|
Yazar: Prof. Dr. İbrahim Ortaş |
25 Aralık
2009
Nasıl Bir Üniversite?
Hacettepe Üniversitesi’nde “Nasıl Bir
Üniversite” konulu bir panel düzenlendi. Panele katılan
konuşmacılar üniversite yöneticilerinden öğrenci temsilcisine
kadar herkes üniversitelerin sorunlarını kendi penceresinde
işlediler.

Hacettepe üniversitesi yöneticileri, öğrenci kontenjanlarının
artırılması ve uzman yetiştirmede yaşadıkları sorunları
işlediler. Özellikle TUS'ta başarılı olan uzman adaylarının
üniversite yerine Araştırma hastanelerini tercih etmeleri
geleceğe yönelik kaliteli eğitim ve bilim insanı bulma konusunda
kaygıları olduğu görülüyor. Panele dinleyici olarak katılan
değişik üniversitelerden öğretim üyeleri ve öğrenciler ile
üniversitelerin sorunlarını dinleme ve tartışma fırsatı duyduk.

Üniversitelilerin artan düzeyde idari ve maili özerklik
konusunun önemi konuşuldu. Üniversitelerin iradelerine saygı
duyulması, yeni bir yüksek öğretim yasasının artık zorunlu
olduğu ifade ediliyor.
İlgi duyanlar için toplantı sırasında tutuğum notlar ve önemli
gördüğüm görüşleri aşağıdadır.
***
Nasıl Bir Üniversite?
12
Kasım 2009 tarihinde Hacettepe Üniversitesi’nde "Nasıl Bir
Üniversite" başlığı ile Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi
Doçent temsilciği öncülüğünde Dekanlık ve Rektörlüğün
desteklediği bir panel düzenlendi. Panele ben de konuşmacı
olarak davetliydim.
Hacettepe Üniversitesi Kongre merkezi toplantı salonunda sabah
ve öğleden sonra yapılan toplantıya katılan Ankara'daki değişik
üniversitelere mensup öğretim üyelerinin katılımı ile
gerçekleşti. Toplantı nedeniyle çok sayıda hoca ve öğrenci ile
tanışma ve aralarda kısa süreli de olsa konuşma ve tartışma
imkânı buldum. Toplantının organize edilmesi, katılımcılar ve
katkılar yönünden yaralı ve önemli bir toplantıydı. Dileğim
bütün üniversitelerin aralıklarla bu tür panelleri yaparak kendi
sorunlarını ve üniversite paydaşlarının taleplerini dinlemeleri
yaralı olacaktır. Özelliklede üniversitelerin içeriden gelen
talep ve şikâyetleri dinlemesi üniversitenin sağlıklı bilim ve
eğitim yapması bakımından önemlidir.

Üniversitelerin Özerklik Talepleri Giderek Artıyor Genel
eleştirilerin giderek derinleştiği ve üniversitelilik
bilincinden uzaklaştığı konusunda sık sık serzenişleri duydum.
Üniversite yönetimlerinin şekillenmesi, öğretim üyelerinin oy
kullanarak seçtikleri yöneticilerinin atanmamsının iradelerinin
hiçe sayıldığını belirtiyorlar. İktidar-üniversite ilişkisinin
üniversitelik bilincine ve üniversite özerkliğine zarar verdiği
belirtiliyor. Akademisyenlerin öz güvenlerin sağlanması konuları
sıkça konuşuldu. Üniversitelerin evrenselleşmek yerine giderek
yerleştiği vurgusu en çok dinlenen konuların başında
gelmektedir.

Özellikle öğretim üyesi profilinin giderek yerelleştiği
belirtiliyor. Üniversitelerde hak edilmemiş unvan ve görevler
oluşmuş durumdadır. Üniversite gibi bilimsellik gerektiren iş
ortamlarında tarafgirlik ön plana çıkmaktadır. Üniversite
saygınlığı her aşamada en üst düzeyde sağlanmalı ki toplumun
üniversiteye olan güveni sarsılmasın.

