|
Yazar:
Kevser Yalçın
|
Mart 2010
Uzay Çağı’nın
Çocuklarıyla İletişimin Önemi
(2)
Çocuklarımızı
yetiştirirken sorunlar yaşıyor muyuz? Çaresiz kaldığımız anlar oluyor
mu? Çaresiz kaldığımız anlarda hangi yöntemlere başvuruyoruz? Bu
yöntemler kulaktan dolma mı, kendi sezgilerimiz mi, yoksa bilinçli,
denenmiş ve sonucu olumlu olan yöntemler mi? Her seferinde bir danışmana
mı gitmeliyiz?
Her
seferinde danışmana gitmek pahallı bir yol, bunu karşılayacak durumda
değiliz de diyebiliriz. Fakat bu konuda çaresiz değiliz ve elbette her
şey parayla değil. En basitinden bu konuda yazılmış yüzlerce yazı var,
kitap var, uzmanların hazırladığı TV ve radyo programları var. Bunun
dışında Eğitim veren okullarda rehber danışmanlar bulunmakta. Her şeyden
öte, aklımız, vicdanımız ve sezgilerimiz var. Yani tüm konularda olduğu
gibi, çocuk yetiştirme ve eğitim konusunda da kesinlikle yalnız ve
çaresiz değiliz. İçinden çıkılması çok zor gibi görünen olaylarda bile
mutlaka çok basit ve kolay uygulanabilecek bir takım yöntemler de mevcut.
“Herkes sorunumu bilecek, kimseye danışmam ben, aile sırrımı paylaşmam,
kendi içimizde hallederiz” artık çağdaş Türk toplumuna ve aile
yapısına uygun bir düşünce olmaktan çıkmak üzere. Çünkü sorun sadece
size ait gibi görünse de birçok sorun gibi görünen durumları herkes
yaşayabiliyor. Kesinlikle Yalnız Değiliz!
“Şu zamanda çocuk yetiştirmek gerçekten zor diyenlerden biriydim. Ama
çocuklarımla öğrendim, çocuklarımla geliştim ve hala öğrenmeye devam
ediyorum. Çünkü öğrenmenin bir yaşı ve sonu yok”
diyebilenlerden misiniz? İşte bu gerçekten kendini geliştirmek isteyen,
geliştiren bir ebeveynin sözleri olmalı.
Korumacı Aile Yapısı
Korumacı aile yapısı olan Türk ailesi, genelde anane öğretilerinden
ileri gelen bir anlayışla, her şeyin en iyisini en mükemmelini sunmaya
çalışmıştır çocuklarına. Korumacı yapısı, verici, baskın, otoriter bir
yol çizer. Fakat çocuğun duygu ve düşünceleri çok fazla yer almaz aile
içerisinde. Ebeveynler her şeyi hazırlar ve sunarlar. Çocuklara karar
aşamalarında ve uygulamalarda herhangi bir şey sorulmaz. Ne gerekiyorsa
o uygulanır.

Oysa bu durumdan biraz daha uzaklaşmamız gerekiyor. Hele hele bu çağda,
bu zamanda. Çünkü çocuklar o baskıcı ve otoritenin altında öğrenme, alma
ve fikir beyan etme yetilerini de ortaya koymak istiyorlar. Çünkü çağ
bunu gerektiyor. Çünkü bilgi çağındayız. İletişim çağındayız. Bilgilerin
iletişim aracılığı ile hızla yayıldığı bir çağda yaşıyoruz.
Çocuklarımıza her şeyden önce, sorgulama, soru sorma, irdeleme, anlayış,
yorum, farklı bakış açıları, karar verme ve kararları uygulama yetisinin
kazandırılması, özgüveni geliştirici durumları sunmalıyız, öğretmeliyiz.
