|
Editör:
Gülşen Kaş
- Nisan 2009
Kuran ve Mucizeleri
Kuran'da daha
önce farkedilmemiş şaşırtıcı bilimsel gerçekleri, yaptığı
çalışmalar sonucunda bizlerle paylaşan Dr. Ömer Çelakıl, son
araştırmalarında insanlığa faydalı olabilecek pek çok bilginin
olduğundan bahsederek, bunlardan birisinin de insanlarda
algılama sorunlarına çözüm olacak bir cihaz olduğunu belirtiyor.
Dr. Çelakıl,
cihazın test aşamasının henüz bitmediğini ancak, birkaç ay
içerisinde cihazın tamamen insanların kullanımına
sunulabileceğini ifade etti. Kuran'da insanların yararına
olabilecek pek çok bilginin bulunduğunu ve bu bilgilerin somut
bir hale gelebilmesi için çalışmalarına devam ettiğini bildirdi.
Dr. Ömer Çelakıl'a Kur'an-ı Kerim hakkındaki en çok merak edilen
soruları sorduk.

Röportaj:
Gülşen Kaş
Yaptığınız araştırmalarda ve yazdığınız
kitaplarda, Kuran'da insanı ve evreni anlatan (ancak bilimsel
araştırmalar yapılarak elde edilebilecek) pek çok surede
şifreler olduğundan bahsettiniz. İlk olarak sormak istediğim
Kuran'da insanoğlundan nasıl bahsediliyor?
Dr. Ömer Çelakıl: Kuran'da
insanoğlunun karakteristik özelliklerinden bahsedilir. Mesela
insanoğlunun aceleci yani bir anlamda sabırsız olduğundan söz
edilir. İsra suresi 11.ayette bu özellikten şöyle bahsedilir "İnsan hayrı istediği gibi şerri de ister. İnsan pek
acelecidir.
"Ayrıca Enbiya suresinin 37.ayetinde de bu konuya
değinilir: "İnsan aceleci olarak yaratılmıştır. Size yakında
alametlerimi göstereceğim. Şimdi siz acele etmeyin"
İnsanı tanımlarken kullanılan
diğer bir özellik ise "Hırslı" olmasıdır. Mearic suresi
19.ayette şu şekildedir: "Gerçekten insan, pek hırslı
yaratılmıştır." Bunlarla birlikte insanoğlunun tartışmayı seven
bir yapısı olduğundan söz edilir. Kehf suresinin 18.ayetinde
şöyle
geçer:
"Doğrusu biz bu Kur'an'da insanlar
için her türlü misali saymışızdır. Fakat insanoğlu tartışmaya
her şeyden çok düşkündür"...
Dinimizin kolaylık dini olduğu
söylenir aslında bu doğrudur çünkü;
Kuran'da insanoğlunun yük ve sorumluluklarını azaltmaya yönelik
hükümler mevcuttur. Nisa suresi 28.ayette insanın zayıf olduğu
vurgulanır: "Allah sizden (yükünüzü) hafifletmek ister; çünkü
insan zayıf yaratılmıştır."
İnsanoğlunun ısrarcı kişiliğinden
ise İsra suresinin 89.ayeti bahseder:
"Muhakkak
ki biz, bu Kuran'da insanlara her türlü misali çeşitli
şekillerde anlattık. Yine de insanların çoğu inkarcılıktan başkasını
kabullenmediler."

Peki Kuran'da
insanın nasıl oluştuğuna dair bir bilgi var mı?
Dr. Ömer Çelakıl: İnsanın
yaratılışına ve embriyolojik aşamalara da Kuran'da kısaca işaret
edilir. Örneğin doğum öncesi anne karnındaki embriyonun
gelişiminin 3 bölgede olduğuna dair işaretler mevcuttur.
