|
Yazar: Mustafa Emin Palaz
|
13
Mart
2010
Bilgi İçselleşmemişse Bir Hiçtir
(5)
Benden neden bir şey saklanıyor diye düşünüyorum ve
dökülen ilk cevaplarım; “Benim kötülüğüm içindir belki, belki de
hayrımadır onu bilmemek, görmemek”…

Mantıklı değil mi? Hatta o kadar mantıklı ki uygun gitmeyen bir şeyler
var. Ne olabilir?
Soruyorum ve buluyorum; Mantık.
Okuduk,
düşündük, varsaydık, gördük, inandık, imgeledik, uydurduk, “biliyorum”
dedik… Onca uygulamadan (prosesten) geçmişken, neden hala bir şeyler
havada kalıyor?
Acaba
bilgiyi tuttuğumuz atmosfer buna izin vermiyor olabilir mi? Yani
zihnimiz.
Bazı
insanlar duydum, gördüm terapilerde. Mesela bir bey vardı ki gayet kaba
kuvvet kullanan biriydi; ancak aslında incecik, narin bir çiçek
dalı.
Konuşurken
ya da trans hali terapi sırasında bir yerde çıkıyor şöyle cümleler; “Bu
ben değilim!”
Durumu
kontrol ediyor ve soruyorsunuz; onun yerine ne gelecek diye.
Gün oluyor
“Uzak dur bundan (benden)!” cümleleriyle karşılaşıyorsunuz, gün
oluyor “Bilmiyorum” cevapları, genelde ise cevapsız saniyeler.
Ancak
oraya, istenen cevabın geldiğini ilk sorularda pek görmedim.
(Olanlar da var tabi çok şükür, kolay seans.)
Neden bu
“asıl istek” köşesi bilinmiyor ya da istenmeyenlerle dolduruluyor? Ya da
neden saklanıyor?
Bir şeyin
neden saklandığını bulmanın yollarından biri de saklama eyleminin
psikolojisini çözmek değil midir?
O zaman
geçici odağım saklanmak.
Benden
neden bir şey saklanıyor diye düşünüyorum ve dökülen ilk cevaplarım;
“Benim kötülüğüm içindir belki, belki de hayrımadır onu bilmemek,
görmemek”…
Mantıklı
değil mi? Hatta o kadar mantıklı ki uygun gitmeyen bir şeyler var. Ne
olabilir?
Soruyorum
ve buluyorum; Mantık. Mantık egonun silahıdır. Bir şey eskiden
anlaşılırken benlik tarafından, geliştirilen mantık sayesinde,
sadece ve sadece mantık dili ile anlamaya başladık. O halde bu durumun
mimarı kim? Ego.
Pekala, bu
“benim iyiliğime/ kötülüğüme” şeklindeki sahte cevapları bir kenara
bırakıp tekrar bakarsam, neden saklanır bir şeyler?
Sanırım az
önce bilmeden aradığımız cevabı verdik. Bu olayın azmettiricisi Ego,
aynı zamanda faili de. Haliyle cevap da “Ego Oyunları” oluyor.
Acaba
neden ego benden asıl istediğimi saklıyor olabilir?
Düşünüyorum ve manüpülasyon politikalarından başka cevap bulamıyorum.
Bu sırada
gözüme Facebook’ta bir paylaşımdaki söz takılıyor; “Amacınızı
belirlemek, istasyon gişesindeki görevliye bilet almadan önce nereye
gideceğinizi söylemek gibidir. Eğer gideceğiniz yere karar
veremediyseniz, bilet alamazsınız. (Katsuyoshi Ishihara)”
Tıpkı
bizdeki “Rotası belli olmayan gemiye hiçbir rüzgar yardım edemez”
atasözü gibi.
İncelediğim konunun bana has olmaması, Türk, Japon, İtalyan gibi halk
ayrımı yapmaması biraz rahatlattı. Çünkü bir sorun çok kişinin başına
geliyorsa, çözümüne de birçok gidiş vardır.
