|
Röportaj:
Burcu Özgeçen
Kültür ve Sanat Haberleri
|
Haziran 2009
OĞUZ TURGUTGENÇ
“Genç
Yetenek”
Bu ay ve daha
sonraki aylar, İndigo çatısı altında yazma enerjimi röportajlara
yönlendirmek istedim. Saint Antuan kilisesi bahçesinde duyduğum
bir şarkı melodisini bilgisayardan geliyor sanırken, elinde
bilgisayarı olan sevgili Oğuz söylüyormuş meğer şarkıyı... Her
şey bir laf atışımla başladı… Bu nedenle bu ay size Oğuz
Turgutgenç’i bir parça tanıtmak istedim…
“Hepimiz çukurdayız ama kimimiz yıldızlara
bakıyor”
~
Oscar Wilde
“Yeryüzündeki en büyük dil sevgidir...”
1980 yılında
Kocaeli’nde dünyaya gözlerini açan Oğuz Turgutgenç, Hacettepe
Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü oyunculuk
mezunu ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Modern Dans
Bölümü mezunu. Yer aldığı bazı projeler ve gösterimler: Dicle
dizisi, Aida İstanbul Devlet Opera ve Balesi, Bağlar Dans
performansı, Leyla ve Mecnun - İstanbul Şehir Tiyatrosu, Hatırla
Sevgili dizisi (Hüseyin İnan rolüyle), Akbank reklamı…
Röportaj:
Burcu Özgeçen
|
Fotoğraf:
St Antuan’dan bir gönüllü vatandaş
J |
 |
Oğuzcum seni henüz tanımayan okuyucularımıza
tanıtmak için en son gösterinden soru sormaya başlamak
istiyorum. Ben Galata’daki gösterimine katıldım, bildiğim
kadarıyla cevahirde de oynadı aynı gösteri. Pek çok profesyonel
isimle beraber çalışılmış bir eser. Bize kısaca bu gösteriden,
içeriğinden ve kimlerin yer aldığından bahsedebilir misin?
(Benim
izlediğim gösteri, Bağlar adlı bir modern dans gösterisiydi.)
“Bağlar”, dört
koreografın yaptığı, insanın hayattaki bağımlılıkları ve
bağları, başkalarıyla oluşan bağları, yönetilme ve yönetme
üstüne kurgulanmış bir eser. İnsanın bağımlılığını konu alıyor.
İnsan bağımlı bir varlık olarak, bağımsızlığını arıyor. Dört
bölümden oluşuyor: Örneğin Romeo – Juliet (aşkın
bağımlılığı)…Benim oynadığım kısımda uyuşturucu bağımlılığı
anlatılıyor: Ben uyuşturucu satıcısıyım ve bana eşlik eden
arkadaşım alıcı... Bir diğer bölümde mesela, kadının toplum
üstündeki figürü de konu alınıyor.
Bağlar performansı ile ilgili ayrıntılı bilgi
 |
|
Leyla ve Mecnun |
Konu ve bu gösteri sana ne kattı?
Konu ilgimi çekti.
İnsanın özgürlüğünü aradığını, ancak tamamen özgür kalamayacağı
için onu saran çerçeve ile barışması gerektiğini anlattı bana.
Hayatta tanrıyı oynamamak gerektiğinin farkındayım. Daha çok
çağdaş eserlerde yer aldım. Bu eser, hikâye ve bu hikâyenin
sunumu olmasından ötürü daha klasik bir yapıda. Bu açıdan benim
için bir değişiklik ve farklı bir deneyim oldu.
Şu anda gördüğüm Oğuz’u çocukluğundan bugünlere
getiren pek çok ilgi alanı ve merakları olmalı. Bize
çocukluğundan ve eğitiminden bahseder misin?
Ailem beni sanata
iten bir faktör olmadı. Nedenini bilmiyorum. Doğa ile empati
kurarak çocukluğumu geçirdim. Yaratıcı sürecimin doğa ve
çocukluğumla beslendiğini düşündüm ve doğa benim en temiz
penceremdi. Zamanla hayatı öğrendim. Bu noktayla devam ettim.
Takaslar olsa da, … Lezzetli yemek yapmak için başka bileşenler
de var, soğuk ve sert yüzü dışında(hayatın). Eğer gerçekten bir
şeyi seviyorsan o gerçekleşiyor.
