|
Haber: Hale
Karaarslan
| Sinema |
Şubat
2010
Avatar:
Her
Şeyin Ruhu
Titanik,
Yaratıklar ve Terminatör filmlerinin yönetmeni James Cameron, çok iyi
işlenmiş bir sinema filmiyle seyirciyi etkilemeyi yine başarıyor.
Şu an Titanik’le kırdığı rekorun üzerine çıkarak tüm dünyada büyük
ilgiyle izlenerek rekorlar kırarken, iyi film ödülünü, tüm zamanların en
çok kazanan ikinci filmi olma başarısını da yakaladı Avatar filmi.

Her alanda olduğu gibi, sinema alanında da iyi
yetişmiş bir insanın ne kadar önemli olduğunu ve dünyaya filmlerle
verilen mesajların nasıl önem taşıdığı da bir kez daha ortada.
Filmin hikâyesi 22. yüzyılda,
Pandora adlı bir uyduda geçiyor. Bu
gezegende dünyada çok az rastlanan ve çok değerli olan elementten çok
miktarda mevcut. Pandora, 3 metre uzunluğunda, mavi insansı
görünümlü (hümanoidler),
kabile
kültürünü benimsemiş, saldırıya uğramadıkları sürece barışçıl olan Na’vi
halkının ülkesidir.
Askeri
bir şirket, bir grup
bilim
adamıyla bu gezegeni
incelemek üzere (insan DNA
melezi) avatar
adlı bir program
oluşturuyorlar…
Bu
program ile insanlar yarı insan yarı Na’vi haline getiriliyor. Ve
bu melez bedenlerle gezegene
ulaşma planlanıyor.
Felçli Deniz Piyadeleri mensubu
Jake Sully (Sam Worthington), bir avatar olarak Pandora’da yaşamaya
gönüllü oluyor. Bu nedenle Jake’e felç olmuş
bedenini başka bir formda kullanma şansı doğuyor.
Bir Na’vi prensesine (Neytiri) aşık
olan Jake Sully, kendisini Pandora’yı gün geçtikçe tüketen insan ordusu
ile Na’vi halkının arasındaki çatışmanın ortasında buluyor…
Savaşçı bir
ruha sahip Gazi Jake Sully, bu gezegenin halkı ve doğası hakkında
bilgilendikçe, gelişen olaylar zincirinde nasıl bir tutum
sergileyecektir?
Projenin liderleri nasıl bir yol
izleyeceklerdir? Barışçıl yollarla Na’vi halkıyla iletişim kurabilecekler midir?
Peki, Dr. Grace Augustine (Sigorney Weaver) ile bu programa gönüllü olarak
katılmış olan felçli gazi Jake, bacaklarına kavuşmak için gezegenin
sahiplerini bu alandan çıkmaları konusunda ikna edebilecek midir? Ve
gezegenin doğası, madenciliğe izin verecek türden değilken savaşçı beyaz
insan bu savaşı kazanacak mıdır?
Son olarak bir not:
Avatar’ın yaratıcısı James Cameron,3D teknolojisi ile
sinema tarihine yeni boyut kazandıran
Avatar filmi ile ilgili Los
Angeles Times’n internet sitesinde yayınlanan bir video röportajda,
Avatar’ın ikinci filminin yapılabileceğinin sinyallerini verdi.
Avatar’ın Devamı Gelecek mi?
Usta yönetmen filmde yer alan Pandora adlı uydu
gezegenin bağlı olduğu Avatar evreninin tüm haritasının çizildiğini ve
bu evrende Pandora dışında da gezegenler olduğunu söyleyerek başka
Avatar gezegenlerine yapılması muhtemel yolculukların müjdesini vermiş
oldu.
Avatar’da kullanılan sinema teknolojileri 2000
yıllarında gösterime giren Matrix gibi sinema sektöründe yeni
teknolojilerin kullanılmasına da sebep oldu.
Avatar‘ı
izledim ve bendeki yansımaları…
Film
başladığında rüyalarda uçmaktan söz ediliyordu. Rüyalarda uçma
deneyimlerini ve yakın arkadaşlarıyla bu tür rüya sohbetlerini yapmış
biri olarak, filme bu cümleyle bir anda girdim diyebilirim. Eşsiz bir
doğa ve renkler, hiç tanımadığımız çok çeşitli hayvanlar, doğanın tüm
muhteşemliğini gözlerimizin önüne seren bir görsellik, üstelik 3D teknolojisiyle birleşince her
yönden mükemmel bir zevk sunuyor filmi izlemek için.
Avatarın
yaratım aşamasındaki anne karnında göbek kordonuyla bağlantıdaymış hissi
veren görüntü oldukça etkileyiciydi.
Ve öyle bir
ırk ki, 3 metrelik boyları, insana çok benzer bedenleri ve yaşam
şekilleri ile örnek bir tür. Oldukça çevik ve fit görünümleriyle,
gerektiğinde diğer canlılarla bağlantıyı sağladıkları uzun saçlarıyla
çok hoştu Na’vi ler.
Engin hayal dünyası ile insanı
şaşkına çeviren filmde bakir doğaya sahip bir
dünya Pandora. Navi ler inançlı ve mutlu bir halk… İnançlarının
sembolize olduğu, kutsal ağaçlarıyla ve zikri andıran ritüel dua
yöntemleriyle ibadetleri, insan ırkının ibadetlerine benzerlik
gösteriyor.

