Sayı 53 | Şubat 2010       Anasayfa  |  Kurumsal Reklam Blog |  Arşiv |  Gündem |  Röportajlar |  İndigo Dünya |  İnsan |  Sağlık  |  Kültür Sanat  | Çocuk  |  Eğitim  |  Çevre |  Bilim



 Paylaş


BAĞLANTILARIMIZ

Mustep

Sonsuz Us

Satranç Dünyası

Sessiz Bilgi

 

 

 

Yazar: Ömer Faruk Aydıncılar | Şubat 2010

Kader ve Özgür İrade

Hayatımızda, yaşadığımız her olay daha önceden biliniyor mu? Benim, bu önceden bilinen hayatı bir daha yaşamama ne gerek var? Kaderimizin ana hatlarına dokunamadıktan sonra özgür iradeye ne gerek var? Hiçbir plan yoksa istediğim her şeyi yaparak mutlu bir hayat sürebilir miyim? Başından söyleyeyim bu soruların cevaplarından hiçbirini bilmiyorum. Ama aklıma gelen bir fikri sizinle paylaşabilirim.

Dengenin her zaman sallanmadan duran bir terazi olduğunu düşünürdüm. Eşit kollu terazide dinamik dengeyi keşfedene kadar. Eşit kollu terazide ölçüm yapmak için mutlaka hareketsiz dengede durması gerekmez. İki yana eşit oranda sallandığını tespit ettiğinizde de ölçümü yapmış sayılırsınız. Şu ana kadar yapılan araştırmalar belli bir yerde tıkanıyorsa bunun nedeni araştırmacıların durgun denge araması olabilir. Ya da iki farklı uçtan birini seçip, soruna sadece oradan bakmaları olabilir. Oysa hiçlikten hepliğe, heplikten hiçliğe kurulan dinamik bir dengeyle en çözülmez denilen sorunlara bile cevap verilebilir. Kaderle ilgili sorulara bile... 

Şu gerçeği kabul ederek tespitlerimize devam edelim; Dünyaya gelmiş her insan, herhangi bir teorinin fiziki ispatını görmeyi tercih eder. Bu gruba ispat ile ilgilenmeyen insanları doğal olarak eklemiyorum. Bu yüzden kader ve özgür irade konusu da soyut kavramlar olarak kaldıkça yeri geldiğinde inançlarımızı kuvvetlendirmek, yeri geldiğinde inançlarımızı zayıflatmak için kullanılabilecektir. Kader ve özgür irade kavramlarını nasıl somutlaştırabiliriz sorununda ise yardımcımız; genlerimizdir.  

Genlerimiz, DNA adı verilen sarmal şeklindeki mucizevi moleküllerden oluşur ve vücudumuzun şekillenmesi ile ilgili tüm bilgi bu moleküllerde yüklüdür. Burun şeklimiz, göz rengimiz, boy uzunluğumuz ve hatta hastalıklarımız bile genler ve dolayısıyla DNA ile nesilden nesile ve ebeveynlerimizden bizlere aktarılır. Bu bilgiye orta dereceli eğitim almış herkes ulaşabilir. Benim odaklanmak istediğim nokta DNA’nın kader ve özgür iradeyi nasıl somut kavram haline getirebileceğidir. Bu konuya iki farklı açıdan bakarak yaklaşacağım. 

Metafizik açısından bir müslümanı ele alırsak; islam inancına göre kader Allah’ın bizim için çizdiği yol haritasıdır. Özgür irade ise bu yoldaki kavşaklarda, bağımsız karar verme irademizdir. Başı sonu belli olan bu yol sonunda, cennet veya cehennem ile aldığımız kararların bedelini iyi veya kötü öderiz. Burada problem; senaryosu tamamen belli olan bir hayatı niçin yaşıyoruz? Madem ödül ve cezamız belli neden işin başından bunlara göğüs germiyoruz ya da tadını çıkartmıyoruz?  

Bilimsel açıdan bakıldığında ise bir bilim adamını ele alırsak; bilimin işleyişine göre hiçbir bilim adamı başında ”neden?” olan soru cümleleri ile ilgilenmez ve ilgilenmemelidir. Bilim sadece ”nasıl?” ile başlayan sorulara cevap arar. Neden diye sorulduğunda süreç sizi mutlaka metafiziğe götürecektir ve bilim orada tıkanacaktır. Dolayısıyla bilimin olduğu yerde kader yoktur. Onun yerine sınırlar vardır. Özgür irade ise zaten bilimin, insanın kendine özgü yetenek sınırları içinde kabul ettiği bir kavramdır; ama kader konusundan bağımsızdır.  

Dinamik dengedeki salınımıza devam edersek; insanın yetenek sınırlarını çizen DNA ve dolayısıyla genlerdir. Bunları genetik faktörler olarak adlandırırsak, aynı zamanda buna kaderimiz de diyebiliriz. Bunun yanında alt ve üst yetenek sınırlarımızı belirleyen genetik faktörlere inat, üst sınırları zorlayabileceğimiz çevresel faktörler vardır ki buna da özgür irade diyebiliriz. 

