|
Yazar:
Efe Elmas
|
Temmuz 2009
| Kapak
Reiki Ne Ki?
Reiki tam
olarak bir Uzakdoğu öğretisi değildir. Reiki bir din değildir.
Reiki Evrensel bir yaşam enerjisidir. Yani bir enerjidir.
Elektrik, ısı, elektromanyetik dalga, ışık aynı bunlar gibi ama
daha farklı titreşimde ve süptil bir yapıda olan bir enerjidir.
Son
zamanlarda diyanet ve piskoposluk artarda, Uzakdoğu öğretileri
adı altında birçok metafiziksel olgu ile ilgili açıklamalar
yaptılar. Bu tür açıklamaların sebebi, birkaç yıldır Reiki,
meditasyon, yoga, enerjiler daha doğrusu manevi konulara olan
ilginin büyük çapta bir artış göstermesidir. Bu da bazı din
adamları tarafından tabiri caizse bir karalama kampanyasına
neden oldu. Toplumu bir arada tutan din unsurunun görevlileri ve
yayıcıları olan din adamları tarafından, bu öğretilerin neden
karalanmaya çalıştığı ise daha objektif bir bakış açısıyla
rahatça fark edilebilir. Bunun en temel nedeni aslında bu kişi
ve kurumların bilinçlerinin altında yatan korkulardır. Peki
nedir bu korkular? Neden bazı şahıslar ve kurumlar bu öğretileri
karalama çabasına girmişlerdir? Bu korkunun asıl nedeni, bu
öğretilere merak salan kişilerin hinduizm, Budizm vs.. gibi
Uzakdoğu dinlerine sempati besleme ve ilahi dinlerden uzaklaşma
olasılıklarıdır. Haliyle ilahi dinlerin manevi taraflarına
parmak basmak yerine, diğer öğretileri karalamak daha
kolaylarına gelmiştir. Bu yüzden son açıklamalarda piskoposlar
bunları batıl inanç diye karalarken, diyanet ise boşluk
hissinden kaynaklandığı ve dine uymadığı açıklamalarını
yaptılar.
Haliyle bu da
toplumun bazı kesiminde meraka ve soru işaretlerine neden
olmaktadır. Dindar olan bir insan Reiki yapamaz mı? Hem din hem
Reiki bir arada bulunamaz mı? Reiki bir din mi? Reiki bir din
değilse hangi dine bağlı? Reiki yapılırsa dinden mi çıkılmış
olunur? Peki bu kadar rahatlatan, kişiyi olumlu yönde
destekleyen ve kişisel olarak tekamülü hızlandıran bir sistem
nasıl olurda bu kadar kötü ve boş olabilir? Dini kurumların
yaptıkları açıklamalar, inançlı kişilerin içine şüphe düşürmüş
ve bu soruları ile kafalarının karışmasına sebep olmuştur. Yine
bazı kişiler ikilemler ve ayrılıklar yaratarak farkında olmadan
kişilerin içsel yükselişlerine engel olmuşlardır diyebiliriz.

Aslında bazı din
adamlarının yaptıkları açıklamalardan bunun nedeninin “boşluk
hissi” olduğu açıklaması doğru sayılabilir. Bir bakıma bu bir
boşluk hissidir. Ve aslında bu boşluğun nedeni bunca yüzyıldır
zihinleri köhneleşmiş bazı kişilerin uyguladığı korkutma
yöntemleri ve dini kullanma hevesleridir. Hızla ilerleyen bu
yüzyılda, insanlar artık materyalizmden kurtulmakta ve manevi
tarafa doğru yönelmektedir. Bu manevi tarafa içten gelen yöneliş
insanları meraklandırmaktadır. Önce bu manevi boşluğu doldurmak
için dine dönen insanlar yanlış bilgilendirmeler, dinin katı ve
olumsuz taraflarının kullanılması ve yarım hocalıktan dolayı,
orada aradıklarını bulamamakta ve bu manevi doygunluğu Uzakdoğu
da bulmaktadır. (Eğer biraz araştırılırsa bu manevi yolculukta
Uzakdoğu’dan bilgiler alan kişilerin, aslında bu bilgilerin ve
uygulamaların dinimizde ve tasavvufta olduğunu görmeleri ile
dine daha sıcak bakmaları söz konusudur. En son dinde biten bu
serüvene vesile olanlar maalesef genelde din adamları değildir.)
