|
Yazar: Can Tığlı
|
Şubat
2010
Şefin Spesiyali
Lezzet katar, ebediyen takiptedir
şans. Gayet amatör ve masumca, öte yandan bir o kadar da düzgün
hazırlanmış olarak bize sunulur. Karşılık bekleme kavramına farklı bir
boyut kazandırır.

Her bedenin sahip olduğu ruh yanı sıra, bazı soyut sahip oldukları da
vardır. Şansta bunların en başında gelir. Beden, ruh ikilisinin
üzerinde, farkından açısından büyük etkisi vardır. Çünkü; Her bedenin
sahip olduğu bu pozitif güzelliği, sadece ruh ortaya çıkarabilir ve
ancak o yönetebilir. Merak etmeyin ne yardıma ne de bilgiye ihtiyacı
yoktur. Konunun zaten uzmanıdır.
Bakın! Şunun farkına varmalıyız; bedeni beyin yönetir. Manevi
odaksallıklar ile ise, ruh haşır neşir olur. Yani ne beyin ruha, ne de
ruh beyine karışabilir. Tarzları da, yolları da farklıdır. Ruh önceki
deneyimlerinden de yararlanarak, her seferinde başarı olma yüzdesini de
arttırarak, yeni ve özgür olgular ortaya çıkarır. Beyin ise hep aynı
monotonlukta, mükemmel bir başarı yüzdesi ile bedene hükmeder. Yani
somutlarla beyin, soyutlarla ruh ilgilenir.
Ruh bir aşçı gibidir. Sorumluluğunun ciddiyetinde farkında, ancak bir
yanı da sanatçı kadar yenilikçi ve özgürlükçü... Kesin olan tek şey ise;
ciddiyetidir. Ruh şansı yakalar ise, hazırlar ve gerektiği kadarını
kullanır. Yani yemeğe sadece bir miktarını katar. Beyin ise alır onu ve
her zaman ki gibi, mutfak masa arasında ki köprüde, ulaşımını sağlar.
Sonunda ise beden gelir ve tek hamlede çöküp onu yer. Bazense bu tek
hamlede yutma tutkusu, kabaca tavrı, başına dert açar. Sorun yaratır. Ve
farkına bile varmadan, kayıp gider lokması çatalının üzerinden... İşte
budur şanssızlık! Baksanıza işleyiş ne denli kusursuz ve işletenler ne
kadar da olaya hakim, öyle değil mi? Bu sistemde ki basit zaaf ise kimi
zaman lokmayı tek hamlede yutmaya çalışan bedene aittir. Anlatmak
istediğim, katiyen hiç bir varlık şanssız değildir! Mutfaktan sofraya
her daim sunum devam etmekte. Sadece yemenin adabını, kullanmanın
üslubunu bilmeli diyelim...
Şans; mutlu bir çiftin yeni doğmuş bebeğidir. İş yerinde sevilen bir
yetişkin, geniş ailelerin ise tonton dedesidir. Yani her ortamda, her
kesimde kendine yer yaratabilecek kadar sempatik ve pozitiftir. Tek
arzusu ise, estetik lokmalara kendini teslim etmektir. Etrafındakilerin
adaba ayak uydurmasıdır yani istediği. Tekrarlıyorum, şanssız varlık
yoktur! Ukala beden vardır... Kendini yöneten iki kavram ona yemek
sunarken, bedenin alıp onu dalga geçercesine harcaması, ancak ukalalık,
hatta ve hatta ahmaklıktır!
Yaşadığımız boyutta mecazi anlamı es geçersek, beyni olmayan insan
mevcut mu? Hayır... Peki beyin bu şans restoranında garson rolünü
oynuyorsa; yaradılışın hakimi, mutfakta üretim yokken, işe garson alır
mı? Bunun yanıtı da hayır. Eğer cevap olursa, yaradılış düşündüğünüz
kadar kusursuz ve mükemmel bir unsur olmaktan çıkar. Bu da bambaşka bir
çelişki ortaya sunar. Bu apayrı bir konu. O yüzden konumuza geri
dönüyorum. Garson her daim işleyişte olduğuna göre, mutfakta sürekli
üretim yapılıyor, yemek pişiyor demektir. Sistem bir kusur yok.
İşleyişin son aşamasında bir problem var. Oda sende! Artık kendine çeki
düzen ver ve biraz daha estetik yemek yemeye yönel. Neden öneri mi
dinlemiyorsun? Ne yapman gerektiği çok açık şekilde cümlelerde mevcut.
Ufak lokmalara böl yemeğini, ve usturuplu bir biçimde lokmaları mideye
indir. Hem emin ol, bunu yapmayı başarırsan, senin açından büyük bir
tasarruf da sağlayacaktır. Ufak öğünlerle, her daim ye! Bak bu bile bir
şans. Yaptığın hatadan dolayı önünden yemeğini almıyoruz. Tam aksine,
ufak parçalara bölmeni tavsiye ediyor, ufak ufak devam ederek birçok
öğünde bitirmeni öneriyoruz. Bu bile bir şans değil mi? Aklına dank etti
sanırım... Acıktın mı? Sorun değil. Doyumsuzluk, kilo aldırmadıkça sorun
teşkil etmez. Sipariş her daim sabit. Şans, şans ve şans! Bu lezzetten
asla vazgeçme... |