Bu iki kavramı biraz daha anlaşılır kılmak için bir örnek verecek olursak; bir insanın boy uzunluğu, kaderinde (DNA’sında) alt ve üst sınırları ile birlikte yazılmış olsun. Buna göre bu insanın boyunun kaderinin sınırları 180 santim ile 205 santim arasında olsun. Bu insan doğduktan sonra başlayan süreçte, ailesinin yaşadığı ülke, semt vb. dahil çevresinden gelen tüm etkilere göre boy uzunluğu ve dolayısıyla hayatı da şekillenecektir. İşte bu çevresel faktörler için verdiğimiz kararlar bizim özgür irademizdir.

Örneğimizi biraz daha açacak olursak; bu insanın kaderinde uzun boylu olup belki basketbol ile ilgilenme fırsatı da varken; diğer yandan hiçbir çaba göstermeyip 180 santim boyunda, diğer yetenek sınırlarına bağlı olarak bankacı olma fırsatı da var. Bu konumu belirleyecek fırsatları kaçırmak ya da yakalamak özgür irade olarak algılayabilirken, kaderin tanımında olan önceden belirlilik durumu ise DNA’da zaten vardır.  

Tekrar dinamik dengede sallanmaya devam edelim. Allah bizim DNA şeklimize karar vererek sınırlarımızı çiziyor, sonra insanlar çevresel faktörlere özgür iradeleri ile etki ederek hayatını şekillendiriyor. Peki bu durum sadece insanlar için mi geçerli? Hayır Dünyadaki DNA taşıyan her canlı için geçerli. Biraz daha ileri gidelim Allah ”Ol” dedi ve Dünyada sudan, canlı hayatı başlattı. Nasıl şekilleneceği zaten belli olan evrimsel süreçte de bugünkü halimize ulaştık. Bir başka deyişle Allah milyarlarca yıl önce ne olacağını bilerek süreci başlattı ve sonrasında bize yaşamak kaldı. 

Tamam dengeli sallanıyoruz; ama sorular halen cevapsız. Neden yaşıyoruz? Allah’ın bilmediği şeyler de mi var? Cevaplar aslında basit değil; fakat bence bize düşen potansiyelimizi sonuna kadar kullanmak. Bir başka deyişle her zaman, hiç üşenmeden, yorulmadan, bıkmadan üst sınırlarımıza yaklaşmaya çalışmak. Metafizik açısından düşününce şükretmek ve Allah’a layık bir kul olmak için; metafizik dışından bakarsak da, zaten 3 günlük Dünyada ulaşabileceğimiz en iyi yaşam koşullarına ulaşmak için.  

Peki diğer soru; Allah bazı şeyleri bilmiyor mu? Cevap; Allah bilmesi gereken ve ilgilendiği herşeyi biliyor. Bu konuyu daha fazla açmak için kaos, kaos sınırı ve kaos yönetimi konularına girmemiz gerekiyor. Ama şurası bence açık ki; kader ve özgür irade kavramlarının ikisi de var ve gerçek. Anlasak da anlamasak da, açıklasak da açıklayamasak da...

ChsmngR

 

 

©

Kopyalama Hakkı: İNDİGO DERGİSİ, her türlü yazı, görsel ve içeriğinin kopyalanmasına, yalnızca web adresinin http://www.indigodergisi.com şeklinde kaynak gösterilmesi suretiyle izin vermektedir. 2005-2010 © İndigo Dergisi | Telif ve Kopyalama Kuralları

| Başka  Paylaş



ChsmngRÖmer Faruk Aydıncılar: 12 Ekim 1977 Ankara doğumluyum. 1999 yılında Ankara Üniversitesi Biyoloji bölümünü bitirdim. 2002 yılında Ankara Üniversitesi Enstitüsü Biyoloji bölümünde yüksek lisans tezimi verdim. 2000-2004 yılları arasında Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Biyoloji bölümünde araştırma görevlisi olarak çalıştım. 2004 yılından bu yana bir ilaç firmasında çalışıyorum. Evliyim ve bir oğlum var. 

Biyoloji ile ilgili Bilim Teknik ve Bilim Çocuk dergilerinde yazılarım yayınlandı. Aynı zamanda yine Tübitak Yayınlarından çıkmış, deniz canlılarıyla ilgili ”Derin Mavi Atlas” kitabının yazarlarındanım.  

Gençliğimden bu yana şiir, düz yazı yazarım. Ayrıca müzikle de ilgileniyorum. Kendi müzik grubumuzda davul çalıyorum ya da solistlik yapıyorum. 

Bilim her zaman ilgimi çekmiştir. Biyoloji içindeyse evrim teorisi çok ilgimi çekmiştir. İnsanların bilimsel araştırmalarla dinsel inanışlarını her zaman bir arada yürütebileceğine inanıyorum. Bu yüzden gerek konuşmalarımın gerekse de yazılarımın, bu konuda insanları yüreklendirmesine çalışırım.


E-posta: aydincilar@gmail.com


  Yazara Ait Son Yazılar

 

Evrim ve Kuran


Subscribe  Abone Olun


 


AnasayfaKurumsal | Reklam | Connect | Blog | Arşiv | Arama | İstatistikler | Bağlantılar | Röportajlar | Galeriler | Videolar

Gündem | Dünya | İnsan | Sağlık | Kültür Sanat | Çocuk | Eğitim | Çevre | Bilim | Astroloji | İndigo | İndigonun Sesi

2005-2010 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi’nden kopyaladığınız her yazı için mutlaka yazı linki kaynak olarak gösterilmelidir.

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Künye | İçerik Politikası | Reklam | Telif ve Kopyalama Hakkı | Abonelik