Dinde bulunamamasının sebebi dinin yüzeysel yani şeriat kısmının
ön planda olması, manevi boyutunun adeta bilerek yada bilmeyerek
arka plana atılmasıdır. Halbuki kendi öz dinimiz ve kültürümüzde
var olan tasavvuf, İslam’ın mistik kalbidir. Tasavvuf, tüm
manevi hazları özünde barındıran, tüm bilinç seviyelerini
kapsayan, insanın öncelikle kalbine ve ruhuna hitap eden bir
öğretidir. Diyanet ve din adamları tasavvuf ve dinin manevi
yönünü tanıtmak, o hazzı yaymak yerine şeriat ile korkutma
yoluna giderse bu yönelimin olması doğaldır. Ve üzülerek
söylemek gerekirse halka bu boşluk hissini veren, onları
farkında olmadan maddeye bağlamaya çalışan, şekilcilik ile
zihinleri adeta köleleştiren kişilerdir.
Haliyle dinin
özüne inildiğinde ve tam olarak deneyimlerle, sabit bilgilerle
Reiki irdelendiğinde aslında dine karşı olmadığı, dinle
özümsenip, birleşebildiği ve içerisinde tasavvuf ile benzer
düşüncelerin yattığı rahatlıkla gözlenebilmektedir. Ama bunlar
için Reiki'nin ne olduğunu, işleyişini, objektif ve dogmatik
kalıplardan kurtularak incelememiz gerekir.
Reiki’ye
ithaf edilenler ve enerjinin dini
Bu tutumlar
dışında son zamanlarda da Reiki'ye ithaf edilenler vardır.
Öncelikle Reiki tam olarak bir Uzakdoğu öğretisi değildir. Reiki
bir din değildir. Reikiyi anlatan her kitapta bunu rahatça
görebilirsiniz. Reiki Evrensel bir yaşam enerjisidir. Yani bir
enerjidir. Elektrik, ısı, elektromanyetik dalga, ışık aynı
bunlar gibi ama daha farklı titreşimde ve süptil bir yapıda olan
bir enerjidir. Dünyevi enerjilerin ötesinde ruhani bir işleyişe
sahip bir enerji yapısına sahiptir. Reiki’nin Uzakdoğu
dinleriyle bağlantıda olduğunu söylemek son derece saçmadır ve
eksik bilgi göstergesidir. İsminin ve bazı uygulamalarının
Japonca olmasından dolayı bu söylemler yer alıyorsa, bu da yine
yeterli bilgileri olmadığını göstermektedir.
Bunu daha basit
anlatımla şuna benzetebiliriz. Japonya’da bir bilim adamının bir
enerji bulduğunu düşünelim. Bu enerji ışık enerjisinin farklı
şekliyle oluşturulan, çok rahat termodinamik çevrimlerine
girebilen, çok kullanışlı ve temiz bir enerji olsun. Ve bu
enerjiye doğal olarak Japonca isim verilsin. Çünkü bu enerjiyi
oluşturan yada sistematikleştiren kişi bir Japon ise kendi
dilinde bir isim vermesini çok doğal bulmalıyız. İsmi de Japonca
“güzel enerji” olsun ve enerji birimi klasik birimler değil yine
Japonca bilim adamının adı olan bir enbirim olsun. Bu enerji bu
bilim adamından önce de vardı, sonra da var olacaktır. Enerjiyi
bilim adamının keşfetmesi ve bunu kullanışlı hale
getirilmesi ona ve onun kültürüne ait kılmaz, sadece o kendi
dilinde isimlendirmeler yapmıştır. Diyanet’in Reiki’ye kötü
demesi aynı bu benzetmede ki o bulunan enerjiye kötü denmesine
benzer. Bu enerjinin var olması onu ilk keşfedene bağlı
değildir. O zaten Yaratıcı’nın yaratımıyla vardır. Sadece bunu
sistematikleştiren kişi yabancı uyruklu bir kişidir.
