|
Yazar:
Kevser Yalçın |
Mart 2010
| Sonraki
Sayfa 1|2
Ruhsal Bilgiler
ve Yaşam Formülleri
Sırlı sözler,
ruhsal akışlar, ayetler, kutsal metinler insan için, insanlık için çok
doğru ve önemli şifreleri, hayat ve yaşam ile ilgili formülleri
sembollerle kapalı olarak, bizim yorum yapmamız için aktarılmış. Tek bir
cümle, sayfalar dolusu yorum çıkabilecek özellikler taşır. Ama
anlayabilene ve yorum yapabilene. Bunca formül varken, hala arayış,
teşevvüş ve kurtarılacak beklentilerin peşinde, çaresiz çırpınışlar
içerisinde olmak niye? Oysa yaşam anahtarları, yaşam formülleri zaten
bizlere yeterince verilmiştir.

Çünkü ne aradığını bilmeyen insan için, dünyanın en değerli hazinesini
de verseniz onun bir işine yaramayacaktır. Yaşam formülleri olacak
nitelikteki bir takım bilgiler, akışlar, ayetler, özlü sözler, kutsal
metinler tarzında aktarılmış. Bunun dışında daha ne bekliyoruz ve ne
olmasını diliyoruz? Bize düşen ancak ve ancak onları araştırmak,
anlamak, anlayışımıza ve düşünce yapımıza yerleştirmek ve bu formülleri
layıkıyla hayatımızda yer etmesini sağlamak olmalıdır.
Ve
sanırım bu bize iki bin yıl önce şu söz ile aktarılmıştı: “Yüzün
önünde olanı bil! Sana gizli olanın üstü açılacaktır. Zira ortaya
çıkmayacak saklı hiçbir şey yoktur!” (Hz. İsa’nın Gerçek
Sözleri-Thomas’ın İncili 1.Bölüm 5)
Gerçek Sözler,
Akışlar ve Yorumlarımız
Genel anlamı itibari ile ilk anlam üzerinde yoğunlaşılır. Dünyasal
anlamı üzerinde, biraz duygusal, biraz mantıklı yorumlar yapılır. Fakat
daha ileri gidilerek, ikinci hatta üçüncü anlamını kavrayabilirsek,
gerçek yorumu yapabilir ve gerçekte ne anlatılmak istendiğine
ulaşabiliriz. Bu cümleler içinde, öyle gizlenmiş ama baskın kelimeler
vardır ki, onları yakalamak ve yorumu, o doğrultuda yapabilmek
önemlidir. Bazen uzun cümle, karmaşa ve anlaşılmazlık yaratsa da, siz o
cümle içinde tek bir sembolü yakaladığınızda gerçek bilgiye
ulaşabilirsiniz.
Yorumları, dünyasal, toplumsal, ailesel bilgiler ışığında yorumlamanın
dışına çıkarak, biraz daha determenizm (sebep-sonuç) yasaları
çerçevesinde yorumladığınızda çok iyi sonuçlar elde edebiliriz. Hem
insan için, hem insanlık için.

Evrensel
Bilgiler, yaşam
formülü niteliğinde, şifrelerle ve sembollerle aktarılmış
Bilgi bize, dosdoğru ve apaçık verilmiyor. Şifrelerle, kodlarla ya da
sembollerle kapatılarak aktarılıyor. Bunun amacı, insanın iradesi ve
yorum yapabilme yetisinin kazandırılabilmesi olabilir. “Bilenle bilmeyen
bir olmuyor”, “Anlayan, anlamayanlara anlatsın” mı hedeflenmiş? Yoksa,
çaba gösterin, aklınızı kullanın, yorumlayın, gerçek bilgiye ulaşın mı
denmiş? Bu formüller size yaşam içerisinde güven versin, zorlukların
üstesinden gelmeniz için ışık tutsun? mu denmek istenmiş.
Belki de soruların cevabı bindörtyüz yıl önce verilmişti: “Aklını
kullanan bir kavim için (Allah’ın varlığını gösteren) deliller vardır.
