|
Röportaj: Burçin İvren
|
Mart 2010
İndigo Tevfik
Koçak ile
‘Rap Albümü
Üzerine’
“Pes etmeyi düşündüğümde kendime şunu
söyleyebiliyorum
artık: Hangi gece
ertesinde güneş görmedik ki?”

Tevfik Koçak kendisine “indigo” olarak seslenmemi istiyor.
Geçmişte annesinin hediye ettiği Lee Carroll ve Jan Tober’e ait “İndigo
Çocuklar” adlı kitaptan etkilenmiş ve giderek öyle olduğuna dair
inancı kuvvetlenmiş. Kendi rap müziğini yaparken de bunu kullanmaya
karar vermiş. Süreç içinde yine hayatına önemli bir kitap daha girmiş:
Martı Jonathan Livingston
Bilmeyenler için söyleyeyim Richard Bach tarafından yazılmış bu kitap,
hayatını sürüyle geçirmek yerine kendi başına uçuş denemeleri yapan bir
martının hikayesini fabl olarak anlatıyor.
Tevfik’in hikâyesi de işte böyle başlıyor…
Röportaj:
Burçin İvren
İndigo, nasıl bir ruh halidir sizinki?
Tamamen yabancılaşma hali diyebilirim, müzik dışında yaptığım hemen
hemen her şeyde bir nedensizlik ve anlamsızlık hissetme hali.
Albümünüzü dinledim. Albümünüze
benim de çok sevdiğim bir kitap ismini koymuşsunuz, neden?
Albüm ismini koyarken ilgi çekici, akılda kalıcı, merak uyandırıcı
olmasını istedim ve kaydettiklerim içinde hayata bakışımı en iyi
yansıtan parçanın Jonathan olduğuna karar verdim ki bütün albümü her
sözcüğe odaklanarak dinleyip geçmişte kitabı okumuş olanlar, benim
hikâyemin Jonathan’la benzerlikler taşıdığını göreceklerdir.
Kendinizle onu özdeşleştirdikten sonra hayatınıza nasıl bir yol
çizdiniz?
Jonathan bana herkesin aynı anda yanılıyor olabileceğini, hatta eğer
herkes bir şeyin yanlış olduğunu söylüyorsa bunun kesinlikle onların
yanılgısı olduğunu öğretti. Kitaptan sonra kabul görmeyen bir şeyler
yaptığımda tereddütte kalmak yerine kararıma daha sıkı sarılmaya
başladım.
İndigo, bazen insan kendini “yok” muş gibi hisseder, hissettirilir.
Albümünüz ve yazdıklarınız sizin var olma çabanız mı?
Kesinlikle öyle, çünkü ben yaptığım işin dışında gayet içinde var
olmaktan pek keyif almadığım ve istediklerimi başaramadığım bir hayata
sahibim. En iyi yaptığım şey rap ve onu yapmasaydım kelimenin tam
manasıyla YOK olurdum.
Şarkılarınızda yalnızlık var, hüzün var. Sadece “siz” var. Ailenizle
iletişiminiz nasıldır? Onlar yaşadıklarınızı, sizi, albümünüzü nasıl
değerlendiriyorlar?
Aileyle işi birbirine karıştırmamak gerektiğine inanırım bu yüzden
istediğin kadar net bir cevap olmayacak bu vereceğim ama şunu
söyleyebilirim, başarısızlık benim, başarı ise bizim olacaktır.
İçerisinde güzel mesajlar da var ama geçmişinizde, ortalamanın dışında
şeyler mevcut. Bir dönem madde kullanmanız gibi. Neydi bu, niyeydi?
Neydi? Bir alışkanlıktı, sürekli keyif alma zorunluluğuydu, sık
tekrardan dolayı iradem dışına çıkmıştı ama yaşadığım hayat böyleydi ve
bu bana sıra dışı gelmiyordu. Niyeydi? Kesin bir cevabım yok, birçok
teorim var ve içlerinden kafama en çok yatan, algımı değiştirmesi, var
olan sıkıcı ve içinde kendimi ait hissetmediğim rutinden beni
çıkarmasıydı.
Şu anda nerede ne okuyorsunuz?
Yerini söylemek istemiyorum ama bölümüm Almanca Öğretmenliği.
