|
Yazar:
Nilgün Nart
|
Temmuz 2009
İnsan Tadında Yaşamak
Güneşin
sıcaklığında, okyanusun derinliğinde, bulutun hafifliğinde,
aşkın kucağında, rüzgarın her esintisinde “Kendine” savrularak
yaşamak.

Anlaşılmış olmanın
mutlu derinliğinde, kucaklaşmanın sevincinde, verebilmenin
yüceliğinde, yüreğini insan kardeşlerinin yüreklerinde
kaybederek, kaybolmuşluğun sarhoşluğu içinde var olabilmek.
Yaşamı İnsan
tadında yaşayabilmek.
Damla damla
Yaşamın her hücrene sızmasına izin vermek ve “Kendini” var
oluşun sevinciyle kutlayabilmek
Gecenin koyu
karanlığında, şafağın sökeceğini, ektiğin tohumların vakti
saatinde yeşereceğini, kara bulutların içinden rahmetin
yağacağını, acının arkasında sevincin beklediğini, yalanın
doğruyla beraber gelip gittiğini, öfkenin de sevgiden doğduğuna
tanık olmak.
Dünya denen
gezegende, Hayat Oyunun her sahnesindeyiz.
Biz varsak dünya
anlamlı.
Biz dünyaya bir
anlam verdiğimiz için Yaşam anlamlı.
Biz varsak sevgi
nefret var.
Biz varsak acı
keder var.
Biz varsak yaşam
ve ölüm var.
Biz varsak
başlangıç ve son var.
Yaşamın; bütün
maddi manevi her türlü aracı, tuvale düşmüş bir parça renk
gibi. Bir ise ressam edasıyla Yaşam sahnesini her fırça
darbesiyle renkten renge boyayan ve anlamı yaratmaya çalışan
sanatçılarız. Yarattığımız anlamların içinde saklanıyoruz. Bazen
de kendimizi bu anlamların içine hapsediyoruz.
Hepimizin hep
birlikte kendi renklerimizle boyadığı dünya sahnesine bakarsak
karanlık ve manası belli olmayan bir anlatım gibiyiz.
Hapsolmuşuz kendi İnsanoğlu renklerimizin içinde.
Dramın, kederin,
acının sefaleti, ayrılığın, açlığın, savaşın, açgözlülüğün,
kibrin, nefretin renkleri var dünya gezgenin de.
Hatta resim bile
denemez, kabataslak bir karikatür gibi duruyoruz, bin bir
ışıltılı renkleriyle parlayana Evrenin kuytu bir köşesinde.
Binyıllarca gelip
büyük yaşam üstatları bizlere dersler verdi ama biz hiç birini
sanırım anlamadık. Ya da anladıklarımızı da kendi renklerimizle
bulandırdık.
İnsanoğlunun
kendisini, fırçasını, renklerini değiştirme zamanı geldi.
İnsanoğlunun Kadim
Zihnin karikatüründen çıkma zamanı geldi.
İnsanoğlunun şimdi
muhteşem bir Yaşam Tablosunu yaratma vakti geldi.
Binlerce yıldan bu
yana yaşanan her şey, bu muhteşem Tabloyu yaratmak içindi.
Şimdi sadece siyah
ve tonlar yok elimizde. Gökkuşağının bütün renkleri ve tonları
ışıltıyla duruyor tuvalimizde.
Sevgi ve aşkla,
kendimize imanla, özgürcesine boyayabiliriz tablomuzu.
Yeter ki;
yüreğimizin içindeki ilhamın fısıltılarını duyabilelim.
Yeter ki;
“Kendimizin” en güzeli yaratabileceğine iman edelim.
İnsanoğlunun
şimdiye kadar yeryüzünde üretmiş olduğu hiçbir şeyden vazgeçmesi
gerekmiyor. Veya bırakması gerekmiyor.

İnsanoğlunun
sadece kendinde ne var ise; inançlarını düşüncelerini,
duygularını diğer kardeşlerini ve hatta tüm Evreni içine alacak
kadar genişletmesi gerekiyor.
İnsanoğlunun
genişlemesi gerekiyor.
Genişlemek;
olmakta olanı içine sindirmek demek.
İçine sindirmek
demek; her ne olduysa veya oluyorsa hoşgörüyle kabul edip,
“Kendiniz” olmaya devam edebilmek demek.