(Diyanet İş.Bşk. Meali, Ra’d Suresi 4)
“Andolsun biz, aklını
kullanacak bir kavm için o memleketten ibret alınacak apaçık bir
delil bıraktık. (Ankebut
Suresi 35 Diyanet İş.Bşk. Meali)
“Şuphesiz bunda aklını
kullanan bir toplum için elbette ibretler vardır.”
(Rum Suresi 24 Diyanet İş.Bşk. Meali)
“Aklını kullanan bir toplum
için deliller vardır.”
(Casiye Suresi 5 Diyanet İş.Bşk. Meali)
Bir
çok yerde tekrarlanan aklı kullanmak ile ilgili ayet, özellikle
dikkat çekmektedir. Özellikle vurgulanmak istenen mananın tekrarlanması
anlatılmak istenilenin önemini vurgulamaktadır.
Mevlana’ya göre akıl, insanın doğruyu bulmasında bir rehberdir.
“Akıl eğer yüz gösterip de
bir görünüverse: Gündüz onun nurunun karşısında kapkaranlık kalırdı”
(Mesnevi IV:2181)
“Aklın sözü,
akıllılarca makbuldür ve birçok faydaların kaynağıdır.” (Eflaki
II:103)
İşte bu noktada, dünyada kaç milyar insan varsa, o kadar yorum vardır.
Herkes kendi yorumunu en doğru şekilde yapabilir. Ve bu yorumdan, kendi
hayat felsefesini, formülünü keşfedebilir. Kendi yolunu çizebilir. Her
yol insana aittir ve bu yolda ne kadar geliştiği ve tecrübeleri onun
için önemlidir. Tüm yollar tekliğe ve birliğe çıkacaktır.
“Arayan, (aradığını) bulana
kadar aramayı bırakmasın!”
“Arayan bulacak” “Arayın bulacaksınız” (Hz.İsa, Thomas’ın
İncili 1.Bolum-2)(*)
Arayan aradığını bulana kadar bırakmamalıdır. Mücadele, çaba insan
içindir ve sonsuza kadar sürecektir. Her insanın düşünce sistemi ile bir
bütün halinde olan Aurası, onun dünyası, onun realitesi yani gerçekliği
olmuştur. Dünyanın hangi coğrafyasına giderse gitsin, hangi kutsal
mekana ya da herkesin uğrak olan yer onun için hiç farketmez. O heryere
kendi dünyasını taşır ve o dünyadan bakar, fakat gördüğü şey yine kendi
dünyası yani kendisidir ve yorumu buna göredir.
Gurdjieff, “Objektif bilgiye ait en temel fikirlerden biri, her şeyin
birliği, farklılık içindeki birliktir.” Biz bütün olduğumuzu bir
olduğumuzu biliyoruz, fakat bu farklılığın, çeşitliliğin nedenine
ulaşamadığımız için, yorumlarımız yarım kalıyor. İşte bu cümlede
farklılık içinde birlik var demesi aslında konuya tam bir açıklık
getiriyor. Farklıyız ama biriz. Benzer bir cümle Şems-i Tebriz 21.
kural: Hepimiz farklı sıfatlarla sıfatlandırıldık. Şayet Allah
herkesin tıpatıp aynı olmasını isteseydi, hiç şüphesiz öyle yapardı.‘da
karşımıza çıkıyor.

Pek
çok sembolün içeriğini özetleyen formüller arasında bir tanesi özel bir
öneme sahiptir: Hermes Trismegistus’un Zümrüt Tabletleri’ndeki ‘Aşağısı
yukarısı gibidir’. Bu formül kozmosun tüm kanunlarını atomda veya
belirli kanunlara göre tamamlanmış sayılan herhangi başka bir olguda
bulabileceğimizi belirtiyordu. Aynı anlam mikrokozmos-insan ve
makrokozmos-kainat arasında kurulan benzerlikte de mevcuttu. Üç kanunu
ve oktavlar kanunu her şeye nüfuz eder ve dünyada ve insanda eşzamanlı
olarak incelenmelidir. Ancak kendisiyle ilişkisi bakımından insan,
kendisi dışındaki olgular dünyasına göre daha yakın ve daha ulaşılabilir
bir inceleme ve bilgi konusudur. Bu yüzden, kainata dair bilgiye ulaşma
çabasında insan işe kendisiyle ve kendi içindeki ana kanunları
farketmekle başlamalıdır.