Çok meraklı
biriyim. Şarkı- dans- oyunculuk odaklarına ilgim vardı. Nedenini
bilmiyorum.
Oyunculuk:
Kocaeli bölge tiyatrosunda yaşam buldu arkadaş desteği ile.
Hayal ettim, hayalime sahip çıktım ve konservatuar sınavlarına
hazırlandım. Üniversite sınavlarına hazırlanmak gereksiz
geliyordu, dershaneye gittim ailemi susturmak içinJ.
Turizm ve Otelcilik bölümü ile konservatuarı kazandım aynı sene.
Annem sorduğunda onu inandırmayı başardım(konservatuar
konusunda). O bunu kabul etmese bile kaçacağımı biliyordu.
Her şey başladı
ondan sonra. Merakımı hiçbir zaman bitirmedim. Hiçbir zaman sona
inanmadım. Konservatuar sürecinde şan eğitimi aldım. Dans
hocamla sıkı bağlantılar kurdum ve dans bölümü derslerine
girmeye başladım. Bu merak beni 2. üniversite’de buldurdu
kendimi. Mimar Sinan Modern Dans Bölümü’nü ikinci üniversite
olarak okudum. Oyunculuk bölümü son senesinde şarkı söyleme
merakım (Meraklı! – gülüşmeler), İtalya’da konservatuarın şan
bölümü sınavlarına sürdü beni. Sınavı kazandım fakat gidemedim.
Hiç üzülmedim çünkü hayalim opera değildi. Dans benim için en
iyisiydi. Ama hala şarkı söylüyorum ve bir gün profesyonel
olmaya da niyetliyim.
 |
|
Dicle dizisinden
bir sahne |
 |
|
En solda
Oğuz
Turgutgenç- Dicle dizisi kadrosu |
Böyle bir insanın iç dünyası ve hayata bakış
açısı hepimizin ilgisini çeker herhalde. Bize bu anlamda Oğuz’un
dünyasını – ya da benim deyimimle Evren’ini – anlatabilir misin?
Oscar Wilde’ın bir
sözü var “ hepimiz çukurdayız ama kimimiz yıldızlara bakıyor”…
Aslında çok uç iki dünya var, tamamen bir kişi olduğumu
düşünmüyorum hayatta. Ve küçük ya da büyük bir şey istemeden
önce mutlaka hayalini kuruyorum. Tamamen şehrin gürültüsünden
uzak, doğaya karışmış biri olmaya çalışıyorum elimden
geldiğince. Hayatı bir sihir olarak görüyorum. Tesadüflere
inanmıyorum. Ve mutlu olmanın hiç zor olduğunu düşünmüyorum.
Tanrı’dan hep doğru zamanda doğru yerde olmayı dilemişimdir. Her
şey bana ilham verebilir. Ayrıntılarda yaşarım, hiçbir şeyin
kendini tekrar etmediğine inanırım, en basit şeyin bile.
Büyümek
istemiyorum! Ama hayattan kaçmak da istemiyorum. Ölümle çok
barışığım ve hayatın iyi ya da kötü sürprizlerine açığım. Dünya
insanı gibi yaşamak taraftarıyım. Her şeyden bir parça ama her
şey olmayacak kadar başka biri, başka bir şey.
Aynı anda pek çok konuyla iletişim kuran biri
olarak kendinle kurduğun ilişki nasıl?
Aynı anda birçok
şeyi yapmaya çalışan ve yaparken kaçınılmaz karışıklığa maruz
kalan biriyim. Ama insanın birçok şeyden beslenebilmesi çok
güzel. Yalnızca bir ilgi alanı beni asla hayatta tutamazdı
zaten.
Sence, görsel mi, dokunsal mı yoksa işitsel
birimisin? Ya da hepsi mi?
Görmeyi çok
seviyorum ve duymayı kesinlikle! Dokunma konusunda ise çok
seçiciyim. Bu sokakta gördüğüm kirli bir hayvana dokunma
endişesi değil. Dokunmak istediğim şeyde ciddi ruhsal bir
özgürlük yakalamam gerekiyor. Dokunmak o kadar basit bir şey
değil.
Kişisel gelişimin adına yaşama geçirdiğin
ritüellerin ve inançların var mı?
Bence yaşam
başlı başına bir ritüel. İnanç çok sonsuz ve sonsuz bir dille
ifade edilebilir. Önce, samimi olmak önemli olan. Ve kendinle
yüzleşebilmek bu hayatta. Sen ne kadar kapını açarsan hayata ve
insanlara, onlar da seni yalnız bırakmazlar. Paylaşmak! Önemli.