YÖK'ün ders içeriklerine kadar karışıyor olma vurgusu yanında
içerikten yoksun bir eğitim anlayışının yerleştiği el Özerklik
taleplerinin giderek daha yüksek düzeyde dile getirildiği
vurgulanmıştır. Üniversite kişiliğinin korunması için mutlaka
üniversitenin idari ve mali özerkliğinin sağlanması, hastanesi
olan üniversitelerde çok daha yüksek ses ile dile
getirilmektedir. Ayrıca deniliyor ki Maliye Bakanlığı
üniversitelerde Araştırma Fonlarında yapılan kesinti % 5 iken
Araştırma hastanelerinde % 1 düzeyinde olduğu belirtiliyor. Bu
durum Üniversite hastaneleri ile Araştırma hastaneleri arasında
haksız bir rekabet yaratmakla kalmamakta, üniversitelerin
nitelikli bilim insanı yetiştirme sistemine zarar verdiği
vurgusu sıkça yapıldı.

Tıp'ta uzmanlık konusunda öğrencilerin üniversite hastaneleri
yerine Devlet hastanelerini tercih ettiklerini çünkü orada daha
çok döner sermaye katkısı aldıklarını belirtiyorlar. Bu durum
geleceğin Tıp Fakülteleri akademik kadrolarının oluşması
açısından kaygı verici bulunuyor. Doğaldır ki gençler bir an
önce işe atılmak, para kazanmak ve geleceklerini kurmak
istiyorlar. Bu durum öğretim üyelerinin maaşları iyi akademisyen
sorunu sık sık gündeme getiriyor. Doğal olarak üniversitelerin
diğer birimleri de benzer sorunlar yaşamaktadırlar.

Tıp Fakülteleri Başarılı Asistanları Bünyesine Alamamaktadır
Hacettepe Üniversitesi yöneticileri Doçent Temsilcisi, Doç. Dr
Ali Düzova, Dekan Prof. Dr. Serhat ÜNAL, Rektör yardımcısı
Prof.Dr. Sevil GÜRGAN panelin açılış konuşmalarında son yılarda
üniversite olarak yaşadıkları kaynak bulma ve kaynak kullanımı,
akademik kadro sağlama, kapasitenin üzerinde Tıp Fakültelerine
YÖK tarafından öğrenci kontenjanı gönderilmesinin yaşadıkları
kaliteli eğitim vermemenin verdiği kaygıyı işlediler.

Tıp Fakültesi Dekanı Sayın Prof. Dr. Serhat ÜNAL iki konuda
fakültenin kalite kaygısı yaşadıklarını belirttiler. Birincisi
Tıp Fakültesinin kapasitesinin üzerinde kontenjan ile öğrenci
YÖK tarafından üniversiteye yerleştirmektedir. Her öğrenciye
uygun laboratuar, mikroskop ve uygulama alanı sağlayamadıkları
için üzüldüklerini belirttiler.

İkinci konu üniversitede başarılı öğrencilerin uzmanlık için
tercih edilmeme durumunun yaratacağı nitelikli bilim insanı
yetiştirme sorunu. Bilindiği gibi Tıp fakültelerinde doktora
çalışmalarının karşılığı uzmanlık çalışması gösterilmektedir.
Uzmanlık sınavı Sağlık bakanlığı tarafından TUS adlı başarılı
bir sınav ile adaylar belirlenmektedir. Bakanlık
üniversitelerden başka Araştırma hastanelerinde de uzamalık
eğitimi vermektedir. Araştırma hastanelerinde uzmanlık yapan
uzman adaylarının üniversitelerde uzmanlık yapan eşdeğerlerinden
iki üç katı kadar daha fazla döner sermaye katkısı alması
nedeniyle çok başarılı öğrenciler üniversite yerine araştırama
hastanelerini tercih etmesi nedeniyle ileride olası bilim insanı
olabilecek başarılı kişilerden üniversiteden uzak olmasının
kaygısını yaşadıklarını belirtiyorlar. Bu durum özellikle
kaliteli eğitim ve öğretim üyesinin üniversiteye kazandırılması
açısından önemlidir.

Hacettepe Türkiye'nin Dışarıdaki Bilinen Yüzlerinden Biridir
Şimdilik ülkemizin dünyadaki önemli bir iki üniversitesinden
olan Hacettepe Üniversitesinin kalitesinin düşürülmemesi,
niteliğini koruması ve dünyaya açılan bu pencerelerin korunarak
daha da nitelikli hale gelmesi önemlidir. Başından beri
ülkemizin birkaç alanda başarılı bir iki üniversitesinin dünya
sıralamasına yerleştirmesi gerektiğini savunuyor bu konuda
potansiyel üniversitelerin daha özerk ve daha çok destek ile
ilerlemesini savunuyorum.