Şu
anda tıbbın dahi rahatça kabul ettiği ve ister Müslüman ister
Hristiyan ister başka dinde ki kişilerin de uygulattırdığı
akupunktur şifa yöntemi de Uzakdoğu da oluşturulan bir
sistemdir. Bu şifa yöntemi bırakın tıp camiasını bazı dini
camialar ve kişiler tarafından bile benimsenmiş, kamu oyunda
bunun üzerinden rant yapılmıştır. Haliyle diyanet’in akupunktura
bunu yapmayın bu kötüdür demesi komik kaçacaktır. Çünkü bu şifa
yöntemi dinlerle bağlantılı değil, pratik bir terapi yöntemidir.
Sadece akupunktur değil, birçok terapi ve şifa tekniği
Uzakdoğu’da keşfedilmiştir. Haliyle Reiki, bunun gibi fiziksel
bir yöntem olmasa da, işleyişi akupunktur gibi doğal ve
kendi seyrindedir.
Benzer örneklerle
anlattığımız Reiki de dinlerden bağımsız, enerjiler ve maneviyat
ile bağımlı bir şifa sistemidir.
Reiki’nin yapısı
Reiki’nin
tarihçesine değinmeyeceğim. Çünkü tarihçesi ve bu konuyla ilgili
düşünceleri internetten ve kitaplardan rahatça bulabilirsiniz.
Reiki
nasıl bir enerji yada kaynağı ne derseniz? Herkesin tek
kaynaktan gelmesi gibi o da Tek Kaynak’tan gelmektedir. Daha
detaylı açıklamaları konuyla ilgili kitap ve sitelerden
bulabilirsiniz. Kısaca Reiki’nin ve diğer enerji sistemlerinin
kaynağı hakkında birçok görüş vardır. Ama hepsi ortak noktada
buluşur; bu tüm evrende işleyiş gösteren, amacı öncelikle kişiyi
sonra da etrafındakileri şifalandırmak olan bir enerji
sistemidir. Bu şifa sistemiyle ilgili genel olarak bilinen şey
bunun tüm evrene nüfuz etmiş bir enerji olduğudur. Kimi
açıklamalara göre ise bu manevi boyutlar dediğimiz (7 kat gök)
boyutlarda yer alan enerjilerden biridir. Bunlara ek olarak daha
farklı mesela Kuantum ve Reiki bakış açısı da vardır. (Bakınız:
Berna Özcan Demir ile Reiki’ye kuantumsal bir bakış. Haber;
Burçin İvren. Sayı:42) Reiki birçok perspektiften
açıklanabilir. Hepsi de doğrudur ve temel olarak kesin olan şey
bir enerji olmasının yanı sıra kendine has bir titreşime sahip
olmasıdır. Reiki ile uğraşan insanların genelde Reiki'yi
hissetme şekillerine bakarsanız ellerinde sıcaklık artışı
olmaktadır. Bu bir enerjisel çevrimin dışarıya yansıyan
kısmıdır. Ve ısı da bir enerjidir. Özellikle yapısının altını bu
kadar çizmem, Reiki'nin sadece plasebo etkisi olduğunun iddia
edilmesinden dolayıdır.
Öncelikle plasebo
etkisi olmadığını gözlemlemek çok kolaydır. Kişiye ne zaman
Reiki uygulanacağını söylemediğinizde ve belli bir saatte Reiki
yolladığınızda, o kişi aynı saatte belirtileri hissetmektedir.
Yani kişi ne zaman Reiki yapılacağından habersiz olsa da, o anda
hissetmektedir. Birçok deneyimle bu sabittir.. Kaldı ki bazı
hissetme şekilleri değişse de genelde benzer belirtiler
hissedildiği söylenmektedir. Bunların dışında tam olarak bilinç
gelişimi olmayan bireylerde, bu enerjiyi idrak edemeyecek olan
çocuklarda ve özellikle hayvanlarda işe yaraması bunun işe
yararlılığın kanıtıdır. Eğer Reiki'nin şifa verici tarafı sadece
psikolojik bir etki olsaydı, hayvan, çocuk ve zihinsel olarak
yeterli durumda olmayan bireylerde işe yaramaması gerekirdi.
Bu
olgu dışında, Reiki tabi ki pratik bir işleyişin dışında teorik
yani daha felsefi bir tarafa sahiptir. Yani Reiki'nin elbette
bazı ilkeleri vardır. Bu ilkeler aslında Reiki'den bağımsız ama
Reiki'yi ilerletmek isteyenlerin yapması gereken şeylerdir.