“Gök insanları” diye adlandıkları biz insanlardan,
(bizim dünyamızdan) farklı olduklarını da biliyorlardı.
Ama Pandora ya “Beyaz Adamlar”
(insan) göz dikiyorlar. Çünkü orada çok kıymetli bir maden bulunuyor. Ve
bu çok değerli maden tam da Na’vi halkının kutsal ağaçlarının altında.
Beyaz Adamlar, Pandora’yı teslim almakta ve kutsal
ağacın altındaki madene el koymakta kararlılar. Pandoralılar ise
ülkelerini vermemekte kararlılar. Filmi izlerken dünyadaki savaşları ve
her birindeki güya haklılık sebeplerini insana nasıl da empoze
ettiklerini düşündüm. Bir halkı, bir ülkeyi, sadece çıkarları için yok
etmeyi düşünen bilinçlerin inanılmazlığını ve dünyada örneklerinin de
yaşandığını. Barışın, uzlaşmanın, uyumun değil, savaşın tercih edildiği
politikaları…

Sonunda Beyaz Adam’ın istila girişimi başlıyor.
Savaşta Pandoralılar’ın sırtlarına binerek uçak gibi
kullandığı kuşlar oldukça etkililer…
O olağanüstü kuşlarda kuşları aşan bir şey vardı, her
biri Na’vi ile bağlantıya geçen bilinçlerdi. Hatta sevgi gibi bir içsel
bağ ile birbirlerini seçiyorlardı.
İçsel güç filmde altı çizilebilecek boyutta bir
özenle işlenmişti. Na’vi ırkının yaşamındaki ruhsallık ön plandaydı.
Filmin hikâyesi içinde olabilecek en güzel biçimde bu
ilahi güce, birleşen dua enerjisinin gücüne de dikkat çekiliyordu.
Doğa tam manasıyla muhteşemdi, devasa ağaçlar, çok
çeşitli bitki örtüsü, Na’vi ırkıyla bütünleşmiş bir doğa.

Bitkilerin yapraklarında biriken su damlalarını bir
huni gibi kullanarak ağızlarına boşalttıkları sahnede doğayla iç
içeliğin güzelliğini özenerek izledim.
Doğa ile bu denli iç içe olmanın özgürleştirici,
canlandırıcı duygusunu hissettim. Sonra kendimizi evlere, binalara,
kapalı alanlara nasıl da bağladığımızı, doğadan ne kadar uzak
yaşadığımızı bir kez daha fark ettim. Doğayla iç içe ve doğanın ruhuyla
uyum içinde, bir yaşamı yaşayabilmeyi diledim insanlığa.
Fimdeki teknoloji oldukça ileri seviyede olsa da,
doğa her zaman daha güçlü olduğunu, üzerinde yaşayanların Birlik
duygularıyla neler başarabileceğini de gösteriyor bizlere.
Avatar, harika mesajlar taşıyan bir film. Filmde
etkileyici olan ve insanın dünyamızda yaşarken neredeyse unuttuğu şey;
Doğanın,
eşyanın, hayvanların, ağaçların, insanın ruhunun oluşu…

Filmde yaş
sınırlaması vardı, sanırım 7 yaş altı içindi… Filmi hala görmeyenler
için, ben 7 yaşın üzerindeki çocuklarınızı alın ve bu filme gidin derim.
Gerçi onlardan ziyade öncelik biz yetişkinlerin alabilmesini dilediğim
mesajlarla dolu bir bilim kurgu film. İyi seyirler…
Yönetmen:
James Cameron
Filmin
Oyuncuları: Sam Worthington, Sigourney Weaver, Michelle Rodriguez, Zoe Saldana, Giovanni
Ribisi, Joel Moore
Senaryo:
James Cameron
Türü: Aksiyon bilim kurgu
Yılı:
2009 |