Üniversiteler Kendilerini İzlememektedirler Toplantının bir
diğer konuşmacısı ise Prof. Dr. Taner Timur'du. Prof. Timur
Siyasal Bilgiler Fakültesinin eski hocalarından ve Üniversite
tarihi üzerine esaslı çalışmaları olan değerli bir bilim insanı.
Yıllarca Ülkemizi Fransa'da UNESCO'da temsil etmiştir. Taner
hoca dünyadaki üniversite hareketlerinin çıkış noktasını ve
günümüzdeki üniversite anlayışı ile analiz ederek genel bir
değerlendirme yaptılar. Bir değişimin yaşandığını ancak bu
değişimin ne yönde ilerlediğinin iyi bilinmesi gerektiğini
belirttiler. Değişim diyalektik bir yaklaşım ancak daha kötü
yönde değişim de istenen bir değişim değildir elbette.

Prof. Timur, yıllardır kendi çabası ile yaptığı araştırmalarda
üniversitelilerin kendilerini incelemediğinin altını çizerek
"üniversite kendisini biliyor sanıyor" ancak bilmediğini
belirttiler. Üniversitelerin kendi sosyal yapılarının ve bunun
toplum için ne anlama geldiğini araştıramadığını veya bunun
gereğini yapmadığını belirttiler.
Üniversite Anlayışı Almanya'da Gelişti
Klasik üniversite anlayışında üniversitelerin
kilisenin bir parçası olarak kurulduğunu ancak Modern üniversite
anlayışının Kant ile Almanya'da başladığını belirttiler.

Üniversite anlayışının ilk defa gerçek anlamda 19 yüzyılda
Almanya'da ortaya çıktığı görülmektedir. O dönemde bir çok
alanda geride olan Almanya ilerlemenin yolunu üniversitede görür
ve üniversitenin gelişmesine yönelir. Kant "insanlar düşüncenin
özgür olmasını, dogmalardan uzak bir eğitim almanın önemini ve
ihtiyacını ortaya koyar. Ancak bu kavram o dönemde Kilise ve
İlahiyatçılar tarafından ret edilir. Kant felsefenin bağımsız
olarak tartışılabilmesi için üniversitenin devletten ve
kilisenden ayrı kendi muhtariyetini korumasını savunmuştur.
Kant'ın bu anlayışı Humbolt tarafından Üniversite temel işlevine
şöyle yansıtılır, -akılcılık yani özerk olmalı, iktidar
ilişkisinden uzak durmalı -Araştırma yapmalı, temel bilimlere
önem vermeli -Bilimsel yayınları ile topluma ulaşmalıdır,
şeklinde ifade edilmişlerdir.

Üniversiteyi anlamak için üniversitenin en az 3 kategoride ele
alınması gerekir. Kavramsal olarak üniversite, kurumsal olarak
üniversite ve sosyal olarak üniversite şeklinde ifade
edilebilir. Üniversite kavramında özerklik en önemli kısmını
oluşturuyor.
Özgür bilim ve eğitim, öğretim anlayışı olmadan üniversite
kavramından veya kurumsal olarak yerleşik üniversite
anlayışından bahsetmenin mümkün olmamaktadır. Üniversitelerin
özerklik konusundaki tehditleri bilerek bu alandaki olası
tehlikelere karşı mücadele edilmesi gerekiyor.
Üniversite Özerkliği Halen Tehdit Altındadır
Üniversite Özerkliği Halen Tehdit Altındadır.
Ancak günümüzde post modern anlayışla üniversiteler sürekli
tehdit altında olduğunu belirttiler. Özellikle Amerikan
üniversite modelinde üniversitelerin okullaştırıldığı ve tehdit
edildiği belirtildi.

