|
Yazar:
Gizem Şıvka Pideci
| Temmuz 2008
Ortaçağ’ın Manhattan’ı
Kuleler Şehri San Gimignano
Ortaçağ’ın
Manhattan’ı deniliyor, haksız değiller. Toskana’nın Roma’sı diye
anılıyor, hak vermemek elde değil. Dahası lezzeti, şarabı,
havası ve kültür turizmi ile bu kasaba Toskana Bölgesi’nin
yıldızlarından biri olmayı çoktan hak etmiş bir kasaba.


Unesco tarafından
dünya hazineleri arasına alınmış olan bu kasabanın tarihi 3.
yüzyıla dayanıyor. Ortaçağ’da Rönesans Dönemi’nde, Roma ve
Vatikan’a giden Katolik dindarların durak yeri olması sebebiyle
oldukça önem kazanmış. Bu yüzdendir ki sadece Ortaçağ’dan izler
değil, aynı zamanda Katolik dünyasından da izler taşımaktadır.
Etrafını çeviren bereketli topraklar sayesinde de özellikle
tarım ile kendini besleyen kasaba kendini bugüne kadar başarıyla
taşıyabilmiştir.
San Gimignano’da
göze çarpan en büyük özellik şehrin dokusunda yer alan taş
kuleler. Ortaçağ’ın Manhattan’ı sıfatını fazlasıyla hak etmiş
olan kasabadaki bu kulelerin hikayesi ise oldukça ilginç. Vakti
zamanında bu kasabada ikamet eden varlıklı aileler, refah ve
zenginliklerinin sembolü olarak birer kule dikmişler. Öyle ki
kulenin yüksekliği ve ihtişamı o ailenin ne kadar zengin
olduğunu gösterirmiş.




72 tane olduğu
tahmin edilen kuleler zaman içinde doğal afetlere karşı
koyamamış ve bugüne sadece on dört tanesi taşınabilmiş.
Piazza Duomo
Meydanı’nda yer alan 54 metre ile en yüksek kule olan Podestà or
Torre Grossa turist ziyaretine açık. Kulenin içinde yer alan
çeşitli odalar şapel hatta tedavi gibi çeşitli amaçlarla
kullanılmış. Yine bir odada yer alan freskler ise dünya turuna
çıkan kişinin hikayesini anlatıyor.
Kulenin
tepesine çıktığınızda ise sizi
harikulade
bir manzara beklemekte. Taş kuleler, uçsuz bucaksız yeşil alan
ve kasabanın şirin dokusu fotoğraf makinanız için güzel bir
kompozisyon yaratmaktadır.


San Gimignano’da
görülmesi gereken diğer yer ise kuşkusuz
Collegiata Kilise’si. Önceden katedral olarak
kullanılmış olan binanın duvarlarını yine ihtişamlı freskler ve
Rönesans Dönemi’nde yaşamış sanatçılara ait sanat eserleri
süslemektedir.
Kasabada gezilecek
daha birçok müze ve kültürel doku mevcut olsa da şimdilik iki
örnekle yazının bu kısmına son veriyorum.
Bu kasabaya özel
bir şey edinmek isterseniz bu kesinlikle şarap olmalı Çünkü
sadece kasabanın etrafındaki bereketli topraklardan elde edilen
üzümlerle yapılan Vernaccia şarabı ilk olarak 1200’lü yıllarda
üretilmiştir. Sokak aralarındaki hemen hemen her şarap
dükkanında bu şarabı ücretsiz tadabilirsiniz. Oldukça ucuz olan
bu şarabın içimi tahmin edeceğiniz gibi inanılmaz güzeldir.




Tabi
ki restoranlar… İtalya’da hele ki Toskana
Bölgesi’nde olup da İtalyan yemeklerini tatmamak olmaz.
Başka bir meydan
olan Piazza delle Erbe’de yer alan cafe/restoran Bar La Cisterna
size Ortaçağ meydanına bakarak harika lezzetler tatmanıza imkan
verir. Konaklamak içinde uygun olan bir otele ait olan bu
restoran 14. yüzyılda yapılmış bir binada yer almaktadır.
Siena, Floransa,
Assisi, Perugia, Pisa ve Montecino gibi diğer görülmesi gereken
Toskana şehirlerine de yakın olan San Gimignano’dan ayrılırken
sizi uğurlayan taş binaların ihtişamı aklınızda kalan son
görüntü olacaktır.


2005-2009
©
http://indigodergisi.com
Dergimizin linkini kaynak göstererek alıntı
yapabilirsiniz. |