|
Başyazar:
Türker
Ercan
|
Mart 2010
Kediler ve Fareler
Bu
yazıda anlatılanlar hiçbir şeyle ilgili olmayıp
tamamen hayal
ürünüdür!

Birbirini seven bir insanlık hayal ediyorum. Olmayacak bir hayal demeyin
bana! Hayallerimde tam özgürüm. Olası ya da olmaz diye hayal kurulmaz.
Hayal sizlerin özgür yaşam alanlarınızdır. Mantık hesaplama üniteniz
değil.
Sonra
“Masum Ruh” söz aldı ve konuşmaya başladı: Bu ne acı bir durumdur ki!
İnsan türüne en çok benzeyen tür bir virüs çeşididir. Onlar da tıpkı
bizler gibi mevcut ortamlarındaki tüm kaynakları tüketirler ve
yayılırlar. Yayıldıkları alanlarda da yine aynı şekilde davranıp o
bölgenin de kaynaklarını tüketirler. Bu davranışı diğer memeli canlı
türleri göstermez. Memeli olmayabiliriz!
Bilinen
tarihi içerinde yapılabilen hesaplara göre üç yüz yılı hariç geriye
kalan binlerce yılı savaşarak geçirmiş bir varlık türünün üyesi olarak
türümün bu özelliği beni hep rahatsız etmiştir. Bizlere hep savaşmak
öğretildi. Sevmek her birimizden en güzel şekilde
gizlendi.

Böylece
köleleştirildik. Savaşın kölesi olduk. Üstelik köleliği de sevdik. Çünkü
“sahip olmayı” seçmişti insanlık. O kadar gözü kapalı sevdik ki
seçimimizi en ufak bir ayrıntıyı bile değiştirmiyoruz klasik
hayatlarımızdan. En doğru olasılığı yaşadığımıza kendimizi inandırıp
kontrolden iyi kontrol ediyoruz köleliğimizi. Zaten bu kontrolün en
büyük başarısıydı. Kontrol nedir? Kontrol insan türünü binlerce yıldır
savaşların kölesi yapan “sahip olma” mantığıdır. Sonra bu mantığın
yaptığı seri doğumlarla mantık programlama yetisi geliştirdi insanoğlu
ve böylece kendini köleleştiren bir insanlık programladı. Böylece
durmadan zahmete girmeye gerek de kalmadı. Kontrolün program esası
şuydu: Kendini özgür zanneden köleler yetiştir. Kendi kendine en doğruyu
düşündüğüne kesin inançlı bireyler topluluğu. Böylece “toplum”
olamasınlar. Çünkü toplumlar özgür bireylerden oluşurlar. Özgür olmayan
varlıklar toplulukturlar. Topluluklar çok rahat yönlendirilebilir. Zaten
yönlendirilmeye son derece eğilimli yetiştirilmişlerdir. Yine zahmete
gerek yok. Akıllıca her program birçok zahmetten kurtarır. Kontrol
aklını başından aldığı için insanoğlunun o nedenle binlerce yıldır
yaşadıkları topluluk aleminde hala sosyalleşemediler. Baştan kabul
ettirilen şuydu; siz değersizsiniz ve düşünemezsiniz hep dinlemelisiniz
onları ki sizlerin iyiliğine çalışıyorlar. Ve onlar sizlerin adına
düşünürler, sizler de o akıllı insanların düşüncelerini uygularsınız.

Gizli
kontrat! Aklınızın ucundan geçmeden ruhunuzla imzaladığınız derin
antlaşma işte budur. Bu antlaşma sayesinde hala aradığınız “huzur ve
mutluluktur”. Boşa aramayın! İmzalanan antlaşma bunu baştan engelliyor.
Dönüp te ruhlarına bir bakın! Dışınızdaki köleliğin içinizdeki
bağlantısı nedir? Her varlık seçimlerini yaşar! Ve her seçim kaderimiz
olur. İçsel seçimlerini bilmeyen bir insanlık tabi ki kontrolün elindeki
fare olur. Fare olmayı seçen kedilerle sorun yaşar. Bir aslan olsanız
bile eğer seçiminiz fare olmaksa fare gibi yaşamakta kaderinizdir.
Nedendir
bilinmez ama aslında bir tavuk çiftliğindeki tavuklara benzer bir
kaderimiz olmasına rağmen çok ayrıcalıklı ve çok seçkin bir tür
olduğumuzu düşünürüz. Bu düşüncemize apaçık bir delil bulma fikri
aklımıza bile gelmez. Bu şekilde tuzağa düşeriz ve ardından kedilerin
oyuncağı oluruz. Fare gibi oynarlar bizlerle ve bizler de fare gibi
kaçarız yarattığımız kedi gerçeğimizden. Kuyruğunu kovalayan bir kedi ya
da kendisini kovalayan bir kedi gibiyiz. Kaçan da biziz, kovalayan da
biziz. Kedi ile Farenin ta kendisiyiz.

Dışarıda
ne arıyorlar! İçlerine baksınlar! Yaşamak bir avuntu ya da hayal değil.
Yaşamak yaşadığını anlamak ve yaşamak içindeki karanlığı aşkla ışığa
boğmak. Var oluşun coşku kanıtını “annenin memesini emen bir bebek” gibi
ruhunda emmeden insan yaşayamazmış. Coşkulu bir hayatın o derin serüveni
ancak özgür ruhlu olmakla anlaşılırmış. |