|
Yazar:
Figen Karaaslan
|
Nisan 2010
Bilginin Bilgeliğe Dönüşümü
Bilgi, yüzyıllardır insanlık için
birçok kapıları açabilen, değerli bir hazine olmuştur; peşine düşünülen
ve aranılan… Bilgi ve bilgelik; antik çağlardan günümüze kadar
insanların, üzerine bir hayli kafa yorduğu önemli kavramlardandır.

Bilgi
Bilginin kelime anlamına
baktığımızda, birçok tanımla karşılaşabiliriz. Bu tanımlardan bazıları
şunlardır:
• Öğrenme,
araştırma, deney veya gözlem sonucu elde edilen gerçeklerin
bütünüdür.
• Kaydedilebilir, görülebilir, tekrar elde edilebilir, gözlemlenebilir
ve yorumlanabilir verilerdir.
• Buluş ya
da keşif yoluyla elde edilebilen ve aktarılabilen her şey bir
bilgidir…
Bilgi,
karşımıza çok farklı şekillerde çıkabilir. Bir çizim, bir resim, bir
metin, bir fotoğraf veya bir film olarak…
Bilgelik ve
Bilge Toplumlar
Bilge:
Bilgiyi alan, içselleştiren, deneyimleyen ve o bilgiyi doğru yerde
kullanabilen kişidir.
• Bilgelik,
bildiklerini ihtiyaçların doğrultusunda harekete geçirmektir.
• İnandığın
şekilde yaşamak için gerekli durumu ve koşulları oluşturmak, riske
girebilmek ve girilen risklerde sonuca ulaşabilmek için gerekli
sebatı gösterebilmektir.
• Doğru
zamanda, doğru şeyi düşünme ve doğru zamanda eyleme geçebilme
yeteneğidir.
• Hayata ve
insanlara karşı açık olabilmek; tıpkı Aborjinler ve Kızılderililer
gibi doğayla bir bütün olup, onunla iletişim kurabilmektir.
• İçsel
sesinle, öz benliğinle irtibatta olmak ve onun sesine,
söylediklerine kulak vermektir.
Antik
Yunan ve Bilgelik
Antik Yunan’da
Filo, “seviyorum”, Sofia ise “bilgelik” anlamına
geliyordu. Felsefenin kelime anlamı “bilgelik aşkı”dır. Yani, Antik
Yunan’da “Philosophia” bilge severlik anlamına geliyordu ve bu kelimeyi
ilk kullanan kişi de Pythagoras idi. Düşünceye ve fikre büyük önem
verilen bu topraklarda bilgi, bilgelikten ayrı tutulmuyordu. Onlar için
“bilge, bilgisiyle bir bütün” oluşturuyordu. Antik çağdan orta çağa
doğru zaman ilerledikçe inanca dayalı bilgelikle, akla dayalı bilgelik
arasında bir ayrıma gidilmiştir.
Kızılderililer ve Toltekler’de Bilgelik

Kızılderililerde bir bilge; kendi öğrenmeden, güçlenmeden ve
deneyimleştirmeden, kendindeki bilgileri bir başkasına tam anlamıyla
öğretemez. Kızılderililer der ki: “Bizler sadece kendimizin almaya izin
verdiğimiz ve alabildiğimiz bilgileri, gerçek anlamıyla bir başkasına
anlatabiliriz.” Bu söz, onların bilgi ve bilgelik anlayışının ne kadar
derin olduğunu gözler önüne sermektedir.
Kadim bir
uygarlığın parçası olan Toltek’de (Mexico City’nin dışında bir yer) bir
Nagual (bilge) olan Don Miguel Ruiz: “Bizi kendimize götürecek olan
bilgi değil, bilgeliktir!” der. Önemli olan, aldığımız bilgiyi doğru
kullanabilmektir. Bilge olmak için bilgiyi yığmanın tek başına bir
anlamı yoktur.
Bir bilgeye
dönüştüğümüzde yaşam kolaylaşır. Çünkü bilgeleşince, gerçekte kimseniz o
hale gelirsiniz. Olmadığınızı olmak; kendiniz ve başkalarını,
olmadığınız gibi olduğunuza inandırmak zordur. Ve olmadığınızı olmaya
çalışmak, bütün enerjinizi tüketir. (Don Miguel
Ruiz / Ustaca Sevmek)

