|
Yazar:Türker
Ercan
|
Temmuz 2009
Serbest Hayatlar
Sere serpe
kendi özüyle ve özgürce olabildiğine! Serpilmiş bir hayaller
denizi! Olumlayarak olumsuzun yok
edildiği! “Olmadan” olmaz denildiği! “Sahip olma mantığının”
tahtından indirildiği! Özgün kimliğini özgürce
geliştirebilenlerin “olduğu” hayat biçimi! Özgürleştiren
kuralların geçerliliğini kuvvetlendirdiği bir dünya için haydi
insanlık ele ele tutuşup iletişime geçin.

Olmak yada Sahip
Olmak. İletişime sahip olamazsınız. İletişimde olabilirsiniz.
İletişimin niyetimi mesajın anlaşılmasını sağlar yoksa
iletişimdeki mesaj mı niyeti ortaya çıkarır? Niyet eğer mesajı
tam ulaştırmaksa “imaya” dayalı tüm ileti kodları terk
edilmelidir. İma ediyorum anlasın niyeti iletişime engeldir.
Mesajın açık ve net olması gerekir. Bu şekilde bağlantı kurulur
ve böylece iletişilir. Mesaj ortak kod dili ile verilmelidir.
Farklı kavram formatlarıyla aynı anlam niyet ne kadar halisane
olsa bile aktarılamaz. Birbirini anlayabilmek için açıklamalarla
dolu bir iletişimsizlik ortaya çıkar. Ben böyle düşünüyorum ve
bunlar benim kavramlarım diyebilirsiniz ama bu söylemin ardından
niçin anlaşılamadığınızı da düşünmelisiniz. Sizi siz olduğunuz
için anlayamazlar. Siz kendinizi olduğu gibi anlatabilmek için
iletişim üzerine eğilin. Anlatabilmek ve anlaşılabilmek için
mesaj aktarma süreçlerinin tümünün hem bireysel planda hem de
toplumsal yapıda gözden geçirilmesi gereklidir.

Anlamak ve
anlaşılmak en kolay olanın adıdır ama bununda bir şartı vardır.
Şartı olduğu gibi ödülü ve bedeli de. Şartı, tüm zihinsel
mesajların bilindik kodlarını analiz ve kavram atlasına
hakimiyet olmakla beraber bu sürecin can verici özü de
“empatidir”. Empati, size mesaj gönderenin sözel, bedensel ve
duygusal olarak aktardığı tüm mesajlarla birlikte o kişinin
yerine kendinizi koyabilmenizdir. Suri iletişimde normal olarak
tüm mesajlar doğru bir şekilde aktarılsa ve anlaşılsa dahi,
“empati” aktarılmayan ve anlaşılmayan daha derin anlam
ortaklıklarına da kapı açar. O kapıdan girmek gerekir. Girildiği
takdirde size “bir” mesaj gönderenin henüz göndermediği “yüz”
mesajı da net olarak almış olursunuz. Ödülü ise yaşayacağınız
mutluluktur. Anlaşılmak mutlu eder. Anlayın ve mutlu olun.
Anlaşılın ve mutlu olun. Empati yapın daha da mutlu olun. Bir
taşla üç kuş! İşte bir iletişiminden çıkan üç mutluluk sonucu.
Bedeline gelince, sızlanıp durmak, mutsuz olmak ve yalnızlıktan
kıvranmaktır.
Halihazırda
bir kişilik bir bedenin içerisinde yine tek kişilik bir özgürlük
ruhu ile yaşarken mesaj aktarımları eğer tam olarak
gerçekleşiyorsa o zaman tek kişilik ruh huzurumuz daha da
özgürce genişler ve bireysel huzurlu özgürlüğümüz artık kitlesel
olma yönünde ilerler. Herkes en azından bu şekilde birbirini
daha da özgürleştirebilir. “Akademia”larımızda iletişim dersleri
de vermeliyiz. Önce kendimize sonra yine kendimize sonrada
isteyene. Bilmeden, olmadığı gibi anlamadan da olmaz. Anlayıp
bilmektir yapmamız gereken. Anlamadan bilinemez. Bilinemeyen
öğrenilemez. Öğrenilemeyen bizleri zaafa uğratır ve her zaaf
özgür ruhlarımızın yoluna dikenler bırakır. Anlayalım ve bilelim
! Anlayabilmek ve anlatabilmek için top yekun bir iletişim
seferberliği düzenleyelim.
İstesek te
düşüneceğiz istemesek te çünkü anlaşılmayı istiyoruz. Bu durumda
anlaşılmamız için iletişimi düşüneceğiz. Anlamayı niçin
düşünmediğimizi de düşüneceğiz. Her duyduğumuzu kafamızdaki
paket anlamlarla anladım bildim demeyeceğiz. Anlatılmak istenen
neydi diyeceğiz. Bunu da düşüneceğiz. Zıddını düşünmüyorsan eğer
bir durumun, kavramın, olayın, fikrin yada olgunun o zaman
düşünmüyorsundur. Zıddıyla anlam bulur düzü. Düzü de diğer
tarafın zıddıdır. İki zıddın bir bütün oluşturduğunu da
düşüneceğiz. İşimiz gücümüz düşünmek olmalıdır. İşimiz gücümüz
bu çünkü. Çünkü toz kondurmadığımız akıllara sahibiz. En
yukarıda taşıdığımız başımızın içinde. O halde en çok onunla
işimiz vardır. Düşüncesizler topluluğu düşünen insanları
yaftalar. Bunlar çok düşünüyor deli olacaklar diye de alaylı
alaylı bakarlar. Onları da düşünelim. Onlardan nefret etmeyelim.
Çünkü onlar bilmiyorlar. Düşünebilselerdi bilebilirlerdi.

Evet, çok işimiz
var. Bu doğru. Çok zaman kaybettik çünkü. İşler birikti ve
boynumuzu geçti. Sızlanmalar iyiden iyiye bünyeye yerleşti.
Sızlanan ve gülümseyemeyen kişilikler bir çok yeri ele geçirdi.
İçleri sızlatan bir durum. Gülümsemeyle kovalım sızılarımızı.
Sıcacık bakışlarla okşayalım birbirlerimizin ruhlarını.
Sıcaklığımızla besleyelim ve gülümsemelerimizle hayat verelim.
Yaşamayı seçiyoruz değil mi? Yaşamak için tüm ölüm belirtilerine
paydos! Tüm sızılara güle güle! Yaşayan ve yaşatan bir cennet
dünya uzak değil. Dünyayı cehennem yapan insanlık yine aynı
dünyayı cennete çevirmeye muktedirdir. İçimizdeki güç dışımızda
da bizimle birliktedir. |