Dünyaya doğmuş
ve peşinden kitleleri sürüklemiş, verdiği ya da kanal olduğu bilgilerle
insanlığa ışık tutmuş, yollarını aydınlatmış, kimi zaman takdir ve
itibar görmüş, ismi dünyaya nam salmış;
kimi
zaman da anlaşılamadığı için zulüm görmüş Zat’ların tek bir kelime, bir
cümle ile tüm kainat bilgisini anlatmaya çalıştığı o muazzam bilgiler,
akışlar,
aslında hayatımıza ışık tutmakta ve yaşam formülü OL’maktadır.
Bu
açıdan, başka bir formül olan ‘Kendini bil’ formülü özellikle
derin bir anlama sahiptir ve gerçeğin bilgisine götüren sembollerden
biridir. Dünyanın ve insanın incelenmesi birbirine yardımcı olur.
Dünyayı ve onun kanunlarını incelerken insan kendisini inceler ve
kendisini incelerken dünyayı inceler. Ve Allah’ı bilmenin yolu ancak ve
ancak kendini bilmekten geçtiğini vurgulayan sayısız akış ve özlü söz
bulunmaktadır.
“Kendini Bil, Rabbini Bil,
Tekamül Et” (Delphoi tapınağının girişinde yazan öğüt)
“İlim ilim bilmektir, ilim
kendin bilmektir, sen kendini bilmezsen, ya nice okumaktır”
(Yunus Emre).
“Kendini Bilen, ancak
Rabbi’ni Bilir”
(Hz. Muhammed. Diyanet İşl.Bşk.).
Başka bir gizli türü, söylenen ve yapılanın sembolleştirilmesidir.
Genellikle ruhsal öğretilerde daima sembolik ifadeler kullanılmıştır.
İfadesi pek güç, zihinsel imajları olmayan bazı öyle kavramlar vardır
ki, onların içerdiği hakikati ifade etmek için semboller kullanılır. O
sembol, farklı anlayışlara ve farklı zihin seviyelerinde bulunan
insanlar arasında, belirli bir anlam birliğini ifade edebilir.
Yaşamsal en büyük şifrelerden ve hayatımızı kolaylaştıracak en büyük
ışık tutan ruhsal bilgilerden bir kaçı insanlığa şu ayetlerle
belirtilmiş:
Allah, bir kimseyi ancak
gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar.”
(Diyanet İşleri -Bakara,
286).
Elbette güçlükle beraber
şüphesiz bir kolaylık vardır.
(Diyanet İşleri-İnşirah Suresi 94:5)

Yolumuzu aydınlatan şifrelerden birini de Şems-I Tebriz(1185-1247) şöyle
ifade etmiş: Başına ne gelirse gelsin, karamsarlığa kapılma. Bütün
kapılar kapansa bile, sonunda O sana kimsenin bilmediği gizli bir patika
açar. Sen şu anda görmesende dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri
var.
Bu
bize doğduğumuzdan ölümümüze kadar olan zaman dilimi içerisinde,
yaradana güven duygumuzun gelişmesini, her zorluk yanında kolaylıkla
birlikte geldiğini, güvenmemiz gerektiğini özellikle vurgulamaktadır.
Şükretmek ve teslimiyetin ne kadar önemli olduğunu vurgulayan bu
bilgiler, bize hayatımızda önemli ışıklar tutacak ve yol gösterecektir.
Hz.
İsa’nın işitme ile ilgili önemle vurguladığı mesaj neydi?
“Kulağı olan işitsin!”