Kuran'da anne karnındaki 3 karanlık evreden bahsedilir "... Sizi
annelerinizin karınlarında, üç karanlık içinde, bir yaratılıştan
sonra (bir başka) yaratılışa (dönüştürüp) yaratmaktadır. Zümer
Suresi, 6)"
Ayette belirtildiği gibi
modern embriyoloji de 3 karanlık evreden bahseder bunlar
şöyledir:
•
Batın duvarındaki karanlık
evre
•
Rahim duvarındaki karanlık
evre
•
Amniyon zarının karanlık
evresi
Ayrıca Kur'an, insanoğlunun
yaratılışına değinirken bildiğiniz gibi Su ve Toprak
elementlerinden söz eder. Kuran'ın indirildiği dönemde hücreleri
inceleyecek mikroskobik cihazlar yoktu ve hücrelerimizin büyük
oranda sudan oluştuğu bilinmiyordu. Bildiğiniz gibi insan ve
diğer canlılardaki hücreler %70-80 oranında sudan oluşur ve
Kuran da bu konuya şu ayetle işaret eder:
"Allah, her canlıyı sudan
yarattı. İşte bunlardan kimi karnı üzerinde yürümekte, kimi
iki ayağı üzerinde yürümekte, kimi de dört (ayağı) üzerinde
yürümektedir. Allah, dilediğini yaratır. Hiç şüphesiz Allah,
herşeye güç yetirendir." (Nur Suresi, 45)

Kuran'da bahsedilen diğer element
ise topraktır. Gerçekten de toprakta bulunan karbon, fosfor,
hidrojen, nitrojen gibi onlarca element insan hücrelerinde de
bulunmaktadır.
Kadın ve Erkek kromozomları arasında fark var
Kuran'da
yaptığınız araştırmalarda
"DNA
ve RNA"
kelimelerinin geçtiğinden bahsediyorsunuz. Sadece
"RNA
ve DNA"
olarak mı bahsediliyor yoksa daha ayrıntılı bir bilgi var mı?
Dr. Ömer Çelakıl: Önceki
çalışmalarda DNA terimine işaret edildiğini dile getirmiştim.
D-N-A harflerinin Kuran'da nerelerde yan yana geldiğini
incelediğimiz zaman en fazla 18.surenin 65.ayetinde geçtiğini
görüyoruz (Arapça'da Dal-Nun-Elif).
Bence bu ayetin numarası (18:65)
genetik bilimin ve DNA tarihinin başlangıç yılı olan 1865 yılına
işaret ediyor yani Mendel'in genetik kanunlarını keşfettiği
yıla. Fakat diğer nükleik asit olan RNA molekülünden
bahsetmemiştim. Bu molekülle ilgili de bazı ipuçlarına rastladım
fakat çalışmalar henüz bitmediği için kesin bir bilgi
sunamıyorum. Kuran'da geçen "Raina ve Unzurna" kelimeleri her
zaman tefsircilerin dikkatini çekmiştir. Çünkü o dönemdeki bazı
kişiler bu tür kelimeleri, harf benzerliklerinden dolayı
İbranice ve Süryanice'deki bazı kelimelerle değiştirip farklı
anlamlarda kullanabiliyorlardı. İlginçtir ki RNA harfleri de
Kuran'da ilk olarak bu kelimelerin içinde geçer. UnzuRNA
kelimesinin son üç harfi bu molekülün ismiyle aynıdır. Ayrıca
RaiNA kelimesi de okunuş bakımından benzerdir. Bu iki kelime
Kuran'daki binlerce ayetin arasında sadece 2 defa
geçmektedir.(2:104 ve 4:46) Bunlardan Nisa suresinde olanı bence
mucize bir işaret sunmaktadır. Çünkü RNA harflerinin hemen
ardından gelen ayetlerde DNA ve RNA moleküllerinin geometrik
şekillerine dair işaretler yer alıyor. Öncelikle DNA-RNA
molekülünün geometrik şekli hakkında kısaca bilgi verelim.

Bilim tarihinin en önemli
olaylarından birisi DNA-RNA moleküllerinin yapısının ve şeklinin
çözülmesidir. DNA modeli çift sarmal şeklindeydi yani iki adet
iplikçikten oluşuyordu (RNA ise tek iplik şeklindedir-Grafiğe
bakınız) Sarmal ipliklerden yani bükülmüş ipliklerden oluşan DNA-RNA çoğunlukla hücre ÇEKİRDEĞİ içindeki kromozomlarda
bulunur. Zaten kromozom dediğimiz de DNA'dan oluşan iplik
yumakları gibidir. Eğer kromozomlarda yumaklanmış(sıkıştırılmış)
DNA iplikçiklerini açabilseysik ortaya metrelerce uzunlukta DNA
iplikleri çıkardı. Özet olarak DNA ve RNA hücre
ÇEKİRDEĞİNDE bulunan çok ince BÜKÜLMÜŞ (sarmal) ipliklerdir.
