|
Yazar: Rüya Yüksel
|
Şubat
2010
Öfkeliyim Çünkü
Bu söylemi hepimiz hayatımızda
birçok kez duymuşuzdur. Başımıza ne gelirse ve buna bağlı olarak ne
hissedersek mutlaka bunun bir sebebi vardır. Genelleme yapacak olursak
hissettiklerimiz yaşadıklarımızla doğru orantılıdır. Yani bir deneyim
sonucunda oluşmuştur ve duygularımız o deneyimle ortaya çıkar. Öfke de
bunlardan biridir.
Öfke duygusunun altında kişinin
değer yargıları ve inançlarıyla doğru orantılı yürüttüğü bir mantık
vardır. Yaşanan deneyimde kişinin inandıklarına karşı bir şey olursa,
onun kendince oluşturduğu kurallara ters düşüyor demektir. Bu da bir
anlamda kişinin kendisini ifade edememesi demektir. Oysaki bir kişi için
gerekli olan bir diğer kişi için hiç te gerekli olmayabilir. Bu durumda
taraflardan biri bu duruma öfkelenebilir. Çünkü kişi olayı kişisel
algılamış, sadece kendi bakış açısıyla değerlendirmiş ve yapılan eylemi
kendisine karşı yapılmış olduğunu düşünerek öfke belirtisi göstermiştir.
Öfke bir başka deyişle yaşanan bir
deneyime uyum sağlayamamak ve kabulsüzlük göstermek demektir. Çünkü
kendi doğrularında ısrarcı olan kişi aynı zamanda kendisini bir
seçeneksizlik içine sokmuş demektir. Seçeneksizlik durumunda olan olaya
uyum sağlamak mümkün değildir. Çünkü kendi inançlarıyla ters düşer ve
sonuçtan kendini var edemediği için mutsuzluk duyar. Bu durumda
kendisini bu durumuna neden olan kişiyi yaşadığı duyguların sorumlusu
olarak görür ve onu suçlar.
Çoğu zaman anne - çocuk diyaloğunda
hepimizin şahit olduğu bir cümle vardır. “ Çocuğum sen beni
öldüreceksin ” Yani başıma ne gelirse bunun sorumlusu sensin! Bu tip
davranış kalıplarında zorunluluklar ve kurallar vardır. Dolayısıyla
zorunluluk seçeneksizliği yaratır.
Bu durumda olasılık olgusu tümüyle
devre dışı kalmış demektir ki bu durumun öfke yaratmaması mümkün
değildir.
Ortaya çıkan öfke duygusunun
altında kendini seçeneksizliğe mahkum etmiş, katı kuralları olan ve
sonsuz ve sınırsız evren potansiyellerini göremeyen bir insan kişiliği
yatmaktadır. Bu kişilik yaşadığı deneyimlerin sorumluluğunu da
reddetmekte ve yaşamının sorumluluğunu karşısındakine yüklemektedir.
Öfke duygusu kendi içinde kendisini ifade edemediği için engellenmişlik,
hoşnutsuzluk ve hayal kırıklığı duygularının da yaşanmasına neden olur.
Görünene göre öfke duygusunun
gerisinde farkındalıksızlıkla beraber ikilikçi- kutuplu düşünce biçimini
destekleyen bir yapılanma vardır. Oysaki yaşadığımız günler yeni bir
çağın, yeni bir düşünce yapısının müjdelendiği ve değişimin başladığı
zamanlardır. Bu durumda öfke duygusu ile baş edebilmenin yolu bakış
açımızı değiştirmektir. Kendi yapısallığımızın dışında farklı bir
durumla karşılaştığımızda kendimizi de geliştirmemiz için yeni imkânlar
açılmış demektir. Yeni bakış açısıyla öfke duygusunun yerini gelişim,
yeni fırsatlar, paylaşım, kişisel sorumluluk ve değişim alacaktır. Sorun
yerine sonsuz olasılıkların olduğu düşüncesine odaklanmaktır.
Sonuç olarak yeniçağ, yeni bakış
açısı, cesaret ve güven bizlerde öfke kontrolünü mümkün kılacak ve
birbirini anlayan insanların bir arada yaşadığı barışçıl bir dünyanın
oluşmasına imkân tanıyacaktır. |