|
Yazar: Hale
Karaarslan
-
Mayıs 2009
Niçin Yalan Söyleriz? Özümüz ve Sözümüz Bir Olamaz mı?
Niçin
yalan söyleriz? Diğerimiz için, kaybetmekten korktuğumuz için,
güya üzmemek, üzülmemek için…
Yapabileceğimiz
ve yapamayacağımız şeyler taa küçük yaşlarda öğretilmiş, bu
bilinç kalıplaşmıştır beynimizdeki diğer kalıplar gibi.
Niçin kırılırız?
Sevgiyi nasıl
yaşayacağımız, nasıl en güzel ifade edebileceğimiz
öğretileceğine, kırılmasın, kırılmayalım diye “beyaz yalan-siyah
yalan” diyerek yalanlara başvurmamız öğretilmiş, hatta
tembihlenmiştir. Yalanı büyüklerimiz örnek-model olarak bizlere
sunmuşlar, sevgiyle yetiştirecekleri yerde, korkuyla yetiştirme
yoluna gitmişlerdir. Hep koruma güdüsüyle, korkuyu
bilinçaltlarımıza ekmişlerdir kendilerine de yapıldığı gibi.
Oysa yalandan korusalardı bizleri… Kendimize yalandan,
dolayısıyla başkalarına yalandan…
Yalan, kendimize
yalandır bir bilebilsek! Bize yalan söylenmesini asla istemeyiz,
ama yine de başkalarına, hatta kendimize bile yalanlar
söyleyerek, kendimizi de uyuturuz… Toplum bilinci tarafından
ekilen tohumlar korku ve yalan üzerinedir.
İllüzyon bir
dünyada yaşamayı neden seçelim?
İnsan, yalan
söylemek zorunda mıdır? Neden bize yalan söylenir?
Hayır
diyemediğimiz için! Üzüleceğimiz, kırılacağımız için,
sevilmeyeceğimizi düşündüğümüz için, birlikteliğimizden
hoşlanılmadığını düşünmememiz için, kırıldığımızın bilinmemesi
için, diğer bir kişiyi daha fazla sevebildiğimiz için, ona daha
fazla değer verdiğimizin sanılmaması için vs.
Peki, öyle midir?
“Bize hayır
dendiği zaman niçin kendimizi eksik hissedelim ki? Söylenen
‘hayır’ kelimesi, diğer kişinin yaşam alanı! Diğer kişiye hayır
diyebilme özgürlüğünü veremememizin sebebi yine korkularımızdır.
Kendisini seven, diğer kişinin mutluluğu için sevgiyi seçer her
durumda…
Sevgiyi bir
başkasına da, herkese duymamızın, daha çok yaşamamızın
mutluluğunu niçin en yakınlarımızla yaşarken saklama yoluna
gideriz de paylaşma yoluna gidemeyiz?”
sorusunu kendimize soralım önce… Bizim mutluluğumuz niye onu
mutsuz ediyor? Paylaşamamak! Sevginin sınırlı olduğunu düşünmek!
Daha az sevilme
korkusu! Değersizlik korkusu! Sevilmeme korkusu! Yetersizlik
korkusu!
Tüm mesele,
korkunun bedenlenmesindedir gördüğünüz gibi. ‘Sevgi’ yok
içinde! Sevgi bilincinin bedenlenmeye başlamasıyla,
bilincinizdeki tüm korku tohumları aydınlanmaya başlar.
Olmadığınız bir şey ya da biri gibi davranmaya son vermeye
başladığınızda, bir yeniden programlanma başlar. Siz
programladıkça kendinizi, sevgi bilincine uyamayan insanlar
yaşamınızdan kendiliğinden çekilirler. Kendinizi
uyutulmuşluktan, yanılsamalardan çıkararak, özgürleştirmenin
hafifliğini yaşamaya başlarsınız. Başkaları ve toplum tarafından
empoze edilmiş tüm bilinç kalıpları da sizi birer birer terk
edecek. Sınırlılıklar kalkacak, bambaşka bir dünyanın kapıları
açılacaktır önünüze. Kendinize giden bir kapıdan, ancak ‘siz’
sandığınız her şeyden özgürleşerek girebilirsiniz. Ve
yalanlarınızdan…
Ne savunulacak, ne
de ispat edilecek bir siz vardır! ‘Gerçek Siz’ sadece
sevgisiniz! Gerçek sizin farkına varmaya başladığınızda,
inkar ederek gölgelediğiniz kendinizi saklamaktan, kendiniz
olmaya geçiş başlar. Hakkınızdaki gerçek sizi bulmanın
huzuruyla, içten bir tavır size hakim olur, kendinizi yaşayarak,
sizi ilan edersiniz tüme.
Yalanlar
dünyasından kendi gerçek size geçtiğinizde ne olur?
Gerçek sizi
etrafınızdaki en yakınlarınıza ve sonra çevrenize ilan etmeye
başladığınızda, sizinle uyum içinde olamayan her şey ve herkesle
ilgili bir direnç yaşanabilir, bu çok doğaldır. Bir temizlenme
ve dönüşüm gerçekleşmektedir. Hediye gelmek üzeredir…
Sevgi ve aşkı
bedenlemeye hazırsınızdır artık! Neden ben aşkı yaşayamıyorum
diyen, sorgulayan, bunun acısını çeken kişiler için artık hüzün
bitmiş ve sevgiliyle kavuşma başlamıştır. Aşk yaşama geçmek için
hazırdır, yine sizin tarafınızdan…
Sevgi
dönüştürücü müdür? Yalansız mıdır? Korkusuz mudur?
Sevgiyi
hatırlayınca, içimizde bir yerlerde Tanrı’nın kıvılcımının
yanmaya başladığını görürüz pek çoğumuz. Yandıkça büyür,
sevdikçe besleriz yangını. Taa ki egolarımızı yakana kadar. Aşk
bizden görülene, aşkı görene kadar! En derinlerdeki Tek gerçek,
AŞK! Bunu bilene, içselleştirene kadar…
Kalbinizden
düşünerek, herkesin kazandığı bir dünyada sadece sevgi vardır.
Zihniniz bunun muhteşemliğini hissetsin izin verin. Sevginin
muhteşemliğini hissedin zihninizde eşsiz sessizlik içinde
mutlulukla dans ettiğinizi göreceksiniz. Neşe eşlik edecek bu
duruma. Niçin anlatıyorum bunları? Böyle bir sevgi ve aşkı
bedenleyen için, içindeki özü dışa yansıtmaktan başka yol
yoktur. Yalan, kendine yalandır. Ve yalanlar içinde yaşayamaz
böyle bir öz! Sevgi bilincine geçen kişi her durumda sevmeye
devam eder. Korku yoktur, sevginin iyileştirici gücüyle yeni bir
‘siz’ ortaya çıkmıştır.
Sınırlı düşünce
kalıplarından özgürleşme başlar. İnsan, bilincini genişleterek,
özü yaşama yolunu seçerek, kendisine hizmet yoluyla, dünyaya
hizmet eder. Tanrı ve ruhuyla içindeki Birliği yaşamak,
çabasızca, yaşamla akarak, seçerek ve kabul vererek, olana
teslim olarak…
Kendisini bilen
kişi, kendisiyle de BİR’liği bulur, yaşar. Ve yepyeni bir
SEN’i yaratan olur. Bu sen için, yalanlar yoktur. Uyku
yoktur. Ve özündekinin güzelliğini, kendini görenlere yansıtma
başlar. Tırmanılacak bir tepe yoktur. Zaten o, O’dur! Bu yolun
kendisi size gider, içsel, çabasız ve muhteşemdir…
|