Fakat hücre içindeki bu iplikleri mikroskop olmadan kesinlikle
göremeyiz.
Hatırlarsanız
önceki çalışmalarımızda "Nisa suresinde" kadınların
kromozomlarına yani DNA yapılarına ve genetik kopyalamaya
(DNA transferiyle) işaret
eden ayetleri sunmuştuk. "UnzuRNA ve RaiNA" kelimeleri de yine
aynı Nisa suresinde geçer (Nisa 46.ayet). "Mealleri veya
tefsirleri incelerseniz işte yine tam bu surede yukarıda DNA-RNA
için kullandığımız "çekirdekteki bükülmüş iplikçikler"
ifadesini siz de görebilirsiniz. Evet bilim adamlarının
DNA-RNA'nın şekli için kullandığı bu ifade Kuran'da da
geçmektedir ve bence bu mucizevi bir tanımlamadır çünkü asırlar
önce mikroskop yoktu ve yakın tarihte keşfedilen bu bilgiden
kimsenin haberi yoktu. Nisa suresinin 49. ve 77.ayetlerinde
kullanılan Fetil kelimesi tefsirlerde hurma çekirdeğinin içinde
görülmeyecek kadar küçük olan "iplik
ve bükülmüş şey"
şeklinde tercüme edilmektedir. (Örneğin Taberi tefsirinde)
Aslında bu kelime Arapça'dan bizim dilimize de geçmiştir.
Osmanlıca sözlüklere bakarsanız "Fetiyle" kelimesinin
"bükülmüş ince İplik"
şeklinde çevrildiğini görebilirsiniz.
Bu kelime bazı meallerde "kıl" veya "ip" şeklinde
çevrilmiştir fakat bizim sunduğumuz çeviri en fazla kabul gören
çeviridir. Zaten sonraki ayetlerde "çekirdek oyuğu-tomurcuğu"
ifadesinin tekrar kullanılması da sunduğumuz bilgiyi
desteklemektedir.

Kadınlarla erkekler arasında genetik olarak bir
fark var mı?
Dr. Ömer
Çelakıl: Daha önceki örneklerimizde "Arı" suresinin Kuran'da
16. sure olduğunu ve Arı'nın kromozom sayısının da 16 olduğunu
belirtmiştik. Bildiğiniz gibi boy, göz rengi gibi tüm fiziksel
özellikler hücre içindeki gözle göremediğimiz kromozomlarda yer
alan genler tarafından belirlenir. Hücrelerimizin içindeki
23.kromozom çifti kişinin cinsiyetini belirler. Genetik olarak
Erkek ve Kadındaki kromozomlar aynıdır sadece kadınlardaki
23.kromozom çifti erkeklerden farklıdır. Kadınların fiziksel
özelliklerinin erkeklerden farklı olması da bu 23.kromozoma
bağlıdır.
Kuran-ı Kerim'deki
"Nisa" suresi de "Kadınlar" anlamına gelir. İlginçtir ki
"Nisa" (kadınlar) suresinin 23.ayetinde başka hiçbir yerde
geçmediği kadar çok sayıda "kız, kadın, anne" gibi dişil
kelimeler tekrarlanmaktadır. Yani "kız, kadın, anne" gibi dişil
kelimeler "Kuran'ın tümünde" en çok Nisa suresi 23.ayette
geçmektedir. Dolayısıyla ayetin numarası olan 23 sayısıyla
kadınlardaki 23.kromozom çiftine işaret edildiğini düşünüyoruz.
Canlıların kopyalanması etik değil!
Canlıların kopyalanmasından Kuran'da bahsediliyor mu?
Bahsediliyorsa,
sadece genel olarak kopyalamadan mı bahsediliyor? Bunun yasak
yada günah olduğuna dair bir bilgi var mı?
Dr. Ömer Çelakıl: Kopyalama yüce dinimiz İslam'a
aykırıdır ve etik dışı yanlış bir uygulamadır. Fakat genetik
biliminin ve embriyolojinin olmadığı bir çağda yani 1400 yıl
önce indirilen Kuran-ı Kerim de sanki bilim adamlarının
kopyalama yapacakları haber verilirmişçesine işaretler
bulunmaktadır. Kuran-ı Kerim'in bu ayetinde Şeytan'ın kötü
faaliyetleri vurgulanmaktadır.


