|
Yazar:
Nursel
Kargın
| Sanat |
7 Mart 2010 TSI 20:06
Mihri
Müşfik Hanım: Sıra Dışı Bir Kadın
Dünya
kadınlar günü dolayısıyla, bir kadın ressam olarak, Türkiye’de çağdaş
resim çalışmalarını ilk başlatan kadın ressam Mihri Müşfik Hanım’ın,
cesur, tutku dolu, sanatıyla örnek ve sıra dışı yaşamını tanıtmak
istiyorum.

Bohem
ressam yaşamının bizdeki ilk örneği diyebiliriz Mihri Müşfik için. Mihri
Müşfik, Askeri Tıbbiye’nin ünlü hocalarından Çerkez Mehmet Rasim
Paşa’nın kızıdır. Annesi ise Kafkasya göçmeni bir aileden gelmektedir.
Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde dünyaya gelen, aslında şanslı
çocuklardan biridir. Avrupai bir eğitim gören Mihri Hanım edebiyat,
musiki ve resimle birden ilgilenir. Resim ilgisi daha ağır basınca
ailesi kızlarına ikinci Abdülhamit’in himayesindeki saray ressamı Zonaro’dan Beşiktaş’taki atölyesinde resim dersleri aldırmaya başlarlar.
Mihri Müşfik böylece, çağdaş resim hakkında belli bir donanım kazanır
ve Türkiye’de çağdaş resim çalışmalarını başlatan ilk kadın ressam
unvanını alır.

Müziğe de
ilgi duyan Mihri Müşfik, Avrupa’dan İstanbul’a gelen müzisyenleri,
özellikle operaları ilgiyle izlerdi. Hatta müziğe olan bu ilgisi
yaşamını akışını da değiştirmiştir. Dinlemeye gittiği opera ve batı
müziği dinletilerinden birinde tanıştığı İtalyan kökenli müzik şefiyle
flört eder ve peşinden Roma’ya kaçar. Henüz on yedi yaşında olan Mihri
Müşfik bu ilişkiyi sürdüremez, ayrılırlar ve Paris’e geçer. Burada
kiraladığı yeri hem ev hem atölye olarak kullanmaya başlar. Portre ve
figür ağırlıklı resim yapan Mihri Müşfik, yaptığı portreleri satarak
geçimini sağlar, yetmeyince de evin bir odasını kiraya verir.
Kiracılarında biri olan ve Sorbonne Üniversitesi’nde siyasal bilimler
öğrenimi gören Bursalı Selami Paşa’nın oğlu Müşfik Bey ile flört etmeye
başlar, kısa bir süre sonra da evlenirler. Böylece sanat dünyasında
bilinen adı “Mihri Müşfik Hanım” olur.

İtalya ve
Fransa’da yaşadığı dönemlerde sanat okullarında ve özel atölyelerde
öğrenim görür. Batıda çağdaş resim akımlarını yakından takip eder. Bugün
yaptığı resimleri incelediğimizde klasik resme hakim olduğu kadar,
çağdaş akımlar doğrultusunda da resimler yapmıştır. Özellik portrelerde,
yaşadığı dönemin akımları olan kübizmin ve ekspresyonizmin etkileri
görülür. İyi bir portre ressamı olan Mihri Müşfik, portre ve otoportrelerini ağırlıklı olarak dışavurumcu bir anlayışla yapmıştır.
Fırça darbeleri ve ışığı, ifadeci bir anlayışla uygulamıştır. Bu anlayışı
onun portrelerini özgünleşmiştir.

Dönemin
Maliye Nazır’ı Cavit Bey, Paris’te görevi gereği bir davette Mihri
Müşfik ile tanışır. Onun resim konusunda donanımından etkilenir. 1913
yılında İnas (kız) Sanayi-i Nefise’nin kurulmasında yararlanılmasını
önerir. Bunun üzerine İstanbul’a çağırılır. Bu okulda öğretmenlik yapar.
Sanayi-i Nefise’de öğrenim gören pek çok kadın ressamımızın yetişmesine
katkıda bulunur. Bunlardan bazıları Nazlı Ecevit, Aliye Berger,
Fahrinüsa Zeyd gibi ünlü ressamlarımızdır. Mihri Müşfik kızları açık
havada resim yapmaya modelden çalışmaya ve kadın ressamları ilk kez
toplu bir sergi açmaya teşvik eder.

