|
Yazar:
Adnan
Şerifoğlu
|
Mart 2010
Herkesin İstediği:
İyi
Hayat

1999
depremini yaşarken akrabalarımızı ziyaret amacıyla Bolu’ya gittik. Bolu
da deprem bölgesinin bir parçasıydı. Bolu’nun girişinde yeni bir
yerleşim alanı var: Dağ Kent. Burası hâlâ bütünüyle tamamlanmış bir
yerleşim bölgesi değil. İşte tam burada bir pano dikkatimi çekti. Panoda
şöyle bir cümle vardı: Her zorluk bir fırsattır. O zaman için ne
akıllıca bir laf demiştim kendi kendime. Kim, nasıl düşünmüştü de böyle
zor bir zamanda görebilenlere, duyabilenlere böyle bir mesaj vermişti?
Bunu bilemiyorum, ama ne kadar farklı ve olumlu bir bakış açısıydı. Daha
sonra özel hayatımda yaşadığım başka depremlerde de bu sözü çokça
hatırladım ve hep zorlukları bir fırsat bilmeye çalıştım. Tabii bu zor
oldu bazen. Ama kendine acımaktan, ağlayıp sızlamaktan çok daha iyi bir
yol oldu benim için.
İşte
Alex Rovira’nın İyi Hayat’ı (La Buena Vida) bana yine bu
sözü hatırlattı. İyi hayat yaşamak şüphesiz biraz tercih meselesi,
kararlılık, kendini yinelemeden yeniden doğmak meselesi… Yunus’un dediği
gibi “Her dem yeniden doğarız, bizden kim usanası”
Mevlana
Celaleddin’in Batıdaki en büyük
hayranlarından Sevme Sanatı kitabının yazarı ve Freud’un öğrencisi
Erich From “Hayatın ereği, eksiksiz olarak doğmaktır; ancak ne
acıdır ki, çoğumuz gerçek anlamda doğmadan ölürüz. Yaşamak, her an
yeniden doğmak demektir.” ifadesiyle yaşamanın bize verilmiş bir
fırsat olduğu üzerinde durur. Böyle baktığımızda “hayat, bizim ondan
yaptığımız ve yarattığımız şeydir.” Amacımız da ömrümüzü “İyi Hayat”a
dönüştürmek olmalıdır.
İyi
Hayat’ı gerçekleştirmek ve mutluluk hakkına ulaşabilmek için ne
yapmalıyız? Yazar, bizi bu konuda Rabindranath Tagore’un
rehberliğine emanet ediyor: “Nasıl duyumsadığımızın ya da ne
bildiğimizin önemi yoktur; potansiyel yeteneklerimizin ya da
becerilerimizin önemi yoktur. Önemli olan tek şey, onlara can veren
eylemdir. Birçoğumuz bağlılık, cesaret, aşk gibi kavramları biliriz,
ancak gerçekte bilmek, yapmak demektir. Yapmak, kavrayışı bilgeliğe
taşır; eylem bilgiyi bilgeliğe dönüştürür.
“Oturup
suya bakmakla karşıya geçemezsin.”
Türkçedeki İyi Hayat,112 sayfalık, 2009
eylülünde ikinci baskısını yapmış bir eser. Literatür Yayınlarından
Ayşegül Yurdaçalış Türkçesiyle bize ulaşmış. Kitap 16 bölümden ve bir de
Teşekkür’den oluşuyor. Şimdiye kadar benzer kitaplar okumuş
olabilirsiniz. Buna benzer çok yayın var şüphesiz kitapçı raflarında. Bu
kitabın özelliği ne peki? Kitap, sözü uzatmadan, ele aldığı konuları
ayrıntılarda kaybetmeden bize sunuyor. Doğudan batıya, eskiden yeniye
insanlık coğrafyasının kültüründe dolaşırken, nasıl daha iyi
yaşayabileceğimiz üzerinde kafa yorduruyor bize. Unuttuklarımızı
hatırlamak amacıyla sık sık bakmak için bir başucu kitabı. Tebessüm
ediyoruz bazen, bazen alnımızda kırışıklıklar oluşturacak derinlikte
düşüncelere dalıyoruz.
“İyi
Hayat”ı gerçekte ne kadar istiyoruz? İstediğimiz bu hayat için ne
kadar zorlayabiliriz limitlerimizi? Katlanabilir miyiz, vazgeçebilir
miyiz ağlayıp sızlamalardan, ayakta durmak varken her daim yaslanacak
omuzlar aramaktan uzak durabilir miyiz? Başkalarını bilemem, ama böyle
yapma gayreti içerisinde biri olarak kitapta sözlerinden ve
yaşamlarından faydalanılan önemli insanların üretkenliklerini iyi
hayattan yana kullanırken zorluklara direnmeleriyle bunu başardıklarını
görüyorum. Hayatı bırakmamak, zorluklara göğüs germek, iyi bir yaşam
sürmek isteyen bizim gibi başkalarına da yardım etmek kitabın
hedeflerinden başta geleni. Hayatı sadece kendimiz için güzelleştirmekle
bitmiyor her şey. Biz hayatı güzelleştirme potansiyeline ulaşırken
içimizde, başkalarının da aslında var olan bu potansiyel gücünü ortaya
çıkarmak, onların da bu gücü iyi bir hayattan yana kullanmalarını
sağlamak durumundayız. Yani iyi hayatlar kurmak ve kurulmasına yardım
etmek hedefimiz olmalıdır. Ne güzel, ne içten ve ne kadar insani bir
yaklaşım…
Hayat,
bize sunulmuş bir armağansa eğer değerini iyi bilmemiz gerekiyor.
Hayatın anlamını büyük yitimlerden, yıkımlardan sonra sorgularız
genellikle. Çünkü böyle felaketler bizi derinden sarsar, tabir
yerindeyse ufuk çizgisinin göründüğü 12 şiddetindeki deprem gibi o güne
kadar görmemiz gerekenleri gösterir bize. Ama niçin böyle bir şeyi
bekleyelim ki?
Balzac’ın deyişiyle “Başka hiçbir
şey değişmese bile, eğer ben değişirsem, her şey değişir.” İyi Hayat,
bizi değişime çağırıyor. Var mısınız? |