Kopyalanmış bir hayvandan çok sayıda kopya hayvan üretme (ikinci
nesil kopyalama) deneylerinde Kulak Dokusundan hücreler alınarak
kopyalama gerçekleştirilmiştir. Yani yakın tarihte yapılan ilk
deneylerde hayvanların kulağı kesilip hücre alınarak kopyası
üretilmiştir. Kuran-ı Kerimin bir ayeti şöyledir:
"...(Şeytan dedi ki) Mutlaka onlara emredeceğim de hayvanların
kulaklarını kesecekler ve yine mutlaka onlara emredeceğim
de Allah'ın yarattığını değiştirecekler..." (Nisa Suresi
119.ayet)
Az önce
tarihteki ilk 2.nesil kopyalamaların hayvanların kulakları
kesilerek alınan hücrelerle gerçekleştirildiğini vurgulamıştık.
Ayrıca bu hücrelerin genetik yapısıyla oynayarak yaratılış
kanunlarına müdahelede bulunmaya çalışan kimseler de vardır.
Dolayısıyla genetik biliminin olmadığı bir çağda yani 1400 yıl
önce indirilen ayetteki ifadelerle mucizevi benzerlikler vardır.
Yapılan
bazı kopyalamalarda meme dokusundan da hücreler alınmıştır fakat
Tarihteki ilk 2.nesil kopyalamalarda hücreler kulaktan
alınmıştır.(Japonya'daki Kagoşima Enstitüsünde ve Brezilya'daki
Vitoria ineği)
Kuran'da sağlık ile ilgili önemli bilgiler de bulunuyor...
Kuran'da sağlık ile ilgili de pek çok bilgiye
işaret ediliyor. Kandaki oksitlenme, Demir ve Retina gibi...
Hemoglabin
ve Demir
Dr. Ömer
Çelakıl: Kuran'ın indirildiği çağda henüz kimse oksijen ve
karbondioksiti vücudumuzdaki kanda taşıyan Hemoglobin
molekülünden haberdar değildi ve böyle bir tıp terimi de yoktu.
Nitekim mikroskoplar da henüz icad edilmemişti. Ayrıca kana
kırmızı rengi veren de yine Hemoglobin'dir ve demir eksikliğinde
anemi hastalığı (kansızlık) ortaya çıkar.
Vücudumuzdaki
Demir (Fe) elementi sayesinde oluşan Hemoglobin hayatın devamı
için şarttır. Hemoglobinin ortasında bulunan Demir (Fe)
elementi oksijeni kendisine bağlar ve kanda taşır. Kuran'daki
Hadid yani Demir suresinde demirin insanlar için faydalar
taşıdığı şöyle belirtiliyor:
"...Demiri
de indirdik ki onda büyük bir kuvvet ve insanlar için
faydalar vardır..." (Hadid suresi
25)
Gördüğünüz gibi
48:25 numaralı ayette yan yana gelen harfler mucizevi bir
biçimde FE (Demir) ve Hemoglobin kelimelerini
oluşturmaktadır.(Hemoglobin kelimesini oluşturan harfler soldan
sağa ters, Demir yani (Fe) sağdan sola.) Ayrıca Hemoglobini
oluşturan harfler başka hiçbir ayette yan yana gelmiyor
dolayısıyla rastlantı diyemeyiz.

Hemoglobin
kelimesi Türkçe, Arapça, İngilizce ve farklı dillerde hemen
hemen aynı şekilde yazılıp okunmaktadır. Başka örneklerde olduğu
gibi burda da aynı yöntemi kullandık o nedenle matematiksel
açıdan tüm bunlara tesadüf gözüyle bakamayız. Hemoglobin
terimi modern tıp tarihinde 1869 yılında ortaya çıkmıştır
KuranıKerim ise 610 yılında indirilmeye başlanmıştır.
Dolayısıyla yüzyıllar öncesinden bu hayati moleküle ismen işaret
edildiğini düşünüyoruz.
Kandaki
Oksitlenme
Dr. Ömer
Çelakıl: Kuran-ı Kerim'in Mutaffifin suresi 13.ayetinde
"Kalplerin üzeri Pas bağladı... "şeklinde bir cümle yer
almaktadır. Dikkat ederseniz çamurlandı veya tozlandı gibi
kelimeler değil de "Pas bağladı" ifadesi kullanılmaktadır.
Paslanma "Demirin Oksitlenmesi" demektir. İlginçtir ki Kuran'da
bahsedildiği gibi vücudumuzdaki kanda (dolayısıyla kan
dolaşımının merkezi olan kalpteki) demir sürekli
oksitlenmektedir.