Üniversite öğretim üyeleri, öğrenciler ve çalışanları ile bir
bütünlük oluşturmaktadırlar.
Sürekli tehdit altında devletin ve otoritenin kuşatması altında
sürekli mücadele eden bir üniversitenin asli görevlerini
yapamayacağını belirttiler.
Tarihsel olarak bilime tehdidin devletten geldiğini belirterek,
Üniversitenin, Sermayeden, Sosyal ahlaktan, Kendisinden ve Dış
tehditlerden gelen bir yapı ile karşı karşıya bulunduğunu
belirttiler.

Vakıf ve özel üniversitelerin ortaya çıkması ile özerklik
kavramının tüm üniversiteler için devlet destekli olmasının daha
demokratik olduğunu ve en azında herkese eşit eğitim hakkının
tanınması gerekeceğini belirtiler.
Devlet organının tek başına bir özerklik temsili olduğunu
belirttiler. Ancak özerklik, kime karşı özerklik sorusunu
gündeme getirmiştir.
Devlete, hâkim sınıflara veya her kimden tehdit gelirse ona
karşı özerkliğin savunulması gerekir. Ancak özerkliğin somut
olarak anlaşılmaya ihtiyacı olduğu belirtildi. Özerklik
kavramının ne için ve kime karşı düşünüldüğünün de ayrıca ele
alınması gerektiği belirtildi.

Genelde özerklik mücadelesinin devlete karşı yapıldığını, ancak
bazı durumlarda devletten önce sermayeye karşı özerkliğin
verildiği belirtildi.
Üniversiteler feodal bir yapı olarak doğdular. Bilim üretimi
aracı oldular ve şimdi de işletme gibi görülerek işletme
anlayışı içinde kamu ve sermeyenin tehdidi altında bulunuyor.

Üniversite özerkliğinin, üniversitenin bağımsız bilgi üretmesi
için yurttaş olarak birer vatansever olarak ve bilinçli olarak
özerkliğin savunulması ile üniversitenin üniversite olacağı
vurgusu yapıldı.

Türkiye'de üniversite geleneğinin Medrese geleneği ile geldiğini
ifade ettiler. Bir çok külliye üniversite gibi işlev görmüş.
Medreselerin Darülfünun'lara dönüştürülme sürecinde özellikle II.
Mahmut dönemine de medreselerin dışında mühendishane, harbiye,
tıbbiye gibi yüksekokullar kurulmuştur. Osmanlı medreselerinde
tefsircilik çok ileri düzeyde gelişmişti.

1846 yılında batılı anlamda üniversitenin kurulduğunu, ancak
halen istenilen düzeyde özerk konuma gelinemediği vurgulandı.
Bugün halen gerçek anlamda bir üniversite değil yüksek okul
niteliğinde diploma veren okullar istendiğini belirttiler.
ÖSS sınavı Adil ve Demokratik olarak öğrenci
yerleştirmelidir
Bilkent Üniversitesi öğretim Üyesi Prof. Dr. Haldun Özaktaş,
Üniversite giriş sınavı üzerinden üniversite özerkliğini
tartıştı. Sınavın adil, demokratik ve verimli olup olmadığını
sorguladı. Sınava giren öğrencilerin, üniversiteyi okuyan
örencilerin birer kupon ile desteklenmesi gerektiğini
belirttiler. Daha önce de sık duyduğumuz gibi devletin bir
şekilde özel vakıf üniversitelerinde okuyan öğrenciye burs
niteliğinde destek çıksın, yani öğrenciyi borçlandırsın, bu
şekilde kontenjanların dolabileceği anlamına gelen ifadeler
kulandılar. Bu konu tartışma konusu oldu. Benim de halen bu
ülkenin gençliği bu ülkenin geleceği anlamına geleceği için
parasız eğitimin milli bir politika olacağını benimsediğimi
belirtim.

Sayın Prof. Dr. Özaktaş bazı ülkelerde olduğu gibi ders verenin
de sınavı yapanın da ayrılması gerektiğini belirttiler. Ayrıca
akademik unvanlar yerine öğretim üyesi sıfatının kullanılmasının
yeterli olduğunu belirttiler. Kamu üniversitelerinin geleceği,
politika yapıcıların sorumluluğu ve Bologna sürecinin önemini
işlediler.
YÖK eski YÖK
Hacettepe Üniversitesinin bir önceki Rektörü eski YÖK üyesi
Prof. Dr. Tunçalp Özgen öğleden sonraki oturumun konuşmacısıydı.
Prof. Dr. Özgen hoca başarılı bir bilim insanı ve yönetici
olarak uzun zamandır izlediğim saygın bir şahsiyet. Prof. Dr.
Özgen hoca genel olarak Türk Yüksek Öğretiminin sorunlarını
kendi rektörlük ve YÖK üyeliği dönemindeki deneyimleri ile
akılcı bir biçimde konuyu anlaşılır olarak açıkladılar.