Çünkü baskıcı ve sıkı aile ortamlarında yetişen çocuklar,
büyüdüklerinde, toplum içerisinde kendilerini ifade etmekte
zorlanıyorlar. Çünkü hiç kimse çocuğunun geleceğini bilemez. Geleceğin,
bilim adamı, avukatı, mühendisi, doktoru, halk meclis üyesi, valisi
olacak bir çocuğun kendini ifade edebilen bir yetişkin olacağını adeta
unutur, hatırlamaz, aklına bile getirmez. Kendini olduğu gibi ifade
edebilecek bir yetişkin olması için ona yeterli eğitimleri vermek
bizlerin görevidir. Bu konuda kendimizi, yakınlarımızı
bilinçlendirmeliyiz. Onlara yol göstermeliyiz. Çünkü şimdiki çocukların
yetişme tarzı bunu gerektiriyor.

Onların
gözlerindeki ışığı görmek çok önemli. Mutlu ve huzurlu, kendine güveni
olan, özgüveni tam gelişmiş çocuklar hayata onlarca adım önde başlıyor
ve başarıyı yakalayabiliyorlar.
Eğitmenler uzmanlar, sürekli bunu vurgulamaya çalışıyorlar. Bilinçli bir
eğitim. Bunun için, yüksek okulları bitirmiş olmamıza gerek yoktur.
Kendini geliştirme yeteneğine sahip, ve bunu gerçekten isteyen herkes
yapabilir. Çünkü anne olmak için, aile olmak için üniversiteleri
bitirmiyoruz. Anne isek kendimizi geliştirmeliyiz.
Yakınmak
çare
değil,
onlara
dengede kalmayı öğretmek gerek.
İlk
eğitim evde başlar, her şey ailede görülür. Yürümek, konuşmak, yemek
yemek, toplumsal davranışlar, saygı göstermek, sevgi, güven, özgüven,
sorumluluk ve terbiye ailede görülür. Bunları çocuklarımıza öğretmek
için çok zengin, çok bilgili, çok akıllı olmaya gerek yoktur.
Araştırmasını bilen, öğrenmeye ve uygulamaya yatkın her anne baba bunu
yapabilir. Oysa, çoğu insan yakınır. İyi çocuk yetiştirememekten,
sorunlara çare bulamamaktan, çaresizlikten yakınırlar. Yakınmaktansa
bizler eğitilip onlara öğretmeliyiz. Yakınmayı bir kenara bırakmalıyız.
Kendimize ayırdığımız çok ama çok özel zamanların fazlaca kısmını
çocuklarımızı eğitme hakkında bilgilendirmeye ve onlarla öğrenmeye
ayırmalıyız.

Yakınarak değil de gerçekten bir şeyler yaparak örnek olmalıyız. Doğru
bildiklerimizi öğretmeye ve en önemlisi de örnek davranışlarla bunu
göstermeye çalışmalıyız.
Birgün oğlum onunla oyun oynamamı
istemişti. Ben de “başım ağrıyor, sonra oynasak” diye cevap verdim.
Bunun karşılığında “gel beraber oynayalım başın ağrısı geçer. Sonra o
başını ağrıtan şeyi daha iyi düşünürsün” dedi. Daha üç yaşlarındaydı,
ben onu eğiteceğim yerde o bana yol gösteriyor ve aynı zamanda iletişim
kurmam için zemin hazırlıyordu.
Her şeyden Önce
Çocuklarımıza Düşünmeyi Öğretmek
Ebeveynlik hep konuşmak, anlatmak ve öğüt vermek değildir. Dinlemek
anlamak ve yorum getirmesi için çaba harcamaktır. Örnekler sunmasını
istemektir. “Sence nasıl yapalım”, “Bak bakalım olmuş mu?” “…
konudaki fikrin nedir?” gibi onları teşvik edici sorular sorarak,
cevapları da sevgiyle dinleyerek kendilerine olan güvenlerini
tetiklemektir. Farklı bakış açılarına yönlendirmektir. Örneğin, ders
çalışırken, konu anlatımlarını bir kere de anneye ya da babaya yapmasını
istemek, ve onu can kulağı ile dinlemektir. O anlatımla ilgili sorular
sormak, cevapları hakkında konuşmak, yorumlamak sonra onun sorular
sormasını sağlamaktır. Başka ders konuları ile benzerlik taşıdığını
hatırlamasına yardımcı olmaktır. Aradaki farkları ve benzerlikleri
birlikte konuşabilmek ve paylaşabilmektir. Tüm bunları yapmak için çok
iyi eğitimli olmaya gerek yok. Sadece sevgi ve anlayış her şeyi çözüyor.