Yani Kuran'da
bahsedildiği gibi kalbimizde ve damarlarımızda her gün her saat
paslanmaya benzer bir reaksiyon gerçekleşmektedir ve demir
oksitlenmektedir. Havadan aldığımız oksijen kandaki hemoglobinde
bulunan demir sayesinde vücutta taşınmaktadır. Yani aldığımız
oksijen kandaki demir ile reaksiyona girmektedir ve bir anlamda
paslanmaktadır. Fakat biz bu reaksiyonu gözle göremeyiz.
Kısacası bu ayette bilimsel ve mucizevi bir benzetme yapıldığını
düşünüyoruz fakat bu sadece bir yorumdur. Yukarıda da
bahsettiğim gibi, Kuran'ın hemoglobin ve demir atomuyla ilgili
mucizevi kanıtlar sunduğunu dile getirmiştik.
Retina
Dr. Ömer
Çelakıl: Retina, görmemizi sağlayan hücrelerin bulunduğu göz
tabakasıdır. Görme işlevini sağlayan göz bölümünün aslında
Retina olduğu Kuran'ın indirildiği yıllarda bilinmiyordu hatta
kimse retina kelimesinden haberdar bile değildi. Buna rağmen
Kuran'da "Retina" kelimesinin geçtiğine dair açık kanıtlara
rastlıyoruz.

R-E-T-İ-N-A
harfleri sadece 35:8 numaralı ayette geçmektedir. Üstelik bu
ayette "görmekten" ve "göstermekten" bahsedilmektedir
dolayısıyla retinaya işaret güçlenmektedir. Görmeyi sağlayan
retina kelimesinin geçtiği bu ayette "...güzel gösterilip de
güzel gören kimse..." cümlesi yer almaktadır. Sonraki ayetlerde
aynı surenin 19.ayetinde "Kör ve gören aynı olmaz" cümlesi
geçiyor. Bilindiği gibi retina hasarları kalıcı körlüğe neden
olur. Sonraki 20.ayette ise "Karanlık ve aydınlık da aynı olmaz"
ifadesi geçmektedir ki zaten retinada ışığa duyarlı hücreler
bulunur. Bu saydığımız ayetlerdeki görmeyle ilgili cümleler tüm
Kuran'da çok nadir geçmektedir o nedenle retina kelimesinin
binlerce ayetin arasında sadece bu ayetlere denk gelmesi
matematiksel açıdan tesadüfi değildir.
Öğrenme sorun olmaktan çıkacak
Bir araştırmanızın sonucunda insanlarda,
algılama sorunlarına ve özellikle "öğrenme" ile ilgili sorunlara
çare olacak bir "cihaz" icat ettiğinizden bahsetmiştiniz. Bu
cihaz, bilginin kolayca algılanmasını ve hafızaya kayıt
edilmesini nasıl kolaylaştıracak?
Dr. Ömer Çelakıl:
Beynimizdeki milyarlarca nöron elektriksel sinyallerle bağlantı
halindedir. Yani vücudumuz ve beynimiz kompleks bir elektriksel
mekanizma ile donatılmıştır. Elektriksel hareketin olduğu her
yerde manyetik alan da vardır. Yani elektrik, manyetik alan
oluşturabilir ve manyetik alan da elektrik oluşturabilir. Farklı
frekansta manyetik alanlar oluşturarak beyindeki elektriksel
aktiviteyi etkilemeye çalışıyoruz ve bunun için basit bir cihaz
tasarlamaya çalışıyoruz. Üzerinde çalıştığımız bu basit
tasarımlı cihaz henüz tamamlanmadı o yüzden başarılı bir cihaz
tasarladığımızı söylemek için henüz çok erken, fakat olumlu
sonuçlar aldığımızı söyleyebilirim. Bu cihazın sağlık açısından
da bir zararı olmaması önemli. Ayrıca cihazın beyindeki hangi
bölgeleri etkileyeceği de önemli çünkü beyinde konuşma, görme,
işitme gibi farklı bölgeler mevcut örneğin bir kişinin konuşma
yeteneğini etkilemek için manyetik alanı Broca bölgesine
yönlendirebilirsiniz.