Üniversite, bilim yapan kurumlar olarak tanımladıktan sonra
eğitim kalitesinin önemini vurguladılar. Üniversitede kimin
öğrenim görmesi gerektiği, kimin ders verebileceği neyin
öğretilmesi gerektiği ve nasıl öğretilmesi gerektiğinin kuramsal
ve kamusal özerkliğin sağlanması ile başarılabileceğini
belirttiler. Özerklik kavramının kolay kolay üniversitelere
verilmediğini belirttiler.
Türkiye'de önemli bir genç nüfusun var olduğunu çoğunluğunun
üretimden yoksun olduğunu belirttiler. Dershanelere önemli
derecede kaynak aktarıldığını bugünkü rakamlar ile 8 Milyar
dolar gibi bir paranın söz konusu olduğunu vurguladılar.
Türkiye'nin gelişmiş işgücüne olan ihtiyacın Ab ülkelerinden
daha fazla olduğunu Türkiye için %45, AB ülkeleri için %30
olduğunu belirttiler. YÖK'ün eski YÖK olduğunu temelde pek bir
şeyin değişmediğini ancak kişilerin değiştiği anlamına gelen
ifade kulandılar.

Üniversitelerin En Ciddi Sorunu Örgütleme Sorunu Hacettepe
Üniversitesi Öğretim üyeleri Dernek Başkanı Prof. Dr. Perihan
Çağlar öğretim üyelerinin sorunları, üniversitenin yerleşke
bazında sorunlarını işlediler. Özellikle üniversitelerdeki,
örgütlenme yetersizliğini vurguladılar. Prof. Dr. Çağlar,
"Hacettepe'de idari görevlere belirli kişilerin değil potansiyel
yöneticilerin ortaya çıkması için dönüşümlü olarak iş yapacak
kişilerin göreve getirilmesi gerekir" dediler. Son yıllarda
üniversite yöneticilerine yönetilen eleştirilerin odağında
liyakate uymayan atamalar konusudur. Potansiyel yöneticilik
yapabilecek kişilerin belirlenmesi için belirli kişiler değil de
herkese fırsat verilerek içlerinden iyilerin doğal yollarla
ayıklanması bir öneri olabilir.
Kanımca da üniversitelerin en ciddi sorunu örgütlenme ve kendi
sorunlarına ortak akılda çözüm üretmesi sorunudur. Toplumun
genelini üniversitelerden beklediği, model olmaları yönündedir.
Lisans Üstü Eğitim Kalitesi Bütün
Üniversitelerde Tartılma Konusu

Araştırma Görevlisi Temsilcisi, üniversiteler temel bilim
politikasından yoksun ve eksik yapılan yüksek lisans ve doktora
eğitiminde yaşanan sorunları işlediler. Çoğu doktora tezlerinin
hipotezinin olmadığı belirtildi. Ben de bu öneriye katılıyorum.
Ülkemizde yaşanan ciddi bir bilim politikası eksikliğinin ve
yöntem eksiliğinden kaynaklanıyor. Ayrıca ucuz ve niteliği düşük
yayınların yapıldığını belirttiler. Kaliteli eğitim, danışman
hocaların bilimsel yeterliliği konusu işlendi.
Öğrenci temsilcisi İlker Pazarcıbaşı öğrenci sorunlarını ve
ülkemizin değerlerine sahip çıkılması gerektiğini belirttiler.
Büyük Üniversitenin Niteliği Kendi Yöneticisini
Seçebilmesinden Belli Oluyor

