Sayı 53 | Şubat 2010       Anasayfa  |  Kurumsal Reklam Blog |  Arşiv |  Gündem |  Röportajlar |  İndigo Dünya |  İnsan |  Sağlık  |  Kültür Sanat  | Çocuk  |  Eğitim  |  Çevre |  Bilim



 Paylaş


BAĞLANTILARIMIZ

Mustep

Sonsuz Us

Satranç Dünyası

Sessiz Bilgi

 

 

 

Haber: Hale Karaarslan | Sinema | Şubat 2010

Avatar: Her Şeyin Ruhu

Titanik, Yaratıklar ve Terminatör filmlerinin yönetmeni James Cameron, çok iyi işlenmiş bir sinema filmiyle seyirciyi etkilemeyi yine başarıyor. Şu an Titanik’le kırdığı rekorun üzerine çıkarak tüm dünyada büyük ilgiyle izlenerek rekorlar kırarken, iyi film ödülünü, tüm zamanların en çok kazanan ikinci filmi olma başarısını da yakaladı Avatar filmi.



Her alanda olduğu gibi, sinema alanında da iyi yetişmiş bir insanın ne kadar önemli olduğunu ve dünyaya filmlerle verilen mesajların nasıl önem taşıdığı da bir kez daha ortada. 

Filmin hikâyesi 22. yüzyılda, Pandora adlı bir uyduda geçiyor. Bu gezegende dünyada çok az rastlanan ve çok değerli olan elementten çok miktarda mevcut. Pandora, 3 metre uzunluğunda, mavi insansı görünümlü (hümanoidler), kabile kültürünü benimsemiş, saldırıya uğramadıkları sürece barışçıl olan Na’vi halkının ülkesidir.

Askeri bir şirket, bir grup bilim adamıyla bu gezegeni incelemek üzere (insan DNA melezi) avatar adlı bir program oluşturuyorlar…

 Bu program ile insanlar yarı insan yarı Na’vi haline getiriliyor. Ve bu melez bedenlerle gezegene ulaşma planlanıyor.  

 

Felçli Deniz Piyadeleri mensubu Jake Sully (Sam Worthington), bir avatar olarak Pandora’da yaşamaya gönüllü oluyor. Bu nedenle Jake’e felç olmuş bedenini başka bir formda kullanma şansı doğuyor.  

Bir Na’vi prensesine (Neytiri) aşık olan Jake Sully, kendisini Pandora’yı gün geçtikçe tüketen insan ordusu ile Na’vi halkının arasındaki çatışmanın ortasında buluyor

 

Savaşçı bir ruha sahip Gazi Jake Sully, bu gezegenin halkı ve doğası hakkında bilgilendikçe, gelişen olaylar zincirinde nasıl bir tutum sergileyecektir?

Projenin liderleri nasıl bir yol izleyeceklerdir? Barışçıl yollarla Na’vi halkıyla iletişim kurabilecekler midir?

Peki, Dr. Grace Augustine (Sigorney Weaver) ile bu programa gönüllü olarak katılmış olan felçli gazi Jake, bacaklarına kavuşmak için gezegenin sahiplerini bu alandan çıkmaları konusunda ikna edebilecek midir? Ve gezegenin doğası, madenciliğe izin verecek türden değilken savaşçı beyaz insan bu savaşı kazanacak mıdır?

Son olarak bir not: Avatar’ın yaratıcısı James Cameron,3D teknolojisi ile sinema tarihine yeni boyut kazandıran Avatar filmi ile ilgili Los Angeles Times’n internet sitesinde yayınlanan bir video röportajda, Avatar’ın ikinci filminin yapılabileceğinin sinyallerini verdi.

Avatar’ın Devamı Gelecek mi?

Usta yönetmen filmde yer alan Pandora adlı uydu gezegenin bağlı olduğu Avatar evreninin tüm haritasının çizildiğini ve bu evrende Pandora dışında da gezegenler olduğunu söyleyerek başka Avatar gezegenlerine yapılması muhtemel yolculukların müjdesini vermiş oldu.

