Sayı 52 | Ocak 2010       Anasayfa  |  Kurumsal Reklam Blog |  Arşiv |  Gündem |  Röportajlar |  İndigo Dünya |  İnsan |  Sağlık  |  Kültür Sanat  | Çocuk  |  Eğitim  |  Çevre |  Bilim



 Paylaş


BAĞLANTILARIMIZ

Sonsuz Us

Satranç Dünyası

Sessiz Bilgi

 

 

 

Başyazar: Uzay Gökerman

Nükleer Silah ve Caydırıcı Güç Olma Politikaları

1987 yılında Sovyetler Birliği’nin son lideri Gorbaçov ile yine dönemin ABD başkanı Ronald Reagan arasında imzalanan “Nükleer Güçler Anlaşması”  ile soğuk savaş sona ermişti. O günlerin yakın şahitleri çok yakından bilirler, insanlar her gün kafalarına düşecek bir nükleer bomba senaryosunun gerçekleşeceği zamanı bekleyerek yaşamışlardı. Süper güçlerin arasındaki her anlaşmazlıkta birinin diğerine bombayı göndereceği, insanlığın sonunun geldiği yönündeki haberler manşetlere çıkmaktaydı.

Savaş sonrasını anlatan filmlerde gördüğümüz tek bir gerçek vardı; o da insanlığın düşüşüydü.

25 Mayıs 2009 sabahı Uzak Doğu’nun en uzak ülkesi Kuzey Kore yerin 10 km. altında bütün dünyayı ayağa kaldıran bir nükleer silah denemesinde bulundu.

120,540 km²  yüzölçümüne sahip, dünyanın soğuk savaş döneminden kalma birkaç komünist devletinden biri olan Kuzey Kore ilkini 2006 Ekim’inde gerçekleştirdiği bu denemeyi neden üç yıl sonra yineledi?

Bu sorunun tek bir yanıtı var; Kuzey Kore yalnızlığını eline geçirdiği nükleer silah ile caydırıcı bir güç haline getirmek, giderek değişen ve dönüşen dünya siyasetinde, elbette ekonomisinde söz sahibi olabileceği masaya oturmak istiyor. Bunu mevcut pozisyonu ile yapamayacağını biliyor, hatta ideolojisi gereği ABD tarafından düşman ülkeler kategorisinde değerlendirildiği çok ciddi ambargolarla karşı karşıya olduğu için belki de sahip olduğu silah onun son ve yegâne kozu aynı zamanda.

Peki, nükleer silaha ya da programına kimler sahiptir?

Bu gücü ilk defa silah olarak kullanan ABD başı çekiyor kuşkusuz. İkinci sırada Rusya var. Sonra, İngiltere, Fransa ve Çin geliyor. İsrail’in çok gizli bir program devam ettirdiği de çok bilinen bir gerçek. Hindistan ve Pakistan’ın çok uzun yıllardır nükleer silah programını yürüttüğünü hatta sahibi olduğunu biliyoruz. İran geçtiğimiz sene “enerji odaklı olmak üzere” programı başlattığını açıklamıştı. Kuzey Kore ise atık bu bombayı kullanabilecek duruma gelmiş.

Denemenin ardında nükleer güce sahip bu beş ülkenin öncülüğündeki BM Güvenlik Konseyi hemen toplanıp, Kuzey Kore’yi “şiddetle kınadıklarını” ifade eden bir bildiri yayınladılar.

Burada bir çifte standart olduğuna hiç şüphe duymuyorum.

Nükleer silah ya da enerji konularındaki düşüncelerim arşivlerde duruyor. İnsanlık enerji konusundaki ihtiyacını nükleer olmayan yollardan da elde edebilir düşüncemi koruyorum.

Kuzey Kore’nin bu eylemini de asla destekliyor değilim. Kuzey Kore’nin devlet duruşundan da rahatsızım. Stalinist ya da Maoist bir sosyalist örgütlenmenin doğru bir model olmadığı da ortada.

Egemen güçler olarak ifade edeceğimiz ülkelerin üçüncü dünya ülkelerini seçeneksizleştirmeleri ve o ülkelerin varoluşlarını yine egemenlerden aldıkları caydırıcı olma modelini kullanarak bir çıkış yolu bulmaya çalışmalarının sonucunu doğurduğunu düşünüyorum.

Kuzey Kore’nin bu hareketi dünyada silah ticaretine bir ivme kazandıracaktır. Daha şimdiden, Japonya, Güney Kore kendisine yönelen sıcak tehdit karşısında güvenlik tedbirlerine yönelmeye başlamıştır. Silah sanayini elinde tutanların da Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyeleri olmaları ayrı bir mizah malzemesidir.

Dünyayı yeni bir kargaşa ortamına sokacak; Obama’nın getirdiği barış rüzgârlarını derinden sarsacak bu eylemin geri planında yatan zorunluluğun ne olduğunu doğru değerlendirmek gerekiyor. Bu krizden çıkış için Kuzey Kore’ye daha ağır yaptırımlardan çok uzlaşmacı ve onu dünya siyasetine çekici yaklaşımlar doğru formül olabilir. Çünkü zaten krizi yaratan şey bu yalıtım ve yaptırımın gücüdür.