Burada bir yalnızlık fobisi yokJ.
Yalnız kalmamayım diye kapılarımı açıyor değilim…
Bize tüm bunların dışında gündelik yaşamındaki
ilgi alanlarından bahseder misin?
Huhuuuu!
Eskici
dükkânları, mısır çarşısı gibi yerleri eşelemeyi çok severim.
Mutlaka düşeş bir şey bulurum, ciddi maddi bir şeyin manevi bir
mutluluğa dönüştüğü andır. Eskiyi severim, eski olan ve
yaşanmışlık kokan her şeyi severim. Aslında çok evcimen biriyim.
Bu yüzden de mutlaka kendi kendime yaratıcı olmaya çalıştığım
anlar olabilir. Bisiklet kullanmayı çok seviyorum. Koreografi
yapmayı çok severim. Elimden geldiğince, kalem tuttuğumca yazı
yazmaya çalışıyorum. Ve o esriklikle yazdığım şeyle tür problemi
yaşıyorJ.(gülüşmeler)
şarkı söylemek bir varoluş benim için. Repertuarımı
genişletiyorum elimden geldiğince.
 |
|
Dicle dizisinden
bir sahne |
Ne tür müzikler dinlersin?
Müzikte asla ırkçı
değilim. Müzik ayırmam, seçmem. Bir şeyi dinlemek istersem o
kendini dinletir bana. Bazen bir şarkıyı, bir geçişi ya da bir
yeri için de dinleyebilirim. İçimdeki müziğe asla haksızlık
etmem. Björk, Sezen Aksu, Yansımalar(Bab- ı esrar) , Era,
İspanyol müzikleri, bazen opera, türkü de dinlerim.
İnsanların seni önyargısızca hangi yönlerinle
kabul edip sevmelerini isterdin? Mesela sokakta çıkıp
bağıramadığın bir hayalin, ya da yaptığın en gerçeküstü davranış
ya da gerçekleştirilmeyi bekleyen projen nedir?
İnsanların beni
olduğum gibi kabullenmesini çok istiyorum. Bana karşı savunma
mekanizmalarını yok etmelerini ve benim kendime dair bir şeyi
kişisel algılamamalarını… İçlerinden gelen her şeyi keşke bana
açıkça sorabilseler. Çok fazla değişken biriyim, bu bazen
kaoslara neden olabiliyor, bunu anlamalarını isterdim.
Romantizmimi ve
melankolik yanımı hoş görmelerini beklerdim. Bazen bana başka
bir yüzyılda yaşıyormuşum gibi davranmasalar çok daha iyi
olabilir. İnsanları asla değiştirmek için uğraşmam, kendi mutlu
olacağım yeri bulmayı ve onu aramayı kutsal bulurum. Onu
yapabileceğim yere gitmek isterim. Tepeden gelme kurallar asla
gerçekçi olamazlar, yaşayamazlar. Yaşadığım ve kesiştiğim
kadarını güzel kılmak, anlamlandırmak, özel kılmak çok daha
olumlu bence. Herkesin hayalini gerçekleştirebileceği bir yer
vardır diye düşünüyorum. Ama küçük ama büyük. Önemli olan
insanın kendine yetebilmesi.
Bize sadece Oğuz’ca dan bahset… Bu Oğuz’un tüm
evreninin en sıcak ve samimi köşesi olsun, seni sen olarak
içimize alalım…
Hayata zeytin dalı
uzatıyorum. Doğayı içime çekiyorum. Hayvanlar benim dostum.
Yeryüzündeki en büyük dil SEVGİ’DİR bence. Neden savaşırız
anlamıyorum. Biraz hedonistim: keyif almak için yaşarım.
Hissetmediğim hiçbir şeyi paylaşmamaya çalışıyorum, yani sahte
olmamaya... Kaybetmekten korkmuyorum. Hayatın ve insanların
sürekli, her gün yenilendiğini düşünüyorum.
***
Benden not: ‘Tüm bu röportaj
boyunca Oğuz’u tanımak çok dingin ve huzur verici,
eğlenceliydi... Yeni bir dünyayı sizlerle paylaşmanın iç
huzurunu yaşıyorum…’
Fotoğraf: Burcu Özgeçen
|