Üzerine konuştuğumuz bu cihazın
rüyaları ciddi anlamda etkilediğini de gözlemledik. Mesela
yıllardır rüya görmeyen veya gördüğünü hatırlamayan kişiler
üzerinde yaptığımız basit deneylerde bu kişilerin bu cihazdan
etkilenerek çok net görüntülerle donanmış yani gerçeği anımsatan
rüyalar gördüğünü gözlemledim.
Uykusuzluk ve uyanamama problemleriniz ortadan kalkacak
Yine bir
araştırmanızda Kuran'da insanların özellikle uyku sorunlarına
çözüm olan bir şifre olduğuna dair bir beyanınız olmuştu. Bundan
bahseder misiniz?
Dr. Ömer Çelakıl:Kuran'da
yer alan Hadid (Demir) suresinde demirin insanlar için bir takım
faydalar barındırdığı vurgulanıyor. Ben de farklı geometrik
yapıdaki demir parçalarının oluşturduğu (veya topladığı)
manyetik alanın insan beyni üzerindeki etkilerini bir süredir
deneysel anlamda araştırıyorum (Bu deney fakültemizdeki bazı
profesörlerin de oldukça ilgisini çekti) Demir sayesinde
toplanan bu manyetik alanların insan beynini programlama
konusunda yardımcı olduğunu gözlemledim.
Örneğin, uyku problemi olan ve
istediği saatte uyanamayan kişiler üzerinde uyguladığım deney
sonucunda bu kişilerin tam uyuma saatinden önce kalkmak
istedikleri saati düşünmelerini istedim ve diledikleri saatte
dinç bir biçimde kalktıklarını gözlemledim (Uykuya başlamakta
güçlük çekenler üzerindeki etkisi ise henüz belli değil) Bu
deney için uzun helezonik (veya silindir) yapıda demir
ağırlıklar kullandım. Bu demir parçalarını, sinirlerin geçtiği
anatomik yapı olan omurganın yaklaşık 20 cm altına uzunlamasına
yerleştirdim.(Şöyle de düşünebilirsiniz: Yatak altına sırtınıza
20 cm uzaklıkta değmeyecek biçimde uzun ve silindir yapıda demir
yerleştiriyorsunuz ve uyuyorsunuz) Şayet daha güçlü bir etki
oluşturulmak isteniyorsa demiri sırta daha yakın tutmak veya bir
ucunu baş kısmının altına gelecek biçimde yerleştirmek
gerekiyor.(Çünkü manyetik alanlar beyindeki nöronlarla daha
güçlü etkileşime giriyor) Bu deneyden bir tv programında kısaca
bahsetmiştim ve sabahları uyanamayan bir çok kişiden tebrik
mesajı aldık.(Bazıları silindir demir temin edemediği için
benzer şekilde olan twister yani bükülen uzun demir şeklindeki
spor yaylarıyla deneyi uygulamışlar)

İnsanlar merak ediyorlar, fiziksel olarak
teleportasyon (ışınlanma) yapabilmek mümkün müdür? Kuran'da
teleportasyon yapılabileceğine dair bir bilgi var mı?
Dr. Ömer Çelakıl:
Kuran'daki Neml suresinde Süleyman Peygamber'in farklı bir
ülkede bulunan kraliçenin tahtını aynı saniye içerisinde
mucizevi bir biçimde getirttiği anlatılır. Bu ayet ilk bakışta
bize teleportasyon (ışınlama) veya görüntü naklini (televizyonu)
anımsatmaktadır. Televizyon dalgaları öylesine hızlıdır ki
kilometrelerce uzaklıktan aynı saniye içerisinde görüntü nakli
yapılabilmektedir.
Bu konuya işaret eden ayet
şöyledir:
"Yanında kitaptan bir ilim
olan kimse ise: "Gözünü açıp kapamadan ben onu (tahtı) sana
getiririm" dedi. (O anda Süleyman) onu (tahtı) yanıbaşına
yerleşmiş olarak görünce..." (Neml 40)
Biyografi: Dr. Ömer Çelakıl
1980 doğumlu.
İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesinden mezun oldu.
Kuran'ın Şifresi adlı kitabı Sınırötesi Yayınları’ndan 2002
yılında çıktı ve aynı yıl en çok satan kitap oldu. Düş ve Nokta
yayınlarından kitapları yayınlandı. İstanbul'da yaşıyor,
metafizik konularına ilgi duyuyor. Kuran'daki matematiksel
sistemi incelemeye devam ediyor.
|