Bir de inanın çok fazla zaman harcanmıyor. Nicelik değil, niteliğin
önemli olduğunu vurgulayan uzmanlar, bir saatlik doyurucu bir
iletişim-paylaşımın yeterli olduğunu söylüyorlar.

Fiziksel
İhtiyaçları kadar Ruhsal Doyum ve Manevi İhtiyaçları da Önemli
Genelde anneler, tüm gün içerisinde ev işleri, alışveriş, TV, konuk
ağırlamayla geçen onca saatler içerisinde çok kısa aralıklarla çocuğuyla
iletişimi kurabilmektedir. Ve bunun kalitesi çok düşüktür. Sadece,
çocuğunun bakımı, yemesi, içmesi, uykusu değildir önemli olan.
Fiziksel doyumun yanında, ruhunun da doyurulması çok önemlidir. O ders
çalışırken sizin onun yanında bir kitap okumanız, beraber yemek
hazırlamanız, çiçekleri sulamanız, hatta küçük ev işlerini bile birlikte
konuşarak yapmanız onun özgüvenini geliştiren en önemli davranışlardan
biri olacaktır. Birlikte basket oynayabilir, en azından o oynarken onu
seyredebiliriz. Yapamıyorsa bile onu yapmaya teşvik edebiliriz. Ne kadar
harika yaptığını, kendini geliştirebileceğini ona öğretmeliyiz.
Olumlu ve pozitif yaratıcı aktiviteleri onlara öğretmek, onları
yönlendirmek, onlarla birlikte yapabilmek ya da izlemek, onların başka
zararlı olabilecek alışkanlıklardan uzak tutacaktır. Zihinlerini olumsuz
ve boş şeylerle dolmasına izin vermeyecektir.
Sürekli onları koruma ve korumacı tavırlarımızla sıkıcı olmaktan
kurtulmuş olacağızdır. Çünkü zihni pozitif ve olumlu olan, ruhu ailesi
tarafından doyurulan çocukların başka bir durumlara eğilimleri
olmayacaktır. Başka olumsuz durumlara eğilimleri ve arayışlarının olma
ihtimalinin düşük olması bizi memnun etmez miydi?.
Birlikte birşeyler yapmanın mutluluğunu ve hazzını onlara yaşatmalıyız.
Yoksa neden çocuklarımızı dünyaya getirdik. Neden anne ve babayız ki?
Bunun başka bir anlamı olabilir miydi?
Lütfen onları yalnız bırakmayalım. Asla yalnız ve çaresiz değiliz.
Bir anne, çocuğunun satranca olan
merakını ve yoğun ilgisini, onunla birlikte öğrenerek ve daha sonraları
onunla oynayarak onayladı, teşvik etti. Hiçbir zaman “boşa zaman
harcaması” demedi. Onunla birlikte turnuvalarda, yanında yer aldı,
destek oldu.. Ve o çocuk başarı üzerine başarılar elde etti, ki anne
fazlaca okuyamamış, küçük yaşta evlenmiş bir kişiydi. Hiçbir zaman,
cahilim, okuyamadım, bundan sonra öğrensem ne olur demedi, yakınmadı,
sadece elinden geldiğinin en iyisini yapmaya çabaladı. (Yaşamdan bir
örnek)
“Eğitimin amacı kendine ve içinde yaşadığı dünyaya karşı
yükümlülüğünü anlayan, bu yükümlülüğünü yerine getirme gerekliliğini
hisseden ve bunun için gerekli fedakarlık ve gayretleri göstermeye
muktedir bağımsız bir varlık ortaya çıkarmaktır” (J. Bennett. Ne
İçin Yaşıyoruz? RM Yayınları).
|