|
Yazar:
Mehmet Karaarslan
Bilim | 25
Ağustos
2009 TSİ
04:30
Parapsikoloji ve Sözdebilim
Parapsikoloji
alanına giren hipotezlerin çoğu “fringe”
ya da “sözdebilim” olarak etiketlenmekte
ve bilim camiası çoğunlukla ikiye bölünmektedir.

Sözdebilim,
(Pseudoscience) bilimsel olarak tanımlanmakla birlikte bilimsel
çalışmaların gerektirdiği standartları taşımayan veya yeterli
bilimsel araştırma ile desteklenmeyen bilgi, metodoloji, inanç
ve pratikler bütününe verilen isimdir.
İlk kez 1843
yılında kullanılan ve Yunanca’da sahte, sözde anlamına gelen
“pseudo” ile İngilizce’de bilim anlamına gelen “science”
sözcüklerinin birleştirilmesiyle türetilen bir isimdir. Kelime
genellikle negatif bir bağlamda kullanılıyor ve bilim olarak
etiketlendiği halde bilim alanına girdiği düşünülmeyen şeylerle
ilgili küçümseyici bir yan anlamı da içeriyor. Sözdebilim
yapmakla eleştirilen kişiler, doğal olarak bu sınıflandırmayı
kabul etmiyorlar.
Parapsikoloji
bir bilim dalı mı?
Parapsikoloji
ise duyular-dışı algılama, psikokinezi,
reenkarnasyon gibi konulara ilişkin olan,
paranormal (normal
ötesi) olayların deneysel yöntem yoluyla
çok "disiplinli" etüdü olarak karşımıza
çıkıyor. Parapsikologlar
tarafından, telepati, durugörü gibi
paranormal yetenekleri, psikokinezi fenomenini ve
diğer çeşitli psişik fenomenleri konu alan bir araştırma alanı
olarak görülüyor.
Parapsikolojiye,
hâlihazırda sekiz üniversitede okutulmasına karşın, ABD’de ve
birçok ülkede "sınır-bilim" (fringe science) gözüyle bakılıyor;
çünkü araştırmaları ABD'deki bilim insanlarının büyük çoğunluğu
tarafından kabul edilmiş "standart varsayım numuneleri" içinde
henüz yer almamaktadır.

Parapsikolojik araştırma, laboratuar araştırmasını
ve bilimsel alan çalışmasını içeren bir dizi yöntem gerektirir
ki, günümüzde bu metodolojik parapsikoloji araştırmaları bazı
özel laboratuarlarda ve dünyanın çeşitli üniversitelerinde
sürdürülüyor. Bununla birlikte, günümüzde parapsikolojik
araştırmalara etkin olarak destek veren üniversiteler, tüm
üniversitelerin sayısına oranla çok fazla değil. Bu tür akademik
araştırmalar özel parapsikolojik yayınlarda, bazı parapsikolojik
araştırmalar da geleneksel gazetelerde makale olarak
yayımlanmaktadır.
ABD’li
parapsikologlarca sürdürülen
deneyler iki
alanda ya da
iki yöntemde yoğunluk kazanmıştır. Kullanılan temel yöntemlerden
biri, psikokinezinin varlığını ortaya koymak üzere RNG
yöntemidir, diğeri duyular-dışı algılamanın varlığını ortaya
koymak üzere de uyaranlardan yalıtılmanın söz konusu olduğu
“Ganzfeld uyarımı”dır. Bunlardan başka, parapsikolojik araştırma
deneylerinin bir kısmını da, ABD'de, "gezici (coğrafi) durugörü"
olasılıklarını incelemek üzere, devlet sözleşmesi altında
sürdürülen araştırma deneyleri oluşturmaktadır. Bu deneyler daha
çok, durugörü ile kullanışlı casusluk bilgisi elde edilip
edilemeyeceğini incelemek için yapılmaktadır. Bu deneylerin
sonuçları bazı
parapsikologlar tarafından
psişik yeteneklerin
varlığının bir göstergesi
olarak değerlendirilir.
Özetle,
“Parapsikoloji bir bilim dalı mı?” sorusu henüz kesin olarak
cevaplanabilen bir soru değildir, çünkü bilim dünyası evet,
hayır ve çekimser cevaplarla bölünmektedir.

Belirli bir bilgi,
metodoloji, araştırma ve uygulama alanının gerçekten bilimsel
olup olmadığıyla ilgili standartlar araştırma alanına göre
değişkenlik göstermekle birlikte yeniden üretilirlik ve farklı
özneler tarafından doğrulanabilirlik gibi temel prensipler aynı
kalmaya devam etmektedir. Bu ilkeler belirli bir fenomenle
ilişkili hipotez veya teorilerin başkaları tarafından da geçerli
ve güvenilir olup olmadığını tespit etmek için daha ileri
araştırmalara imkân veren ölçülebilirlik veya yeniden
üretilebilirliği sağlamaktadırlar. Bu ön şartlar bir araştırmaya
doğrudan veya dolaylı olarak önyargıların hâkim olmasını
önlemektedir.
Hiç şüphesiz ki
her yeni gelen bilgi önce bilim tarafından reddedilir.
Parapsikoloji alanına giren hipotezlerin çoğu ise marjinal,
“sınırbilim” veya “sözdebilim” olarak etiketlenmekte ve bilim
camiası çoğunlukla ikiye bölünmektedir. Parapsikolojik olguların
bilimselliğine inanmayanlar genellikle çoğunluğu
oluşturmaktadırlar, ancak özellikle 2000’li yıllarda yapılan
birçok deney ve göstergeyle bu bakış açısı değişmeye
başlamaktadır.
2005-2009
©
http://indigodergisi.com
Dergimizin linkini kaynak göstererek alıntı
yapabilirsiniz. |