Avatar’da kullanılan sinema teknolojileri 2000 yıllarında gösterime giren Matrix gibi sinema sektöründe yeni teknolojilerin kullanılmasına da sebep oldu.

Avatar‘ı izledim ve bendeki yansımaları…

Film başladığında rüyalarda uçmaktan söz ediliyordu. Rüyalarda uçma deneyimlerini ve yakın arkadaşlarıyla bu tür rüya sohbetlerini yapmış biri olarak, filme bu cümleyle bir anda girdim diyebilirim. Eşsiz bir doğa ve renkler, hiç tanımadığımız çok çeşitli hayvanlar, doğanın tüm muhteşemliğini gözlerimizin önüne seren bir görsellik, üstelik 3D teknolojisiyle birleşince her yönden mükemmel bir zevk sunuyor filmi izlemek için.

Avatarın yaratım aşamasındaki anne karnında göbek kordonuyla bağlantıdaymış hissi veren görüntü oldukça etkileyiciydi.

 

Ve öyle bir ırk ki, 3 metrelik boyları, insana çok benzer bedenleri ve yaşam şekilleri ile örnek bir tür. Oldukça çevik ve fit görünümleriyle, gerektiğinde diğer canlılarla bağlantıyı sağladıkları uzun saçlarıyla çok hoştu Na’vi ler.

Engin hayal dünyası ile insanı şaşkına çeviren filmde bakir doğaya sahip bir dünya Pandora. Navi ler inançlı ve mutlu bir halk… İnançlarının sembolize olduğu, kutsal ağaçlarıyla ve zikri andıran ritüel dua yöntemleriyle ibadetleri, insan ırkının ibadetlerine benzerlik gösteriyor.

“Gök insanları” diye adlandıkları biz insanlardan, (bizim dünyamızdan) farklı olduklarını da biliyorlardı.

Ama Pandora ya “Beyaz Adamlar” (insan) göz dikiyorlar. Çünkü orada çok kıymetli bir maden bulunuyor. Ve bu çok değerli maden tam da Na’vi halkının kutsal ağaçlarının altında.

Beyaz Adamlar, Pandora’yı teslim almakta ve kutsal ağacın altındaki madene el koymakta kararlılar. Pandoralılar ise ülkelerini vermemekte kararlılar. Filmi izlerken dünyadaki savaşları ve her birindeki güya haklılık sebeplerini insana nasıl da empoze ettiklerini düşündüm. Bir halkı, bir ülkeyi, sadece çıkarları için yok etmeyi düşünen bilinçlerin inanılmazlığını ve dünyada örneklerinin de yaşandığını. Barışın, uzlaşmanın, uyumun değil, savaşın tercih edildiği politikaları…

Sonunda Beyaz Adam’ın istila girişimi başlıyor.

Savaşta Pandoralılar’ın sırtlarına binerek uçak gibi kullandığı kuşlar oldukça etkililer…

O olağanüstü kuşlarda kuşları aşan bir şey vardı, her biri Na’vi ile bağlantıya geçen bilinçlerdi. Hatta sevgi gibi bir içsel bağ ile birbirlerini seçiyorlardı.

İçsel güç filmde altı çizilebilecek boyutta bir özenle işlenmişti. Na’vi ırkının yaşamındaki ruhsallık ön plandaydı.

Filmin hikâyesi içinde olabilecek en güzel biçimde bu ilahi güce, birleşen dua enerjisinin gücüne de dikkat çekiliyordu.

Doğa tam manasıyla muhteşemdi, devasa ağaçlar, çok çeşitli bitki örtüsü, Na’vi ırkıyla bütünleşmiş bir doğa.

Bitkilerin yapraklarında biriken su damlalarını bir huni gibi kullanarak ağızlarına boşalttıkları sahnede doğayla iç içeliğin güzelliğini özenerek izledim.

Doğa ile bu denli iç içe olmanın özgürleştirici, canlandırıcı duygusunu hissettim. Sonra kendimizi evlere, binalara, kapalı alanlara nasıl da bağladığımızı, doğadan ne kadar uzak yaşadığımızı bir kez daha fark ettim. Doğayla iç içe ve doğanın ruhuyla uyum içinde, bir yaşamı yaşayabilmeyi diledim insanlığa.