Bunlar öfkelenmemek, helal para kazanmak, iyi olmak, ahlaklı
olmak gibi ilkelerdir ve her Reiki seminerinde bahsedilir. Bunun
nedeni negatif, olumsuz ve kişilik olarak kendini geliştirmeye
meyilli olmayan insanlarda Reiki'nin veriminin düşük olmasıdır.
Ama kişilik olarak kendini geliştiren, pozitif kalabilmeyi
başaran, hayatın hilelerine karışmadan, dürüstlükle ve temiz
kalplilikle ilerleyen insanlarda Reiki daha güzel ve yüksek
açılımlar sağlamaktadır. Bunlar kesin kanılar olmasa da genel
gözlemler bu yöndedir.
Yukarıda ki
gelişimin nedeni ise Reiki'nin öncelikle kişisel şifaya neden
olmasıdır. Her birimiz bu dünyaya farklı vazifelerle gelmiş
varlıklarızdır. Kimimiz öğretmen olarak, kimimiz şifacı olarak
kimimiz düşünür olarak kimimiz sanatçı olarak ve benzer şekilde
vazifelerle dünyaya hizmet ederiz. Reiki’yi almak bizi baştan
sona şifacı yapmayacaktır. Her zaman Reiki’nin ilkelerinde
değinilen konu budur. Bu kişiyi şifacı yapan bir yol değil,
kişiyi o enerjiyi kullanma konusunda aracı yani kanal yapan bir
yoldur. Reiki yapan kişinin, kendi egosunu yükseltme olanağı
yoktur ve olmamalıdır. Çünkü bunun asıl mantığında kişinin
sadece kanal olması vardır. Ve öncelikle Reiki kişide bir
arınmaya neden olmaktadır. Yani şifalandırma süreci kişinin
kendi benliğinde ve hayatında başlamaktadır. Reiki de
şifalandırma terimi sadece bedenen hastalıklar için geçmez.
Hatta beden ve fiziksel hastalıklar en son şifalandırılması
gereken olgulardır. Nedeni ise bu bedensel hastalıklar
genellikle daha içsel sorunların yansımasıdır. Reiki’nin
işleyişinde ilişkileri şifalandırma, zihni şifalandırma,
duygusal bedeni şifalandırma, iş ortamını şifalandırma gibi
farklı etki yerleri vardır. Kişinin öncelikle içsel ve ruhsal
şifalanmasını sağlayan bu sistem daha sonra fiziksel şifaya
geçmektedir. Bu yüzden Reiki de kişi önce kendini geliştirmeli
sonra diğer insanlara yardım etmelidir. Zaten Reiki'nin ilk
seviyesi buna yöneliktir. Yani kişinin kendi gelişimine yönelik
çalışmaları içermektedir.
Bahsettiğimiz gibi
Reiki kişinin hayatını şifalandırma da aracı ve kanal olmasını
sağlayan bir sistemdir. Herkes şifacı doğmamaktadır. Şifacı
doğanlar ise zaten Reiki veya başka isimli bir sistem ile (Bu
modern tıpta olabilir.) bu görevini yerine getirecektir. Bu
yüzden Reiki'nin öz mantığında öncelikle gerçek tedaviyi görmek
vardır. Yani Reiki'nin amacı tedavi yapmak olarak gösterilmez.
Var olan tedaviyi hızlandırmak ve içsel bir şifalandırma
sürecini kapsamaktadır.
Reiki
de dikkat edilmesi gerekenler
Reikinin
işleyişiyle ilgili bilgileri zaten edindikten sonra bunun dikkat
edilmesi gereken bir yanı olmadığını göreceksiniz. Sadece Usui
Reiki birinci seviye de, psikolojik hastalıkları olanlara
yapılmaması tavsiye edilir. Nedeni ise, Reiki'nin işleyiş olarak
önce bastırılmış olan hastalığı dışarı çıkartması ve sonra içten
içe şifalandırmasıdır. Çünkü gerçek şifa dönemi bunu kapsamak
zorundadır. İç bastırılmış bir sorun yada hastalık ortaya
çıkmadan şifalandırılamaz. Haliyle birinci seviyede yeterli
donanım ve eşik değerine sahip olmayan kişiler, psikolojik
hastalıkların tedavisinde zorlanabilir. İkinci ve üçüncü
seviyelerde psikolojik hastaların tedavisini hızlandırmak yada
şifalandırmak, eklenen sembollerle daha kolaylaşmaktadır. Bu
yüzden birinci seviyede psikolojik hastalıklara sahip kişilere
yapılmaması tavsiye edilir.