Bilgi ve
Bilgelik
Bilgi bir
başkasına anlatılabilir, aktarılabilir ama bilgelik bir başkasına
aktarılamaz. Yalnızca bilgi paylaşılır, bilgelik değil… Bilgi
içselleştirilip, deneyimlenmedikçe ve davranışlara geçirilmedikçe
bilgece davranılmış olunmaz. Bilgileri okurken veya birinden dinlerken,
onları sadece sözcük olarak idrak ederiz. Bunlar zihnimizde bir bilgi
olarak kalır. An gelip de, o kelimeler tam anlamıyla kavranıldığında ve
uygulamaya konulduğunda işte o zaman bilgi, bilgeliğe dönüşmüş olur.
İnsan, bilgiyi
yaşamda kullandıkça, deneyimledikçe bilgeliğe ulaşır. Bilgiyle,
bilgeliği ayıran ince çizgi de budur. Sadece okuyarak, başkalarının
sözlerini ve yaşam deneyimlerini dinleyerek hiç kimse bilge olamamıştır.
Bilge olmak yeri geldiğinde, seni durdurmaya çalışan sözlere ve kişilere
kulak tıkayabilmektir. Bilge olmak aynı zamanda, düşüncelerinin ve
davranışlarının sorumluluğunun yüzde yüz bilincinde olmaktır. Bilge
olmak, tüm korkularından sıyrılıp, aydınlık düşüncelerin önderliğinde
içindeki ışığın ve gelişme arzusunun sönmesine izin vermeden ve rehavete
düşmeden, çizdiğin yolda devam edebilecek kadar cesur ve savaşçı bir
ruha sahip olmak demektir.
Bilginin
Kaynağı ve Kullanılması
Daha eski
zamanlarda, kimileri bilginin kaynağı olarak sadece “Tanrı”yı
göstermişlerdir. İnsanların ancak, Tanrının isteğiyle ve Tanrının
istediği kadar bilebileceğine inanmışlardır.
Geleneksel
düşüncedeyse insan, bilgiyi içinde yaşadığı toplumdan alır ve onu
gelecek kuşaklara aktarır. Geleneksel düşünce; insanın kendi eğitimleri,
çevresindeki insanlar, eğitim kurumları, kitaplar, sanat, medya ve kendi
çabaları doğrultusunda bilgiye ulaşabileceği fikrini savunur.
Spiritüel
inançlardaysa; bilgi her zaman içimizde, hücrelerimizde kayıtlıdır.
Tanrı, tüm bilgileri ve kendi ışığını, insanları yaratırken onların
içine yerleştirmiştir. İnsanlar, yaşadığı hayatlarla ruhsal olgunluğunu
ve bilincini artırarak, farkındalığını yükseltir. İnsanlar tüm bu
bilgileri kendi idrakleri ve farkındalığı ölçüsünde anımsayıp, gün
ışığına çıkartıp, kullanabilir.
Yaratılmış ve
var olan birçok şeyin, günümüzde bir enerji formu olarak kabul edildiği
görüş yaygınlaşmaya devam etmektedir. Buna bağlı olarak, bilginin de bir
enerji olduğu görüşünü kabul edebiliriz. Kendi ruhsal ve düşünce
enerjimizle rezonansa geçiremediğimiz bilgi enerjisi, aktive edilmediği
ve pratiğe dökülmediği sürece “hizmet dışı” olarak zihnimizde
kalacaktır. Elbette ki, bilgiyi harekete geçirmek yetisi, farkındalık
seviyesine göre olacaktır. Farkındalığı ve bilinç seviyesi yüksek bir
insanın bilgece davranma oranı, bilinçsiz bir insandan çok daha fazla
olacaktır. Yani bir anlamda; bilgiyi harekete geçiren de, bilgece
düşünebilme yetisi olacaktır. |