Olmakta olanı da
içinize alarak “Kendiniz” olmak demek.
Olmakta olanı
içinize alarak genişlediğinizde ve onunla “Kendiniz” olmaya
devam edebildiğinizde, olmakta olan da sizin kendinizle
renklenecek ve “Kendinizde” olan sizde yerini alacaktır.
Olmakta olanın
Sizin genişlemiş halinizde manası değişecektir. Ve her
genişlediğinizin ve içine alabildiğinizin, siz olduğunu
genişlemiş “Kendinizde” görebildiğinizde tabloyu nasıl da
tamamladığını fark edeceksiniz.
Yaşam sürekli
genişlemektir. Bir yerden bakıldığında sürekli değişimdir.
Değişim; sürekli
genişleyen “Kendinizin” eylem halidir. Bir önceki Kendiniz
değilsinizdir. Her An yenisinizdir.
Her an yeni
“Kendinizin” tadında olmak, Yaşamı insan tadında yaşamaktır.
Bütün bu Evren
denen Kaosun ortasında; Yaşamı anlamlı kılabilmektir.
Kendin için,
sevdiklerin için, insan kardeşlerin için belki de dünya için
yaşamı insan tadında yaşanabilir kılmaktır.
Yaşamı anlamlı
kılmak; sevgiyi, aşkı, sevinci, bereketi, başarıyı, sevinci,
coşkuyu çoğaltmak ve diğerleriyle paylaşabilmektir.
Paylaşmak,
diğerlerinin yüreğinde kendinizi kaybedebilmektir.
Güneşle doğmak,
geceyle uykuya yatmaktır, kuşlarla şarkı söylemek, topraktan bir
çiçekle birlikte yeniden filiz vermektir, denizin dalgalarıyla
kumsallara vurmak, yağmurla birlikte yağmaktır.
Bazen bir çocuğun
yüzündeki gülümseme, bazen de yaşlı bir teyzenin duası olmaktır.
Bazen bilen bazen bilmeyen olmaktır, Bazen öğreten bazen öğrenen
olmaktır.
Bazen umut bazen
de çare olmaktır.
Bütün bu dünya
denen kesmekeşin ortasında her güne sevinçle başlayabilmek ve
coşkuyla günü tamamlayabilmektir. Her şey ters giderken ve
herkes halinden şikayet ederken, siz kendinize ve yaşama
inandığınız için, diğerlerine her şey yolunda diye
gülümseyebilmektir. Dengede, sevgide ve kendinizde
kalabilmektir.
Evren denen kaosun
ortasından ve dünya kesmekeşinin içinden en muhteşem renkleri
seçerek bir şaheser, bir başyapıt yaratabilmektir.
Yaşamdan ve
kendinizden illaki bir şaheser yaratmak istemiyorsanız bu da
pekaladır.
Hatta anlamlı bir
yaşam sürme zorunluluğu bile yoktur. Bu da pekaladır.
Seçim İnsanoğlunun
kendisine aittir.
Bütün renkler
ihtişamla önünüzde serili durmaktadır. Tual fırça ve siz de
oradasınız.
Ne dilerseniz
dünyaya ve evrene o renkleri sürün.
Resmin karşısına
geçip baktığınızda yeter ki seyredebileceğiniz bir şey olsun.
Karalama bir
şeyler yapacaksanız o da pekaladır.
Yalnız her şeyin,
bütün kullanılan malzemelerin tek seferlik olduğunu unutmayın.
Bütünlük bitmiş
bir tablo gibidir.
Huzur ve hayret
içerisinde seyredilmek içindir.
Yaşamın coşkusu
resmi yaparken, her fırça darbesinde ve onun neye benzeyeceğini
anlamaya ve bulmaya çalışırken duyulur.
Coşku doruk
noktasına vardığında yerini dinginliğe bırakır.
Ve siz eserinizi
huşu içinde seyredebilirsiniz.
Dinginlik;
yaşanmış tüm coşkuların ve sevinçlerin toplu olarak vardığı
yerdir.
Ve dinginlik
yaşamı insan tadında yaşamış ve yaşıyor olduğunuzun onayıdır.
Yaşamı insan
tadında yaşayınız. Bu sizin en doğal hakkınız.
Daha azına asla
razı olmayınız.
2005-2009
©
http://indigodergisi.com
Dergimizin linkini kaynak göstererek alıntı
yapabilirsiniz. |