Bu konu dışında
Reiki de dikkat edilmesi gereken, Reiki yapacak yada Reiki'ye
sizi uyulmayacak kişidir. Bu kişinin gerçekten Reiki yapıyor ve
ilgileniyor olması gerekir. Çünkü son zamanlarda bazı maddi
çıkarlar gereği Reiki inisiyasyonu olmadığı halde Reiki
yaptığını iddia eden insanlar türemiştir. Yada farklı psişik
emelleri için Reiki yapıyorum diyen insanlar mevcuttur. Bu
yüzden Reiki yapacak kişiye yeterli bilgisi olup olmadığına dair
sorular sormanız uygun düşecektir. Bir diğer yol ise kişinin
Reiki soyağacını öğrenmek ve bu soyağacını araştırmaktır.
Soyağacı denen kavram ise; kişinin daha önce aldığı kişi, o
kişinin de daha önce uyumlama aldığı kişi ve benzeri şekilde bu
enerjiyi ilk sistematikleştiren kişi olan Mikao Usui’ye kadar
dayanan Reiki silsilesidir. Eğer isterseniz kişilerin
sertifikalarını da görebilirsiniz ama günümüzde Reiki'nin belli
bir kurumu olmadığı için herkes kendi kafasına göre sertifika
çıkarabilmektedir. Bundan dolayı asıl önemli olan Reiki yapacak
kişinin yada inisiye edecek kişinin soyağacının Mikao Usui’ye
(Tabi bu Usui Reiki sistemi ise) dayanması ve güvenilir bir
soyağacına sahip olmasıdır.
Reiki’nin dinle olan bağlantısı
Reiki’nin dinle
bağlantısı yok, bir enerji demiştik. Ama aslında Reiki'nin dinle
olan bir bağlantısı vardır. Ve bu bağlantı pek bahsedilmez çünkü
Reiki'nin ileri ki zamanlarını ilgilendirir. Her dinden insanın
hatta hiçbir dine kendini ait hissetmeyenlerin de
kullanabileceği bir enerjidir. Belli bir seviyeye kadar herkeste
Reiki işleyecek ve ilerleyecektir. Çünkü Allah’ın her kuluna
dini ne olursa olsun, nasibini ve bereketini vermesi gibi bu
enerjileri de kullanma olanağı vermesi söz konusudur. Bu
enerjilerin kullanımı kişiyi bir arındırma sürecine de soktuğu
için kişi hayatıyla ilgili daha yüksek farkındalıkta kararlar
alabilmektedir. Bu işleyişin mükemmelliğini ve işe yararlılığını
görmesi de kişiyi inançlı olmaya davet etmektedir. Ama bunlar
dışında benim ve çevremdekilerin gözlemlerine göre bir noktada
Reiki tıkanmaktadır. Bir aşamaya kadar herkes gelebilmekte ama
bundan daha ilerisine herkes gidememektedir. Tabiri caizse ondan
sonrası belki de izin verilmemektedir. Bunun nedeni ise kişide
olan Allah inancı ve teslimiyetidir. Allah inancı ve teslimiyeti
güçlü olan insanlarda Reiki daha uç noktalara yükselebilmekte,
kişi de daha ilerisine gidebilmektedir. Bu inançtan yoksun
olanlar ise Reiki de bazı aşamalara kadar gelmekte, ondan sonra
da bazı noktalarda tıkanmaktadır. Bu açıdan bakıldığında
Reiki'ye kim dine ters diyebilir? Reiki’ye kim batıl diyebilir?
Bu ithamlar yanılgı veya daha önceden değindiğim gibi “Başka
dinlere ederler.” korkusu taşımaktadır.
