektir.
Kaos
Kuramının bir diğer etkisi pozitif bilimle sanatı yakınlaştıracağı ve
bilim adamlarını sanatçıya dönüştüreceğidir. Her ne kadar bilim adamı
“bilim adamı” ve sanatçı “sanatçı” olmaya devam etse de aralarındaki
kapanmaz gibi görünen uçurumun azalacağı görüşündeyim. Özetle,
önümüzdeki on veya yirmi yıl hem düşünce tarzımızda hem de davranış
şeklimizde önemli değişikliklere gebedir.
***
Bu
yeni kavram, kim bilir önümüzdeki yirmi yıl içinde neleri nasıl
değiştirecek? Artık kesin öngörüde bulunmak için hangi hızla
kehanette bulunmak gerek kestiremiyorum açıkçası. Bu tabii ki benim
yapabileceğim basitlikte bir öngörü olamaz ama sürprizlerin bizi
beklediğini hissedebiliyorum.
Şu
anki dünya tablosu ne kadar sisli puslu görünse de unutmuyorum ki; tek
bir kuram bile aydınlanmak için yol açabilir… Çünkü bir tek mum bile
koca bir odadaki karanlığı etkisiz kılar. Teşekkürler Haluk Berkmen…
Işığınız için… |