Bir şarkınızda Tanrı’dan da bahsetmişsin. Demişsiniz ki, iyi olmak için,
“Tanrı’ya inanmak gerekmez”. Vermek istediğiniz mesaj nedir?
Bir gün iki cemaatçi arkadaşımla otururken bir tanesi beni daha az
tanıyana “Indigo inanmıyor, ama iyi biri”, dedi. Bu cümledeki “ama”
çok önemli. Ben bu algıyı kırmak istedim. İyi bir insan olmak için de
kurallarına uymadığınız takdirde cezalandırılacağınız bir sisteme
inanmanız gerekmiyor.
Karşıt olmak çok yorucudur indigo. Karşı olduğumuz taraf aslında bazen
yanlış da bir taraftır. Benim geçmişimde de hep karşı tarafta olmam
gibi. Bazen huzur, tüm bunları kabullenmede ve kendinle sistem arasında
bir uyum yaratmaktan geçer. Gerçi neye karşı olduğumuza göre cevap da
değişebilir ama, sizce?
Yanılmıyorsam Zeitgeist Addendum’ un başında şöyle bir söz vardı,
sözcükler tam bunlar olmasa da anlamı aynen şuydu: “Bu kokuşmuş
dünyaya adapte olmuş olmak, sağlıklı olmanın bir göstergesi olamaz.”
Burada amaçladığımız şey de önemli. Sen mutlak huzuru istediğin için
yolunu kabullenmekte ve bir uyum yaratmakta bulmuşsun, benim amaçladığım
en temelinde huzur bulmak olsa da öncelikle henüz üstünde yürünmemiş
yollardaki taşları arkamdan gelenler için temizlemek gibi bir içgüdüm
var ve bunun bedeli tamamen huzursuzluk olsa da hayatıma bir anlam
kattığımı hissettiriyor.
Şarkılarınızı nasıl yazıyorsunuz? Nasıl bir ortam hazırlayarak
yazıyorsunuz?
Kesin bir formülü yok her şartta olabilir ama yalnız olmayı tercih
ederim.
Şimdi bu albüm net üzerinden indirebileceğimiz bir çalışma. İlerde
imkanlar da genişledikçe elle dokunulur bir albüm çıkarmayı planlıyor
musunuz ya da daha farklı bir şeyi?
Şu an yeraltında müzik yapıyorum ki ben yeraltını bir rapçinin
kesinlikle geçmesinin gerektiği bir aşama olarak görüyorum çünkü
televizyonda klibiniz dönmez ve radyoda parçalarınız çalınmazken bir
kitle yaratabiliyorsanız, piyasada siviller (rap dinleyicisi olmayanlar)
tarafından beğenilmeseniz bile bu size ayakta kalacak ticari gücü
verecektir ve evet yeraltında istediğim hacmi kazandığımda amacım
bandrollü bir albüm yayınlamaktır.

Şarkılarınızın mutlaka bir hikayesi vardır. Bize sevdiğiniz bir şarkının
sizdeki hikayesini anlatsanıza?
Sanırım hikayesi diğerlerinden en çok ayrılan parçam “satılık
buzdolabı”dır. Bu parçayı yazdığım zamanlarda evden çıkmam
gerekiyordu 10 gün kadar sürem kalmıştı, parasızlıktan buzdolabımı
satıyordum ve bu arada elime mahkeme celbim gelmişti. Onun gerginliği
vardı. Hayatımda hiç unutmayacağım günler yaşadım. Elektriği olmayan bir
evde günlerce üç minder üstünde aç yattım ve bunun gibi bir ton fakir
detay... Ama acı eşiğimi yükseltti bu tecrübe. Pes etmeyi düşündüğümde
kendime şunu söyleyebiliyorum artık: Hangi gece ertesinde güneş görmedik
ki?
Kaç albümünüz var? Bize bunları indirebileceğimiz linklerini verebilir
misiniz?
İki solo albümüm var Madde Bağımlısı (2008) ve Jonathan Livingston
(2010) bir de Karşıyakalı mc arkadaşım Nomad ile yaptığımız HipHop Aşkı
(2009) var. Hepsine myspace ve facebook grup sayfamdan
ulaşabilirsiniz.
www.myspace.com/indigo35
www.facebook.com/indigoizmir
|