Krizden ve şiddetten nema elde etme siyasetinin dünyada egemen düşünce olmaya devam etmesinin bir uzantısı olduğunu unutmadan asıl bu politikaları değiştirerek daha yaşanabilir dünya yaratabileceğimizi göz önünde tutmalıyız.

Yoksa yeni bir silahlanma dalgası ve caydırıcı güç politikası ile dünyamız bir kere daha gerilecektir. Bu Uzakdoğu’da Kuzey Kore, Ortadoğu’da İran, Amerika kıtasında da Venezüella odağında olacaktır.

Egemen güçler bu odakların olmasına ihtiyaç mı duyuyorlar? İlk cevabını arayacağız soru budur. Sonra çözüme geçebiliriz.


Krizi tırmandıran süreç

Ekim 2006 - Kuzey Kore yer altında bir nükleer deneme yaptı.

Şubat 2007 - Kuzey Kore, yakıt yardımı karşılığında ana nükleer reaktörünü kapatma sözü verdi.

Haziran 2007 - Kuzey Kore Yongbyon'daki ana reaktörünü kapattı.

Haziran 2008 - Kuzey Kore, uzun süredir beklenen nükleer varlıklarına dair beyanı yaptı.

Ekim 2008 - ABD, Kuzey Kore'yi terörizmi destekleyen ülkeler listesinden çıkardı.

Aralık 2008 - ABD'nin enerji yardımını askıya alma kararının ardından Pyongyang yönetimi, nükleer programını tasfiye çalışmasını yavaşlattı.

Haziran 2009 - Kuzey Kore, "düşmanca niyetleri" olduğunu söylediği Güney Kore ile tüm askeri ve siyasi anlaşmaları iptal ettiğini açıkladı.

Nisan 2009 - Pyongyang iletişim uydusu taşıdığını söylediği bir roket fırlattı.

25 Mayıs 2009 - Kuzey Kore, ikinci bir nükleer deneme yaptı.

Veri Kaynak: BBC Türkçe



Nükleer Silah ya da programı olan ülkeler

Ülke

Aktif savaş başlıkları/toplam*

İlk Test Yılı

NPT'ye göre beş "Nükleer Silahlı Devlet"

 ABD

5,735[1]/12,000[2]

1945 ("Trinity")

 Rusya (eski SSCB)

5,830/16,000[3]

1949 ("RDS-1")

Birleşik Krallık İngiltere

200[4]

1952 ("Hurricane")

Fransa Fransa

350[5]

1960 ("Gerboise Bleue")

 Çin

130[6]

1964 ("596")

Diğer bilinen nükleer programlar

Hindistan Hindistan

40-50[7]

1974 ("Smiling Buddha")

 Pakistan

30-52[8]

1998 ("Chagai-I")

 Kuzey Kore

1-10[9]

2006 (Unknown title)[10]

Bildirilmemiş nükleer silahları olan devletler

 İsrail

75-200[11][2]

yok/bilinmiyor veya 1979 (Vela Incident)

Veri Kaynak: Vikipedi


  2005-2009 © indigodergisi.com


  Dergimizi kaynak gostererek alinti yapabilirsiniz.

 Bookmark and Share   Paylaş


YAZAR HAKKINDA

Uzay Gökerman 1969, İstanbul doğumlu. Makine Mühendisi. Profesyonel iş yaşamının dışında roman, öykü, makale, araştırma, köşe yazıları, serbest deneme çalışmaları var. 2001'den beri yoga, meditasyon, spiritüel konular üzerine yoğunlaşarak yazıyor. İndigo Dergisi'nde Başyazar olarak görevini sürdürüyor.

Detaylı Bilgi


E-posta: uzay@indigodergisi.com



  Yazara Ait Son Yazılar

 

Modern Dünyanın “Somalili Korsanlar” Uzerindeki Hukuk Gücü

Nükleer Silah ve Caydırıcı Güç Olma Politikaları

"Fast Seks" Zamanımızın İlişkileri Getirdiği Nokta

Dizginlenemeyen Duygumuz: Kibir

Yaklaşan Yerel Seçim Bildirisi; İstanbul’umuz Önemlidir!

Davos ve Türkiye’nin Geleceği

Ergenekon Nedir?

Özür Dileme Kampanyası Ekseninde; Türkiye’de “Demokrasi” Tartışması

Ekonomik Kriz ve Kapitalizmin Sonu

Masumiyet Müzesi’nde Bekâret Sorunu

Amerika’daki Kriz

Bireyden, Bireyciliğe, Bencilliğe…

Batılılaşmak ya da Batılılaşamamak  

Türkiye’deki Yeni “Nihilizm”

İncesaz, Alaturka Müziğin Taşıyıcıları

Türkiye 1 Mayıs Eşiğini Aşmalıdır!

Alışveriş Merkezleri

Kadınların Kurtuluşu: Erkek gibi olmak mı?

Recep İvedik Yaşıyor Mu?

Kadın Bedeni Metadır!

Anadolu’nun İstediği “Öteki”

Nasıl Görmek İstiyorsanız O Şekilde Bırakınız

“Şekilsel” Türbanın Yozlaşması


 

 


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2010 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi’nden kopyaladığınız her yazı için mutlaka yazı linki kaynak olarak gösterilmelidir.

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

 İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam | Telif ve Kopyalama Hakkı