Fimdeki teknoloji oldukça ileri seviyede olsa da, doğa her zaman daha güçlü olduğunu, üzerinde yaşayanların Birlik duygularıyla neler başarabileceğini de gösteriyor bizlere.

Avatar, harika mesajlar taşıyan bir film. Filmde etkileyici olan ve insanın dünyamızda yaşarken neredeyse unuttuğu şey;

Doğanın, eşyanın, hayvanların, ağaçların, insanın ruhunun oluşu…

 

Filmde yaş sınırlaması vardı, sanırım 7 yaş altı içindi… Filmi hala görmeyenler için, ben 7 yaşın üzerindeki çocuklarınızı alın ve bu filme gidin derim. Gerçi onlardan ziyade öncelik biz yetişkinlerin alabilmesini dilediğim mesajlarla dolu bir bilim kurgu film. İyi seyirler…



Yönetmen: James Cameron

Filmin Oyuncuları: Sam Worthington, Sigourney Weaver, Michelle Rodriguez, Zoe Saldana, Giovanni Ribisi, Joel Moore

Senaryo: James Cameron

Türü: Aksiyon bilim kurgu

Yılı: 2009

 

 

©

Kopyalama Hakkı: İNDİGO DERGİSİ, her türlü yazı, görsel ve içeriğinin kopyalanmasına, yalnızca web adresinin http://www.indigodergisi.com şeklinde kaynak gösterilmesi suretiyle izin vermektedir. 2005-2010 © İndigo Dergisi | Telif ve Kopyalama Kuralları

| Başka  Paylaş



YAZAR HAKKINDA

Hale Karaarslan, 1964 doğumlu, Marmaris'te yaşıyor. İndigo Türkiye grubu yöneticisi. EMF Dengeleme Tekniği uygulayıcısı. Profesyonel olarak resimle ilgileniyor. İndigo Dergisi'nde Yazı İşleri Müdürü ve Yayın Danışmanı olarak görev yapıyor. Detaylı bilgi


E-posta: hale@indigodergisi.com


  Yazara Ait Son Yazılar

 

Yüzüyorum

Biz Kimiz? Rollerimiz miyiz?

Sevmeyi Öğren Neymiş O

Bebeğim

Sahip Olmak ya da Olmak

Sevgiyim

Bugün Öldüm

Aşk ve Ben Nerede’yim?

Neden Ağlıyorum?

Açıklanamayan Doğa Olayları

Yaşam-Tanrı-Aşk-Ben

Ölüm mü?

Niçin Yaşamayı Erteliyor ve Yaşamamayı Seçiyoruz?

İçimdeki

Niçin Yalan Söyleriz? Özümüz ve Sözümüz Bir Olamaz mı?

Kelebek ve İnsan

O Yerde

Hakikat

Sonsuz Şimdi

Düşen Bahar

Yaşam Niçin Var? Neden Buradayım?

Sonsuzlukta Ben

Aşık Ben

Öylece Var Ol’mak!

Hayat Maskelerde Çıplak Kaldığımızda Güzel

Ne Yapıyoruz?

Teslim Ol Korkusuzca

Gerçek Ben

Çocuklarımız Ve Sistem

Mikroskop Fotoğrafları

Ne Yapıyoruz? 

‘Mustafa’ Filmi

Goethe ‘Yaşamın Sırrı’nı Çözmüş Mü?

Müzik Eğitiminin Çocuklar Üzerindeki Etkileri


Subscribe  Abone Olun



 


AnasayfaKurumsal | Reklam | Connect | Blog | Arşiv | Arama | İstatistikler | Bağlantılar | Röportajlar | Galeriler | Videolar

Gündem | Dünya | İnsan | Sağlık | Kültür Sanat | Çocuk | Eğitim | Çevre | Bilim | Astroloji | İndigo | İndigonun Sesi

2005-2010 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi’nden kopyaladığınız her yazı için mutlaka yazı linki kaynak olarak gösterilmelidir.

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Künye | İçerik Politikası | Reklam | Telif ve Kopyalama Hakkı | Abonelik