Bu aklımda
kalarak odağımıza dönelim: hedefimden neden uzaklaşıyorum? Neden rotam
buğulu sayfalar arasında saklanıyor?
Saklanmak etken bir fiil olabilir, ama
edilgen de olamaz mı?
Belki
amacım saklı değildir, biri ya da bir şey tarafından saklanmıştır.
Pekiyi, bu
sorguda duracak olsam, elimde şüpheli var mı? Az önceki mantık
kullanıcısı; Ego.
Ben asıl
arzumun peşinde olmazsam, gerçek bir hedefim olmayacak ve ya bir yere
gitmeyip olduğum yerde kalacağım ya da yanlış deryalarda yol alacağım.
Bunun neye ya da kime ne faydası olacak ki?
Burada
aklıma şu geldi birden; az önce ağzımdan dökülen manüplasyon
politikaları. Bu tür politikalar ya iktidarı ele geçirmek içindir ya
da iktidarı güçlendirmek.
“Ben
kendime hakim miyim?” diye soruyorum burada. Olsaydım zaten bilge ve
mutlu bir kişi olurdum. Demek ki burada iktidar başkasının elinde
olabilir mi? Bu aklımda olsun, ancak daha vahimi var; ya elimde değilse
ve biri ya da bir şey kendi iktidarını güçlendiriyorsa?
Ne
hissediyorum şu an?
Korku!
Korkuyorum! Çok korkuyorum!
Pekala
Mustafa, sakin ol ve bir nefes al. Gözlerini kapat. Ve şimdi tekrar aç.
Ne
görüyorsun?
Korku.
Evet. Belki de egonun bu politikasında amacı beni mutsuz kılmak ve bunu
da korku ile başarıyordur. Bildiklerim havada kalıyor, çünkü onların
içselleşmesi, oturması için gereken yerde korku oturmuş, kök salmış
durumda.
Çünkü ya
hedefime ulaştığımda oluşacak yeniliklere dair korkutacak ya da zaten
bugün korku ile önümü kesip beni o hedeften koruyacak.
Ben bu
noktada ne yapacağım?
Olduğum
yerde durursam çözümsüz kalırım ve benim bir çözüme ihtiyacım var.
Biliyorum ki asıl istediğimi tespit etmek ve o yolda yürümek, beni
aslıma taşıyacak.
Şimdi bir
adım geri duralım. Biz hangi sorgulamayı yapıyorduk: Mutlu olamıyorduk,
çünkü mutluluğu bilmiyorduk; mutluluğu bilmiyorduk, çünkü bildiklerimizi
işleyemiyorduk; Bildiklerimizi işleyemiyorduk, çünkü bildiklerimizi
istediklerimize yönlendiremiyorduk; yönlendiremiyorduk, çünkü asıl
istediklerimizi bilmiyorduk; asıl istediğimizi bilmiyorduk, çünkü ortam
bulandırılmıştı; ortam bulanık, çünkü korkuyorduk.
Güzel.
O zaman
tam burada küçük bir revizyon yapalım mı?
Hedefimiz
mutluluk (veya başka bir ilahi erdem diyebiliriz)
Bilmediğimizi sandığımız isteklerimiz ve korku üzerine odaklanalım
biraz.
Ve bizi
mutluluğa götürecek bilgiyi içselleştirme yolunda birkaç ödevim olsun.
Öncelikle
biraz daha dikkatli bakayım evrenime, sözlerime, düşündüklerime ve
gördüklerime.
Arada
kalan, küçücük noktalardı bana aradığım cevaplarda yardımı olan ve kim
bilir daha nice şeyler vardır.
Ardından
bir ödevim olsun ki kendime; kulağa saçma gelse bile ne gibi şeyler
isteyebileceğimi bir düşüneyim. Ardından bunları yazayım, hatta
yazarak düşüneyim.
Neler
istediğimi yazayım.
Bir
revizyon da korku konusunda tabi ki.
Biraz buna
kafa yorup değerlendirelim ve önümüzdeki sayıda da korku üzerine bir
yazı dizisi kurgulayalım.
Mutlu
günler dilerim. |