(Matta 13:43), “İşitecek kulağı olan işitsin!” (Luka8),
“Kulakları olan işitsin” (Thomas İncili 65)

Burada fiziksel kulak, duyma ve işitme ile ilgili mesajin ötesinde, daha
kavramsal bir anlam yatmakta olduğunu düşünebiliriz. Çünkü işitme,
anlama ve anlayış ile eş tutulursa, anlama ve anlayış bize farkındalık
yolunu açar. Farkındalık da bizi aydınlığa götürür. Farkındalık ve
aydınlanma için, kulağımızın işitmesi gerekir. Yani içses, vicdan sesi
dinlenmesi, farkındalığın artması, anlayışın çoğalması. İşitme ve anlama
aynı anlamda yorumlanabilir. Anlama, kavrama, yorumlayabilme, muhakeme
ve sonuçta bilmek demektir.
İste ama ölçülü iste, bir
otun, bir dağı çekmeye kudreti yoktur.
1/0140 (Mesnevi) (*)
Özlü sözünde, içinde ne ihtivalar barındıran anlamları mevcuttur. Her
zaman dengeli ve ölçülü istememiz gerektiğini, çünkü isteklerimizin,
arzularımızın bir sınırı olmadığını anlatmaktadır. Sen hayat planı
içerisinde ancak ve ancak, o hayat planına dahil olabilecek, tekamülünü
gerçekleştirecek ve ihtiyaca uygun nitelikteki isteklerini çekebilirsin.
Daha fazlasına kudretin zaten yoktur ve boş yere de zaman kaybetme.
Yaradana güven duymamız, O’nun bizim her saniye yanımızda olduğunu, bizi
gördüğünü, gözetlediğini anlatan, en önemli yaşam şifrelerinden biri
ayette şöyle belirtilmiş:
“Andolsun, insanı biz
yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz ve biz ona
şah damarından daha yakınız (Kaf Suresi 16).
Bundan
daha ötesi olabilir mi? Oysa bunu gözardı eden ve unutan insan, kendini
aydınlatacak sözde ŞEY’lerin peşinde koşup durmakta ve kula kulluk
etmektedir. Oysa Allah şah damarımızdan daha yakınımızdadır.

Ve
kutsal kitap Kur’an-ı Kerimde burada aktarılamayacak kadar çok ayette
geçen çarpıcı bir kelime vardır. Ve önemle vurgulanmak istenmiştir:
Şükür. Ne kadar az şürkettiğimizi, şükür halinde olmamız gerektiğini
vurgulayan önemli ayetler, bize bir yaşam formülü daha sunmaktadır.
Yaşamımız boyunca şükür hali içerisinde olmanın ne kadar önemli olduğunu
vurgular. Şükür, şuurlu kabullenme, şuurlu sabır ve hoşgörüyü, sevgiyi
de içinde barındırır.
“Ama siz ne kadar az
şükrediyorsunuz.”
(A’raf Suresi 10.ayet)
Genelde insanlar, iyi durumlarına, sahip olduklarına ve imkanlarına şükr
ederler. Oysa, hayat boyu her duruma şükr etmek gerekir. Çünkü mutlaka
her zorluğun arkasında bir kolaylık, her zor yolun yanında patika
yollarla huzura açılan kapılar yer almaktadır.
Şükür sahip olduğun, olmadığın herşeye yapılmalıdır. Oysa günümüzde
insanlar, hep bana diyor. Bana gelsin, bana aksın. Şükür eden, rahmeti
ve bolluğu zaten kendisine çeker. Daha fazlasını neden insan ister ki?
Zaten OLması gereken onunladır. Hangi sahip olduğunu zannettiği şeyler
gerçekten kendisinindir? İnsanlar bu yolla ancak kendilerini aldatıyor
ve teşevvüşe düşüyorlar. Sürekli bana aksın, bana gelsin insanı sadece
bocalamaya teşevvüşe düşürür. Gelsin ama ne için, aksın ama ne için?