Kalıpları
kırmayı seven bir kadın olan Mihri Müşfik, ilkleri hayatına geçiren
insanların yaşamak zorunda kaldığı ne varsa yaşamıştır. Son derece cesur
ve tutku dolu bir kadındır. Resme olan tutkusu aristokrat bir yaşamı
bırakıp, bohem ve çoğu zaman da yoksul bir yaşam sürmesine sebep
olmuştur. Modern yaşam anlayışı yüzünden çevresinin tepkisini toplar.
Son derece rahat davranan, dekolte giyen ve çok güzel bir kadın olan
Mihri Müşfik,
Avrupalı kadın imajı çiziyordu. Sosyal yaşamı da çok
seviyordu ve aynı zamanda bir salon kadınıydı. Batılı kadınlar gibi
erkeklerle aynı ortamlarda, içkili toplantılara katılıyordu. Osmanlı’nın
son dönemindeki entelektüel ortamlarda bulunur sanat söyleşilerinde yer
alırdı. Mihri Müşfik arkadaşlık ve dostluk kurmada başarılıydı. İbrahim
Çallı, Hikmet Onat, Fikret Adil, Namık İsmail ve daha pek çokları yakın
dosttu. İstanbul’da bulunduğu dönemde Tevfik Fikret ile dost oldu.
Batılılaşma döneminde yoğun bir biçimde görülen Fransız etkilerinin
edebiyat kısmını Edebiyat-ı Cedide
Şairleri oluştururken Mihri Müşfik
Hanım da onların yazdıklarını resimleyerek bir “Edebiyat-ı Cedide Resmi”
yarattı. Edebiyat-ı Cedideciler’in portrelerini yaptığı da bilinen
sanatçı, 1915 yılında, Tevfik Fikret’in ölümü üzerine, yüzünün kalıbını
alarak heykelini yaptı. Bu Türkiye’de yapılan ilk mask çalışmasıdır.
1919
yılında İtalya’ya gider. Bu ani gidişinin nedeninin İttihat ve Terakki
Cemiyeti mensuplarıyla olan yakın ilişkilerinin olduğu sanılmaktadır.
Bir yıl sonra İtalya’dan geri döndüğünde, iki yıl daha İnas Sanayi-i
Nefise’de ders verir. Bu arada Müşfik Bey ile olan evliliğini de
bitirir. 1923 yılında tekrar İtalya’ya döner. Mihri Müşfik, Roma ve
Paris’te pek çok ressam ve edebiyatçı ile dost olmuştur. Bunlardan biri
de İtalyan şair Gabriel d’Annunzio’dur. Onun aracılığı ile Papa’nın
portresini yapar ve bir klisenin fresklerinin onarımında çalışır.
Vatikan’da ilk kez bir Papa, başka dinden bir kadın ressama poz
vermiştir. Bu tablo Vatikan Müzesi’ndedir.
Bir
ara Türkiye’ye döndüğünde Atatürk’ün ayakta bir portresini yapar ve
Çankaya Köşkü’nde, bizzat Atatürk’ün kendisine verir. Uzun yıllar kayıp
olan bu tablo doksanlı yıllarda ortaya çıkar.
Mihri
Hanım, kız kardeşi Enise Salih Hanım’ın eşinden ayrılarak İsviçre’de
Bale Sanatoryumu’nda ölmesi, arkasından da ilk resim dersini verdiği
yeğeni Hale Asaf’ın 1938 yılında Paris’te kanserden ölmesinden sonra,
Paris’te fazla oturamadı. Ülkesinde de kendine yöneltilen baskıcı
tutumundan dolayı Amerika’da yaşamaya karar verir. Bir süre New York,
Washington, Chicago’da üniversitelerde konuk resim profesörlüğü yapar ve
zengin Amerikan ailelerine özel dersler vererek geçimini sağlar. Fakat
yaşlılığı yoksulluk ve zorluklar içinde geçer. 1954 yılında Amerika’da
ölür ve Kimsesizler Mezarlığı’na gömülür.
Bu
fırtınalı hayatın sonucunda günümüze sınırlı sayıda tablosu kalmıştır.
Bu sayı 150 adet ile kayda alınmıştır.



 |