Öğleden sonar ki oturum başkanı Hacettepe Üniversitesi Rektörü
Prof. Dr. Uğur Erdener'di.
Rektör gelişmeleri soğukkanlılıkla izleyerek gerekli notları
aldılar. Hiçbir tartışmaya girmeden yapılan konuşmaları
özetlediler. Salondaki öğrencilerin sert eleştirilerini sonuna
kadar dinlediler ve bir iki zorunlu açıklama dışında hiçbir
açıklama yapmadılar. Rektör genel üniversite içi trafik sorununa
üniversite içindeki bir komite tarafından organize edildiğini
belirttiler. Asistan eğimine önem verildiğini belirttiler.
Öğrencilerin gerçekleştirdiği eylemlerin şiddette yol açmadıkça,
eğitim ve öğretim engellenmediği sürece öğrencilerin kendilerini
gerçekleştirilmesine saygı duyduklarını belirtiler.
Bir anda büyük üniversitenin önemi daha iyi anlaşıyor kanısına
vardım. Daha önce değişik üniversitelerde gördüğüm en küçük bir
eleştiriye sert tepki gösteren başkansının söz almasına bile
tahammülü olmayan rektörleri hatırlayınca çok daha mutlu oldum.
Üniversitelerin Sorun Temelde Bilim
Politikasının Olamaması ve Özerkliktir.

Ben de toplantıda "Üniversitelerimizin temel sorunları ve çözüm
önerileri" konulu bir sunuda bulundum. Üniversitemizin genel
sorunları ile ülkemizin sorunlarının bir birine bağlı olduğunu
ve ülkemizin aydınlık geleceğinin bilim ve teknolojiye verilecek
öneme bağlı olarak gelişeceğini işledim. Sorunun temelinde YÖK
yasası ile başlayan özerkliğin rafa kaldırılmış olması ve buna
bağlı olarak üniversite geleneklerinin erozyona uğraması
olduğunu örnekler ile işledim. Ayrıca ülkemiz üniversitelerinin
topluma örnek olacak nitelikte bilim adamı seçimi, üst yönetim
seçimi konusunda ilke ve model geliştirmediğini yaşanan
olaylarla anlatım. Temelde Ülkenin benimsenmiş bir bilim
politikası olmadığı gibi üniversitelerin de kendi politikası
yok.
Tema, hedef, amaç ve vizyon yok
Vizyon ve misyona uygun strateji yok
Araştırma politikası yok
Hedef belirleme ve izlemede kısır ve yetersiz Eğitim sistemi
öğrencilere bütünsel baka bilme becerisi kazandıramadığı, bunun
sonucu olarak eğitilmiş insanı ülkemizin sorunlarını analiz
etmekten yetersiz kalmaktadırlar.

Üniversitelerimizin dünyadaki sıralaması ülkemizin ağırlığı ile
ters orantılı olarak geliştiği Bilim profilimiz düşük. Araştırma
kadroları yetersiz, araştırma kapasitesi sınırlı ve Türkiye'nin
büyüklüğü ile ters orantılı Laboratuarlar yetersiz ve
teknolojiyi takip etmekten uzak, kullanılan teknoloji genelde
yurtdışından sağlanmaktadır Üniversiteler derin araştırma
yapacak mükemmeliyet merkezleri geliştiremedi Üniversite
çalışanları ve bilim adamları bilim ortamına uygun yaşam ve maaş
koşullarından uzak yaşamaktadırlar Öneri olarak yeni bir
Yükseköğretim Yasasının zorunlu olduğu, özerkliğin tam olarak
sağlanmasının gerekçelerini işledim. Üniversitelerin nitelikli
öğrenci ve bilim insanı seçimi için yeni düzenlemeye gereksinim
olduğunu işledim Ancak hepsinden önemlisi zihinsel bir dönüşüm
ve değişim için bilim ve üniversitenin en üst düzeyde
desteklenmesi gerektiğini işledim.

Türkiye'nin temel sorunlarının aralıklar ile üniversiteler
tarafından değişik boyutlarda tartışılması ve nasıl bir
yapılanma istediğimizi belirtmemiz birçok yönden topluma güven
verecektir. Çok tartışılan Yükseköğretimin sorunları konusunda
üniversitelerin kendi içinde ne düşündüklerini, topluma örnek
olabilecek işlevselliği olan modeller üretip üretmediklerinin
bilinmesi büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda başarılı geçen
panelin diğer üniversitelerde de yapılması her yönü ile yaralı
olacaktır. |