Zaten herşey Yaradan'ın, biz de O'nun yarattıkları değil miyiz? Hangi
döngü içinde, ait OL'anı ister dururuz. Zaten bütün değil miyiz? Bütün
diyen, hep bana aksın, bana gelsin diyemez. Bütünün içinde, herşey zaten
BİZ'e ve O'na ait değil midir?
Tasavvufta şükür çok önemli bir prensiptir.
“Nimet insana gaflet
verir, şükür ise uyanıklık getirir”
(Mesnevi Beyitler 4).
Bir
başka yaşam formüllerinden ve bizi doğru yola sevk eden şifrelerden biri
şu şekilde ayet olarak verilmiştir. “Yalnız
sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz.”
(Fatiha Suresi 5). Oysa günümüz insanların bazıları kula kulluk
etmekte, kuldan medet ummakta, hatta maddeye, maddenin verdiği tüm göz
kamaştırıcı zevklere taparak, put edinmektedir. Başına üzücü bir olay
geldiği zaman Yaradanını hatırlamaktadır. Oysa her zaman hatırlamalı ve
O’ndan dilemeliyiz.
En
dikkat çekici ve en önemli formüllerden biri şu ayetle verilmiş:
“Gerçekten biz, herşeyi bir
ölçü ve dengede yarattık”
(Kamer Suresi 49.Ayet).

Bize sunulan bu yaşam formülü, sırların sırrını aslında çok net
bir şekilde açıklıyordu. Evrendeki çeşitliliğin, çokluğun aslında bir
ölçü ve denge içerisinde bir bütün halinde, Büyük Zeka unsuru
olduğunu açıkça anlatıyordu. Bilim, Kuantumun keşfiyle, şu anda vardığı
bazı temel bilgilerle, bunu kabul ediyor ve binlerce yıldır aktarılmış
bilgilerin bilimsel ispatlarına yeni yeni varılmaya başlanıyor.Varılan
nokta, her şeyin aslında bütün ve şaşmaz bir düzen içerisinde
varolduğudur.
Binlerce yıldır tek bir kaynaktan, peygamberler, vazifeli insanlar, yüce
zatlar vasıtasıyla aktarılmış olan bu özel ve kutsal bilgiler, bizlere
yaşam formüllerini, yaşam sırlarını vermiş. Yorum yapabildiğimiz,
anlayabildiğimiz ve paylaşabildiğimiz ölçüde.
Evrenle, kainatla,
insanla, yaşamla ilgili her türlü bilgi bizlere verilmiş.
Ve
insanlar hala neden şüphe duyuyorlar?
Kaynaklar:
*
P. D.
Ouspensky’nin In Search of the Miraculous: Fragments of an Unknown
Teaching (Mucizevi Olanın Peşinde: Bilinmeyen bir Öğretinin Parçaları)
adlı kitabından çeviren: Işıl Çetin
*
Bilyay Vakfı
-Temel bilgiler..
*
Şems-i Tebriz
40 Kural
*
Mesnevi.
Mesnevi, vecizeler açısından oldukça zengin bir eserdir. Mevlana
Celaleddin-i Rumi (1207-1273)’nın birçok beyti, hem az sözle çok mana
ifade eder.
*
Thomas’ın
İncili-İsa’nın Gerçek Sözleri - Ruh ve Madde Yayınları. Hz. İsa’nın
havarilerinden Thomas’a bizzat yazdırdığı rivayet edilen sözlerdir. 1945
yılında yukarı Mısır’da Nag Hammadi bölgesinde köylüler tarafından bakır
levhaya sarılı 12 el yazması halinde bulunmuştur. Hz İsa zamanında
konuşulan Aramaic lisanında yazılmıştır.
*
Yunus Emre
(1238-1321) Risaletü’n-Nushiyye (Öğütler Kitabı) 1307’de yazıldığı
sanılmaktadır.
*
Diyanet İşleri
Bşk. Sitesi. Kur-an’ı Kerim Türkçe Meali.
|