Öbür
taraftan her Reiki seansından sonra şükretme bölümü vardır. Bu
enerjiye kanal olabilme şansını verdiği ve bizi vesile kıldığı
için Yaratıcı’ya şükredilir. Şükretme bölümü de her Reiki
uygulayan kişinin, Reiki seansı bittikten sonra mutlaka yaptığı
bir duadır. Başlangıcında ise “Bütünün hayrına.” diyerek seansa
başlanır. Haliyle Reiki de şükür ve hayır bölümleri çok önemli
bir yere sahiptir. Bu da dinle zıtlık oluşturan, nefsi
körükleyen bir sistem olmadığının göstergesidir. Tam tersine
Allah’tan bu enerjinin en yüksek hayır için akmasını dilemek
anlamına gelmektedir. Manevi konularla ilgilenenler niyetin
gücünü bilir. Niyet etmek, birçok kapıları açmak demektir. İçten
gelen bir söylemle hayrı niyet ederek başlanılan işler, hayrıyla
devam edecek, hayırlı değilse devam etmeyecektir. Çünkü bu
söylemde bir teslimiyet vardır.
Bunlar dışında
zaten tüm yolların O’na çıktığı aşikardır. O, her şeyin tek
kaynağıdır. Ve O’na ulaşmak isteyen kişi hangi yolda olursa
olsun O’na ulaşacak yolları bulacaktır. Tasavvuf’u
incelediğimizde birlik bilincini en iyi orada görürüz. O’nun
yegane gerçek olduğunu, her şeyin onun yansıması olduğunu ve
aslında O’nun yansımasını her yerde görebileceğimizi fark
ederiz. Doğa da, şehirde de, şerde de, hayırda da, meyhanede de,
camide de… O her yerde ve tüm varoluşun üstündedir. Bu
enerjilerde aslında temelde kişiyi arındıran, yüklerinden
kurtaran, ruhsal, duygusal, fiziksel şifalandırma yaparak
kişinin yükselişini kolaylaştıran ve O’na bir adım daha atmasını
sağlayan öğretilerdir. Aslında kendini bulma yoluna girmeyi
kolaylaştıran ve bu süreci hızlandıran bir sistemdir. Kişi
arınmadan, nefsinin tam olarak farkına varmadan ve aslında
beden, zeka ve duygusal olarak dengesini sağlayamadan pek
ilerleme kaydedemez. Bu enerjilerde tampon görevi görmektedir.
Ve baktığımızda hepsinin özünde bir olduğunu görürüz. Tüm
öğretilerin farklı yollar olduğu ama her yolun isteyen, dileyen
için uzun yada kısa olarak O’na ulaştığını görürüz. Zaten
tasavvufta bize bunu söylemektedir. Yunus Emre’nin dediği gibi;
Dört
kitabın mânâsın okudum hâsıl ettim
Aşka gelince gördüm, bir uzun hece imiş”
Dinde ki bu
olgular da bizim nefsimizi eğitmek, öncelikle arınmamızı
sağlamak içindir. İslamiyet’in çok derin hatta belki de tüm
öğretileri içinde barındırabilecek ve bunları yansıtabilecek
kadar derin ve istikrarlı olduğunu görüyoruz. Ama şu anda lanse
edilen yüzeysel kısmı ile bu aktarılamamaktadır. Diğer
öğretiler, yollar ya da dinlerle bağlantılı olmayan enerjiler ve
enerjisel uygulamalar kötüleneceğine, eski tarihlerde bolca
yapıldığı gibi yine halk korkutulacağına, dinin güzellikleri ve
manevi tarafı, tasavvuf ve insani kamillerin dizeleri
yaygınlaştırılsa toplum açısından daha yararlı olacaktır.
Zaten kişi
Reiki'yi aldığı vakit bir arınma sürecine girecek, bunu dini
inançları, içsel arınmaları ve nefis terbiyesiyle birleştirerek
hızla O’na doğru yolculuğa çıkacak yani tekamülünü
hızlandıracaktır. Kendi kendimize ayrımlar oluşturup, katı bir
tutumla bu yola girdiğimizde bizi zorlu sınamalar bekleyecektir.
Ayrımların ayrımları doğuracağı da kesindir. Sistemin ismi ne
olursa olsun önemli olan özünü keşfedebilmek, özünü bulmaktır.
Dinlerin ve tüm kişisel gelişim öğretilerinin bize anlatmak
istediği ortak noktada budur. Önyargıları kırıp, yükseliş için
tabuları yıkma zamanıdır.
2005-2009
©
http://indigodergisi.com
Dergimizin linkini kaynak göstererek alıntı
yapabilirsiniz. |